111
ekim
2013
>> Üslup ve yaşamlarını beğen-
memiş, hattamesela şimdi saydı-
ğımbu isimler gibilerinin çeşitli
cemiyetlere bağlı olduklarını da
düşünmüş olabilirsiniz. Fakat onları
Türkiye’de önemli yerlere getiren
meziyetleri, ulaştıkları bilgiyi ölçme
yetenekleri ve bu yetenekleriyle
gündemi şekillendirme zekâsına
sahip olmalarıydı.
Başka bir ifadeyle şunu da söy-
leyebilirim: Ülkeyi yöneten idare-
cilere her an ulaşabilme gücüne
eriştikleri halde, o idarecilerin şahit
oldukları söz ve tavırlarını sakla-
mayı, haber yapmamayı da bildiler
onlar…
İşte günümüz gazeteciliğinde
yitirilen ahlakın ve günümüz gaze-
tecilerine idarecilerin güvenemez
oluşunun getirdiği şey, “büyük gaze-
teci” şeklinde nitelenecek kimsele-
rin olamayacağını gösteriyor. “Çok
önemli araştırmacı gazeteciler var.
Ne davaları nerelere taşıdılar?” diye
düşünebilirsiniz elbette, fakat bu dü-
şünceyle sayılabilecek gazetecilerin
kendilerini nasıl ziyan ettiklerine
şahit olmadığımızı söyleyemeyiz.
İşte böyle kendini ziyan eden
gazetecilerden biri sanırımMehmet
Baransu. Yaptığı araştırmalar ve
gösterdiği cesaretle ülkemiz de-
mokrasi hayatına etkisi doğrudan
gözetilecek ve imza attığı önemli ha-
berleri asla inkâr edilemeyecek olan
Baransu, galiba bugünlerde bilgiye
ulaşmakta zorlanıyor. Sosyal medya
aracılığıyla paylaştığı bir bilgi ve söz
konusu paylaşımdamuhatap aldığı
bakanla girdiği ölçüsüz atışma, bu
durumu gayet açık ve net biçimde
gösteriyor.
Başta belirtmiş olduğumölçme
yeteneğine ve bu yeteneği kullana-
cak gündemşekillendirme zekâsına
sahip olmadığını hissettirmesi,
bundan sonra kendisine bilgi akta-
rabilecek kimselerden de etmiştir
sanırımBaransu’yu. Zira paylaştığı
bilginin, bu ülkenin gündemine,
siyasetine, gençliğine veya sporuna
nasıl bir etki edeceğinin hesabını
yapamayan birinin sunduğu bilgi
hangi hükmü taşır ki?
Başta birileri tarafından
Hükümet’in adamı” diye yaftalanan
Mehmet Baransu’nun bugünlerdeki
muhalif duruşu hepimizinmalumu-
dur. Paylaştığı bilginin içeriği ise şu
değerlendirmede hiç önemli değil.
Ama sahibi olduğu kin, ayrıştırmaya
çalıştığı Hükümet’i sadece güçlendi-
rebilecekken, kaynatmaya çalıştığı
gündeme de hiçbir etki etmemiştir.
Gazeteci” dediğininse kursağı olsa
gerektir…
lara açıklanan yıllık zammı
işitince düş kırıklığına
uğrayanmemurlar gibiydi.
Nerede o bir dokununca on
bin cümle ile karşılık veren
Başbakan?
Bekledi, sordular,
Suriye’ye sınırlı bir mü-
dahale bizi tatmin etmez
dedi… Bakın burada Sezar’ın
hakkını Sezar’a vermek
zorundayız. Zira dünlere
göre 30 Ağustos günü de-
ğişik bir tutum sergiledi.
Sınırlı müdahaleyi tek
başına yapacağını söyleyen
ABD Başkanı’na, Kerry’e,
hatta Amerikanmedyasına
Beni tatmin etmeyen bu
açıklamalarınızın hesabını
sorarım, soracağımda ha!’
filan da demedi. Ha Obama
bizimkini tatmin etmek için
ne yapmalı? Onu da açıkla-
dı: ‘
Müdahale, öyle vur git,
24
saatte uğra git olmazzzz!
dedi. Bir iki gün değil, Esad
rejimi devrilinceye dek,
Kosova’da olduğu gibi, 78
gün gece-gündüz, denizden
ve havadan vursa, vursa-
lar... Ah bir de bizimkinin
beklediği gibi gönüllü
koalisyon askerleri girse
Suriye’ye. Komşu ülkeye
kuzeyinden tabiî bizim
ordu birlikleri de... İşte o
zamanmüdahaleye müda-
hale diyecek/diyebilir T.C.
Başbakanı…”
Hayııır, olmaaaaazzz…
Yahu “Gereği yok” diyorum
ya, daha rahat okunabilsin,
daha fazlasına ulaşılsın
diye sadece küçük bir kat-
kı… Öncelikle redaksiyon
ücretine gerçekten de gerek
yok…
Hani şöyle boyundan
posundan, eninden yanın-
dan yazıya şöyle bir bakı-
yorumda bir tespit, bir ışık,
bir ifadeyi ara ki bulasın…
Amma ve lakin yazının
öyle de bir yeri var ki, hani
Saçmaladımmadem, işte
bu da sıvası” olmuş. Cum-
hurbaşkanımız Abdullah
Gül ile Başbakanımız Tay-
yip Erdoğan’ın eşlerinden
bahsettiği o iğrenç, o densiz
kısım, yazının baştan sona
kopukluğunu, sersemliğini
anlatıyor. Hani derdi Suriye-
Türkiye diplomasisi değil-
miş de bu hanımefendiler-
miş, ama onlar hakkında
sahip olduğu iki cümlelik
hisse dair uzun bir yazı
yazamayacağı için bu şekil-
siz tertibi kurduğunu anlat-
maya çabalıyormuş gibi bir
düşünce uyandı bende.
Saldırganlık, bu kafanın
üzerinde yürüdüğü tek
yol. Çözüm bulamayınca
hakaret, galip gelemeyince
çirkeflik, her seferinde
mağlup olunca saldır-
ganlık bunlarda. Ve bunu
yaparken dehiçbir hududa
uymuyor, ahlakî hiçbir ölçü
tanımıyorlar. Böyle gelmiş,
böyle gider mi?..
Arkadaşım bak, iyi bak!
Ben sana “Türkiye’de petrol
yok” demiyorum, “Petrol
olması için biraz zaman
gerekli” diyorum, o kadar…
Hem biraz sabır gösterirsen,
öyle dışarılardan araştırma
gemileri getirtip paranı
çarçur etmene gerek yok,
anladınmı? Anladın, an-
ladın…
Mehmet Baransu’dan
büyükgasteci”
olurmu?
NE
gazeteciler geçti şumemleketten. Abdi İpek-
çi, UğurMumcu,MehmetAli Birandderkenkimler
kimler geliyor insanınaklına.