107
ekim
2013
Cansu Demirci
ve eşya içinde gösterme, tasvir ve
tahlilden çok telkin yolu ile sez-
dirme, Selim İleri’nin hikâyesine
estetik bir hava verir.”
Kaplan, makalenin devamın-
da ise hikâyenin dili hakkında
yorumlarda bulunuyor. “Gelinlik
Kız” hakkında yaptığı bu açıkla-
malar, bana kitabın içinde bulu-
nan diğer hikâyeleri de hatırlattı
hemen. Tümevarımyöntemiyle
diğer hikâyeler için de çıkarım-
larda bulundumve akademik
yaşamda elimi tutanMehmet
Kaplan’ın özel okumalarımda da
bana aynı desteği verdiğini fark
ettim. Selim İleri’nin öykülerin-
deki dil yapısı ve şiirselliğinin
çözümlemesini şu cümlelerle
anladımve öykülerdeki tadın bu
şiirsellik sayesinde olduğunu gö-
rüverdim:
Hikâyeci, tatlı çocukluk
izlenimlerini hatıralarının arasın-
dan anlatırken tamamlanmamış
ifadeler kullanır, kelimelerin yerle-
rini, fiillerin zamanlarını değiştirir.
Bu anlatış tarzı, hikâyeye bir şiir
havası verir.”
Kemal’in çocukluk hassasiyet-
lerinden sonra gençliği, yalnızlığı,
çoğu kez acıları son öykülerde
yer alıyor. Artık bir çocuğun
hüznünden sıyrılıp bir yetişkinin
yalnızlığına, dostluklarına şahit
oluyor okur.
Belki de bir ölüm;
sessiz, ağır, kötü bir ölüm, bir an
önce sona ermesini beklediğim.
Ölümün tutuk yürek atışları, ölüm-
cül bir yalnızlık, öldüren duygusuz-
luklar…”
On altı hikâye biter bitmez Se-
lim İleri, “Rüzgârla Gitti” başlığıyla
sunduğu son bölümde, 1985’e ka-
dar olan yazarlıkmacerasını, yaz-
dıklarını, yayımladıklarını, dost
edindiği büyük yazarları ve el-
bette “Dostlukların Son Günü”nü
anlatmış. Bu son bölümü bir ışık
niteliğinde kitabına yerleştirmiş
İleri.
Dostlukların Son Günü, o
hercaimenekşeli kitap, benim için
için andığımbu yaşanıp geçilmiş
zamanlarda, bu izler bırakmış kırık
anılarda, salt benim işitebildiğim
yağmur kıpırdanışlarıyla dolup
taşıyor sanki. Sözcükler, bölümleri
arasında bir türlü dile getirilmemiş
fısıltılar, iç ezgiler, inandırılamamış
aşklar duyar gibiyimhâlâ.”
Öyküyü seven, onun sıcacık
bağrında kendine yer edinmeyi
bilen, şiirselliği ve sezgiyi estetik
kabul eden herkese önerilebile-
cek en iyi on altı öykünün bileşi-
mi “Dostlukların Son Günü”.
Dostlukların daimolması di-
leğiyle…
AZERBAYCAN,
Erme-
nistan ve Gürcistan’da
eğitim alıp, çalışmalarını
Kafkasya’da sürdüren tek
bölge uzmanı olan Mehmet
Fatih Öztarsu’nun yeni ki-
tabı “Ama Hangi Türkler ve
Ermeniler”, Ermenistan ve
Ermeni meselesiyle ilgili bi-
linmeyen pek çok konuyu
gün yüzüne çıkarıyor. Kitap
Halklararası İlişkiler, Devlet-
lerarası İlişkiler ve Türkiye,
Azerbaycan ve Ermenistan
medya organlarından seç-
me röportajlar olmak üzere
3
bölümden oluşuyor.
Öteki Adam Yayınları ara-
sında çıkan kitap, Ermeni
meselesi denince akla ge-
len her soruya cevap ver-
mekte ve okuyucuları
Ermenistan’da sanal bir ge-
zintiye çıkarmakta. Alanın-
da tek olan çalışmayla ilgili
gazeteci görüşleri ise oku-
yucuların bu kitap sayesin-
de pek çok konuda donanım
sahibi olabileceği üzerinde
duruyor.
Bu kitapta yazılanlara ka-
tılırsınız ya da karşı çıkabi-
lirsiniz, soykırım var ya da
yok diyebilirsiniz, ancak iki
düşüncenin de Mehmet Fa-
tih Öztarsu’dan öğrenebile-
ceği bir şeyler var. Özellikle
2015
öncesi soykırım ko-
nusuna yeni nesil Türk ba-
kış açısını merak edenler için
Öztarsu’nun kitabı önemli
bir kaynak. Ötekini anlamak
ve diyalog için bir yerden
başlamak şartsa, bu kitap
Ermenilere ve Türklere düz-
gün bir tartışma yürütmeleri
için önemli argümanlar sağ-
lıyor. (Erdinç Ergenç, Interna-
tional Herald Tribune – Dün-
ya Editörü)
***
Mehmet Fatih Öztarsu
bugüne kadar hiç bir Türk
akademisyenin ya da ente-
lektüelin cesaret edemedi-
ği bir şeyi deniyor. Ermenileri
Ermenistan’da ve Ermeniler
içinde anlamaya çalışıyor. Bu
açıdan çok önemli bir çalış-
ma… (Mehmet Kamış, Zaman
Gazetesi Genel Yayın Yönet-
men Yrd.)
***
Kitap, Öztarsu’nun hem
2010
yılından bu yana
Ermenistan’daki ikameti sı-
rasında yaşadığı kişisel tec-
rübeleri dolayısıyla bu ül-
kenin insan malzemesi ve
sosyal özellikleri hakkında-
ki çok değerli gözlemlerini
barındırıyor hem de yazarın
uluslararası ilişkiler alanın-
daki akademik vukufiyetinin
ürünü olan dikkat çekici ana-
liz ve değerlendirmeleri. Böl-
geye ilgisi olan herkesin mu-
hakkak okuması gereken bir
eser. (İbrahim Kiras, Star Ga-
zetesi Yayın Danışmanı)
Tek
Kanatlı
BirKuş
Yaşar
Kemal
E
DEBİYATIMIZIN
çınarı, büyük
usta Yaşar Kemal’in “Tek Kanatlı
Bir Kuş” adlı eseri, toplumda
bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korku-
nun destansı bir romanı. 
Halkının, neden terk ettiği bilinme-
yen, gizemli, karanlık bir kasaba ve bu
kasabaya atandığı halde gidemeyen
bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir
istasyon şefi ve “Alamancı” bir genç
kadın... Ve bütün fantastikliğine karşın
son derece gerçekçi gelen bir dünya...
Metafor mu, alegori mi yoksa?
Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı,
kişilerin zenginliği ve derinliği, zaman
zaman bir röportaj keskinliği kazanan
masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal
romanı.
Tek Kanatlı Bir Kuş”ta, toplumda
bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan kor-
kuyu anlatan Yaşar Kemal, kitabın
ana teması olan “korku” ile ilgili “Ben
hep korkudan korktum. Korkudan çok
korktum. Roman yazdığım zaman,
içimde bir korku istemezdim. O yüz-
den bu kitapta da korkuyu anlattım.
Kayseri’de askerlik yaptığım kasabanın
üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün
kasaba, bu taşın üzerlerine düşeceğin-
den korkuyor, taşı da üzerlerine düş-
mesin diye demir zincirlerle bağlıyor-
lardı. ‘Madem korkuyorsunuz, o zaman
çekin gidin’ derdim. Seneler senesi bu
korkuyu yazmak istedim” diyor.
Romanının başkahramanları olan
Posta Müdürü Remzi Bey ve karısı
Melek Hanım’ın çileli yolculuğundan
ve o dönem için şartları çok daha ağır
olan postacılık mesleğinden bahseden
Yaşar Kemal, “O dönemde, Anadolu’da
postacıdan daha önemli bir kişi yok-
tu. Özellikle benim için postacı çok
önemliydi. O zaman bana mektuplar
geliyordu. Bu mektupları benden önce
jandarmalar okuyordu. Bazen makale
yazar, gazeteye göndermek isterdim.
Bu makaleler bazen gider, bazen de
gitmezdi” diye ekliyor. 
Yaşar Kemal’in, 1960’ların sonunda
yazdığı ve şimdi yayımlamaya karar
verdiği “Tek Kanatlı Bir Kuş” romanı,
okuru 1960’lı yılların Anadolu’suna
götüren tarihî bir belge olmanın yanı
sıra, büyük ustanın edebiyatında
önemli bir dönemi de gözler önüne
seriyor.
Ama Hangi
Türkler ve
Ermeniler
Birbirini Tanımayan
Düşmanların
Hikâyesi
MEHMET
FATİH
ÖZTARSU