25
ekim
2013
Bütün partilerin, devlet temaslı sivil ör-
gütlerin ve gelecek kaygısı taşıyan her gi-
rişimcinin savunduğu/beslediği “oy rejimi”,
doğal olarak “oy avcısı” politikacı, oy hesaplı
hizmet parkuru, oy muktedirliğine talip hü-
kümet programı kültürüne dönüşecektir.Bu
kültürün kontrol yöntemi de “seçim barajı”
olmuştur.
Oy rejimininbarajı
Devletin, rejimini korumak adına oluş-
turduğu tüm barajların anası olan seçim
barajı, aslında basit bir denkleme yaslanı-
yordu: Tehlikeli olan, “barajı aşandır”. Bu
sebeple “tırnakları” çekilmemiş hiçbir hare-
ketin barajı aşmasına izin verilmedi. 12 Ey-
lül Darbesi’nin “kontrollü oy” stratejisinin
garantörü olan “Anayasa”yı delen (Özal’ın
Bir kez Anaysa delinse ne olur ki?” sözünü
hatırlayalım) ANAP’ın lideri Özal’ı “sınırı
aşan lider” olarak suikast hedefi kılan da
aynı zihniyetti.
Sayın Başbakan’ın Demokratikleşme
Paketi’ni açıklarken şerh düştüğü “Biz gel-
diğimizde yüzde on barajı vardı” gerekçe-
sini aslında “oy rejimi” döneminden “oyun
demokratikleşmesi” dönemine geçişin “aşa-
malandırılmış demokrasi” stratejisine bir
gönderme olarak okumak gerekir. Çünkü
gelinen aşama, “krizi soruna evriltme” aşa-
ması olarak tanımlanıyordu. Örneğin “Kürt
krizi” artık “Kürt sorunu” ligine düşürülmüş
ve çözüm seçeneklerine açılan bir süreç
teklif edilmişti. “Başörtülü aday” bile “yerli
yerinde, günü geldiğinde” dikkatini önemli
kılıyordu.
Ancak oy rejimi ile oyun demokratikleş-
mesi arasındaki “kalite” farkını en iyi orta-
ya koyan yakın örnek olarak Gezi olayları
hatırlandığında, Demokratikleşme Paketi
kriz” bağlamında kimin için hangi hede-
fin aşaması olarak görüleceğini tartışmaya
açıyor. Pekiştirmek için simetrik bir cümle
kurarsak, krizleri normalleştirerek soruna
evriltecek anahtar soru şudur: Açıklanan
Demokratikleşme Paketi, oy rejiminin de-
vamını mı (AK Parti lehine tabiî) getirecek,
yoksa oyun demokratikleşmesini mi (velev
ki AK Parti aleyhine sonuçlansın) sağlaya-
cak?
Demokratikleşme Paketi’nden oy rejimi
yanlısı zihniyet için kriz kaynağı çıkmama-
sı tam bir “hayal kırıklığı” olmuştur. Paket,
Dağ fare doğurdu” ironisine değil, “Bu pa-
ketten kriz çıkmaz” sığlığına eşik olmuştur.
Paketin kurdelesi olan “seçim barajı” açılı-
mı/açılışı da AK Parti’nin en güçlü olduğu
dönemde ve güçlenecek şekilde kurgulan-
mış teklifi olarak, muhalefeti kaçacak delik
bırakmayacak şekilde “oy kapanı” içine dü-
şürmüştür.
Oyun demokratikleşmesi, rejim peşinde
olan her kesimin temsil hakkı elde edebi-
leceği “kolay yüzde” tavı değil, oyun sandık
yüzdeliğindeki derinliğinin yüzeyde bıra-
kacağı dalga boylarının herkesin hayrına
sonuç vermesi demektir. Örneğin partilerin
aldığı oy yüzdeliği değil, tüm yüzdeliklerde
saklı olan “yaşam standardı”, “özgür iklim”,
güven eşitliği”, “seçilmişlik hissi” ve “aidiyet
kapısı” gibi ortak taleplerin karşılık bulma-
sıdır.
AK Parti “iki kişiden biri”nin oyunu al-
mış, ancak oyun demokratikleşmesi ivme-
sinde en az yüzde 75 oy yüzdeliği etkisi
yaratmıştır. Yüzde 50’nin AK Parti’ye karşı
olduğu tezinin etkisi bile yüzde 25’i aşama-
mıştır. Muhalefetin saldırganlığı, aldığı oy
yüzdesinin azlığı veya milletvekili sayısı de-
ğil, tam aksine oyu demokratikleştirmedeki
performans düşüklüğüdür. Örneğin MHP,
ülkenin her taşına hizmet gitmesi noktasın-
da BDP’nin yüzdeliğinde kendisine ait saklı
gücü görememiştir. CHP, AK Parti’nin al-
dığı yüzdeliğin en az yarısının taleplerindeki
yaşam tarzının savunduğu toplumolduğunu
fark edemeyecek kadar körleşebilmiştir.
Oyun demokratikleştirilmesindeki gücü
yakalayan tek parti AK Parti olmuştur.
Sandıktan çıkan ve başka partilere dağılan
yüzdeliğin en az yarısını kendine hizmet
ettirmeyi bilmiştir. Muhalefetsiz demokrasi
krizi eşiğine gelmiş olmamızın ana nedeni
de bu başarıdır.
Gezi olayları,AK Parti’nin oy yüzdeliğin-
de değil, alamadığı yüzdelikte olan etkisini
riske sokmuştur. Hatta süreci doğru yöne-
temeseydi Başbakan, kendisine ait olmayan
oylardaki etkisi sıfırlanacaktı. Bu da etki
alanı oy yüzdeliği ile aynı kalacağından, ger-
çekten yüzde 50, diğer yüzde 50’ye hükme-
diyor olacaktı.AK Parti,bu dönem oy rejimi
dönemini kapatıp oyun demokratikleşmesi
dönemine geçişi hızlandırmalıdır. Pakette
sunduğu seçenekleri oy rejimi taktiği içinde
bir bant olarak kullanmamalıdır.
Demokratikleşme Paketi tüm parti-
lere aldığı oy yüzdeliğinden daha fazla
etki(leme) alanı açmaktadır. Örneğin bu
paketle BDP’nin oy yüzdeliği CHP’nin
gerisinde kalacak, ancak etki yüzdeliği onun
önünde olacaktır. Çifte kavrulmuş etkisiz
eleman eşiğine düşme olasılığı en yüksek
parti MHP’dir ki konuşlanma becerisi ola-
rak ısrarla oy rejimini savunmasaydı eğer,
AK Parti’ye ait oy yüzdeliği içinde en az
on puanı etki alanı içine alabilecekti. Yani
MHP, AK Parti’nin oylarındaki etkili ele-
man olarak AK Parti’ye ait oyu çoğulcu
kılacaktı, oyu demokratikleştirecekti. Fakat
MHP, siyaseti milliyetçiliğin oy rejimi ola-
rak okumakta ısrar ettiği ve oy getireceğini
sandığı “Ülke bölünüyor”, “Ülkeyi dış güç-
ler yönetiyor”, “Türklük artık yasaklanıyor”
gibi “oy andı” diyebileceğimiz okumaları
aşmadığı için oyun demokratikleşmesi sü-
recinde aktör olamıyor. Sayın Bahçeli’nin
Andımız’ı okuması bile ezberden “oy andı”
söylemini bırakmayacağına işaret ediyor.
Oysa MHP’nin CHP, AK Parti ve hatta
çok az da olsa BDP içinde etki alanı olan bir
yüzdeliği var. MHP, ülke yararına ne varsa
ve bu teklif hangi partiden gelirse gelsin,
sahiplenmesi gerektiği halde -milliyetçilik
okuması budur- reel politikanın hışmına
uğrar endişesiyle (biraz da halkın basiretine
güvenmediği için) uzak duruyor.
Bir başka örnek: HAS Parti, varlığını ko-