109
ekim
2013
Uluğ Bayındır //
>> Çalışmaktayım… Çalışmak-
tayım… Çalış… Iışşş… Olmuyor,
olmuyor… Abi kayış koptu, anla-
yış göstergesinde hata veriyor,
kendini imha edecek!..
Bildiğiniz üzere bir sendikaya
bağlı kamu çalışanları, süresi
belli olmayan bir eyleme girişe-
rek sivil itaatsizliğe başladılar.
Bu eylemin amacı, kamuda
çalışan başörtülü hanımların
insanlık ıstırabının dindiril-
mesini taşıyor. Bu eyleme
katkı olsun diye milyonlarca da
imza toplandı, hatırlarsınız. Bu
eylem, geçen sezonki eğitim-
öğretimyılının bitişinden sonra
başlatılmıştı, dolayısıyla Millî
EğitimBakanlığı bünyesinde
çalışıp da bu eylemi başlatan
sendikaya bağlı olan başörtülü
öğretmenlerimiz, söz konusu
sivil itaatsizlik düşüncesini yeni
eğitim-öğretimyılının başlama-
sıyla uyguladılar.
İşte bu öğretmenlerimizden
biri de Balıkesir’de görev yapan
Elif Hoca. Elif Hoca’nın derste
ve okulda başörtülü şekilde
bulunduğunu gören bir veli,
doğrudan bu öğretmenin du-
rumunu okulunmüdürüne
şikâyet edip (sanırım) “Müdür
müdüüüürrr! Görmüyonmu
okulda türbanıynan dolanıp
duranı? Ahan da şuraya yazı-
yom. O gadını göndermezsen
ben de bütünmedyağyı buraya
yığacam” deyince, okul müdürü
de (kıyamam) “Hocamız filanca
sendikanın üyesi olması ve söz
konusu sendikanın böyle bir
eylemi sürdürmesi sebebiyle
öğretmenimize müdahale
edemeyiz. Önemli olan kıyafet
değil, öğretmenimizin öğren-
ciye vereceği katma değerdir”
diye cevap vermiş. Haliyle veli
de “bütünmedyağyı” yığmış
okul bahçesine…
Aklıma birden ortaokul ve li-
sedeyken okul bahçesinin kapı-
sında bekleşen serseriler geldi.
Özellikle okul içinden birileriyle
kavga edecekleri zaman daha
kalabalık gelirler, hedeflerine
aldıkları kişilere gövde göste-
risiyle karışık baskın yapmış
olurlardı. Ne çektiyse müdür
yardımcısı çekti onlardan…
İşte bizimveli de öyle yığmış
basını okul bahçesine sanırım.
Habere atılan başlığa göre
Elif Hoca büyük tepki çekmiş
velilerden. Ama ne bir velinin
demeci var, ne de rahatsız bir
fotoğraf… Ama doğru, bir tane
fotoğrafı var Elif Hoca’nın. Öğ-
rencilerin arasında, okul bahçe-
sindeyken alınmış. Hani bizim
garabet, “İşte tepki çeken kadın
bu! Derhal haddini bildirin!”
diyor okuruna.
Neyse… Dedimya, herhangi
bir velinin demecine yer veril-
mediği gibi Elif Hoca’nın bağlı
olduğu sendikanın karşıtı olan
bir sendika üyesine durumu
yorumlatmış bizim garipler. O
mübarek de fetvayı vermiş: “Elif
Kısa suç işlemektedir. Biz bunu
kabul etmiyoruz. Yapılanın
kasıtlı bir davranış olduğunu
düşünüyoruz. Bugün buna ‘öz-
gürlük’ diyorlar ama bu özgür-
lükler, bir süre diğer öğretmen
ve vatandaşlara baskı olarak
yansıtılıyor.”
Açıkçası bu cümlelerden tam
olarak bir şey anlamasamda
aklıma şu da takılıyor: Haberde
Elif Hoca’nın bağlı olduğu sen-
dikadan herhangi bir üyenin
demecine yer verilmiş mi? Olur
mu öyle şey? Zatenmüdüre
baksana, hocayı korumuş, daha
ne istiyorsun?..
En başta kendimi biraz öv-
dümyine galiba, ama anlayışlı
olmak, gerçekten de insanların
kendilerini övdükleri bir özel-
likleri olmuş, siz de fark ettiniz
mi? Hani birbiriyle alışverişi
olmuş herkesin arasında böyle
muhabbetler dönüyor şu sıra,
fakat hiç de öyle bir yapıya
sahip olunmadığına şahitlik
ediyorsunuz. Ne empati var, ne
anlayış, ne de hoşgörü… Bütün
konuşmalar, “Barışa, sevgiye,
hoşgörüye en çok ihtiyacımızın
olduğu şu zamanlarda…” diye
sürüyor ve bitiyor. Ama bu
anlayış hep lafta kalıyor…
Bizim garabet görevini yapı-
yor, peki ya kendinden olmaya-
nı kalıplara sokmaya çalışanlar?
Bu halkın çoğu kâl ehli, kimi
olmuş vebal ehli, gayet azdır
kemal ehli…” diyor Baba… İşte
meselenin özü de bu!..
Rağmen
yaşayankafa
BEN
hoşgörülüadamımdır. Kendimdiyedemiyorumamaöyleyimdir. Hani kimneyi niye
demişse, niçinyapmışsaaltınabakar, empati yaparım. Yahuneacayipadamımbenöyle?!
Hattaöyleanlayışlıyımki tesettürüylevazifesininbaşınageçenöğretmenimüdüreşikâyet
edenveliyi bileanlamayaçalışmaktayım…