23
ekim
2013
Servet Hocaoğulları
Demokratikleşme
Paketi’nden oy rejimi yanlı-
sı zihniyet için kriz kaynağı
çıkmaması tambir “hayal
kırıklığı” olmuştur. Paket,
Dağ fare doğurdu” ironisi-
ne değil, “Bu paketten kriz
çıkmaz” sığlığına eşik ol-
muştur. Paketin kurdelesi
olan “seçimbarajı” açılımı/
açılışı da AK Parti’nin en
güçlü olduğu dönemde
ve güçlenecek şekilde
kurgulanmış teklifi olarak,
muhalefeti kaçacak delik
bırakmayacak şekilde “oy
kapanı” içine düşürmüştür.
***
Gezi olayları, AK Parti’nin
oy yüzdeliğinde değil,
alamadığı yüzdelikte olan
etkisini riske sokmuştur.
Hatta süreci doğru yönete-
meseydi Başbakan, kendi-
sine ait olmayan oylardaki
etkisi sıfırlanacaktı. Bu da
etki alanı oy yüzdeliği ile
aynı kalacağından, gerçek-
ten yüzde 50, diğer yüzde
50’
ye hükmediyor olacaktı.
AK Parti, bu dönemoy
rejimi dönemini kapatıp
oyun demokratikleşmesi
dönemine geçişi hızlandır-
malıdır. Pakette sunduğu
seçenekleri oy rejimi tak-
tiği içinde bir bant olarak
kullanmamalıdır.
***
Kriz-paket bağına gelince...
Türkiye’nin, “kriz” denin-
ce sadece ekonomik kriz
kültürü olan bir topluma
sahip olduğunu görüyoruz.
İnanç ve/veya Kürt krizini
bile “Dış güçlerin hainlerle
iş birliği” diye okumakta
ısrar etmesinin sebebi de
aslında kendi oyunun etki
yüzdeliğini sıfırlayan, tam
bir demokrasi cahili bırakıl-
masındandır. Bu cehalet,
kuşkusuz oy rejimini ayak-
ta tutmaya çalışanların
güncellenen oyunlarından
sadece birinin sonucudur.
***
Oy”undemokratikleşmesi
D
EMOKRASİ
,
Cumhur iyet
modelinde “oy
rejimi” olarak
kurgulandı. Oy
kaybettirecek
şey”in
ülke
yararına olması
veya oy kazandıracak şeyin ülke zararına
olması, yönetirken hesap dışı, en azından
ertelenen hak olarak planlandı. Yukarıdan
aşağıya toplum mühendisliğine inanan ve
rejim bekçileri olduğuna şartlanmış güç
odaklarının, seçmenin neyin ülke yararı-
na, neyin zararına olduğuna ilişkin bilinç
ve irade zaafiyeti taşıdığı tezi de yedekle-
nince “halk için, halka rağmen” rejiminin
adı da “Kendine özgü şartları olanTürkiye
demokrasisi” şeklinde oluştu. Bu senar-
yoyu ortak kaleme alan taraflar, muktedir
oluşlarını “kriz”e borçlu oldular. Her alan-
daki kriz, sadece onların “beyaz” ve “zen-
gin” olmalarını sağladı.
Krizlerin toplum-devlet sınırında bi-
riken enerjisinin “sosyal patlama” eşiğine
gelmesi aşamasında (bu aşamaya gelmesi-
ni örgütleyen faili meçhul taraflar da var)
kurucu aile” iddiasıyla “kurtarıcı” rolüne
büründüler ve sahip oldukları “beyaz güç”
iktidarının güncellemesini de kurucu me-
tin salvolarıyla “anayasa” kıldılar. Tabiî ki
ihtilal metoduyla”…
Krizi “anayasa” diye paketleyenler, ana-
yasayı,kurulandüzeni bozma ihtimali olan
her çabayı, fikri, duyguyu ve hatta yüksek
sesle dillendirilen rüyaları bile mahkûm
edecek şekilde yoruma açık bıraktılar.
Yorumu da kuvvetler ayrılığı denklemin-
de yasama ve yargı üstlendi. Yürütme ise
kurulan düzeni yürütenler” olarak tasvir
edildi.Düzen dışı diller,“tavsiye”adı altın-
da hizaya sokuldular. Oluşan/ oluşturulan
(
bu) psikolojik eşik, “oy rejimi”ni “Bin yıl
sürecek!” tablosuna evriltti.
Bugün toplum, demokrasiyi “oy rejimi”
olarak tanımlamıyor. Bugün oluşan psi-
koloji, demokrasiyi ancak “oyun demok-
ratikleşmesi” olarak yorumluyor ve oyun
ideolojileştirilmesine, sandıktan çıkan
iradenin rejimleştirilmesine itiraz ediyor.
Dolayısıyla toplum, sadece psikolojik eşiği
aşmış değil, aynı zamanda oy psikolojisini
de kendi kontrolünde tutar hale gelmiştir.
Toplum, sorunlarını “esneme payı” ile
kendi içinde çözerken, devlete muhalefeti
de “adalete teslim etmek”şeklinde uygulu-
yordu. Adelet adresi olma noktasında gü-
ven kaybına uğrayan resmî ve sivil tarafları
değiştirecek kadar sağduyuya sahip olan
toplumun bir tek dalgınlığına “dünya” ge-
liyordu. Çünkü oy rejimi, “kapalı toplum”
modeli dayatıyordu ve baskın siyasallaşma
parkuru olarak toplumu dünyadan koparı-
yordu. Üstelik dünya hakkında toplumun
bildiği ne varsa bunu “medya”ya borçluy-
du.Medya da “oy rejiminin”bülteni olarak
varlığını sürdürebiliyordu.
Bu tablo,alternatif her umuda net mesaj
veriyordu: Toplumu oy rejiminden oyun
demokratikleştirilmesine taşıyabilecek