104
ekim
2013
diğinizde,Mısır için de, Suriye
için de mezhep kavgasının,
ekonomi kavgasının, iktidar
kavgasının, aşiret kavgasının
çok kolaylıkla yaşanabileceği
bir toplumla karşılaşıyorsunuz.
Bir de bunların üzerlerinde
birer şemsiye gibi duran ABD
ve Batı var. Bu ikisi, saydığımız
bu kavgaları kendi çıkarları
için rahatça oluşturabilen güce
sahipler. İktidar kavgasına
girişenler de bu iki güce yakın-
laşarak iktidarı elde etmek için
her şeyi yapıyorlar. Dolayısıyla
iktidardaki adamın kalbinde ve
kafasında hangi ülkeyle nasıl
geçinmek varsa, ülkenin dış po-
litikası da ona göre şekilleniyor.
Böylesi katı bir
yapıyahemen iki üç
aylıkömür biçmek,
kesinlikle bir
stratejikhatadır
Bir Suriye konusu gündeme
geldiğinde,Türkiye o ko-
nunun ne kadar içinde, ne
kadar dışında kalmalı?
Dünyada sınırlar yeniden
çiziliyor. Bu, bir gerçek…Bel-
ki yeni devletlerin oluşması
söz konusu.Tabiî belirli bir
plan dâhilinde. Biz, jeopolitik
olarak en stratejik yerdeyiz
ve buradaki en eski devletiz,
Osmanlı İmparatorluğu gibi
dev bir yapının da mirasçısıyız.
Bu sebeple yanı başımızdaki
bir meseleye, Suriye’ye kayıtsız
kalmamız söz konusu olamaz,
olmamalıdır da... Ama strateji
ve planlamalarımızı doğru yap-
malıyız. Böyle diyorum, çünkü
devletimiz adına söylenen bazı
cümlelerde Esed’in ilk saldı-
rıları sonrasında iki üç aylık
ömür biçilirken, Suriye’deki iç
savaş neredeyse dördüncü yılına
giriyor ve ortada bir hata var.
Sanırım Suriye ve Esed tam
anlamıyla tanınmıyor.
Esed öyle bir sistem oturt-
muştur ki ülkesinde, zabıta
amirinden en yüksek bürokrata
kadar herkesi kendi aşiretle-
rinden seçip yerleştirmiştir.
Dolayısıyla kendisine sıkı sıkıya
bağlı bir yapı var. Ekonomik
anlamda da ülkenin en zengin-
leri kendilerindendir. Öyle ya,
bu güç ve zenginlik sadece baba
tarafından değil, anne tarafın-
dan da gelmekte. İşte böylesi
katı bir yapıya hemen iki üç
aylık ömür biçmek, kesinlikle
bir stratejik hatadır.
Nusayri olupda
Esed’emuhalefet
edenler var
Peki, Suriye’deki etnik ve
mezhepsel yapı nasıl en bü-
yük sorun haline getirilmiş?
Orada bir Nusayri olgusu var.
Aslında özünde bir sıkıntı da
yok, hatta bence Sünni anlayışa
tasavvuf yönünden çok yakın
da buluyorum. Ama bu Nusay-
rilik, siyasetle doğrudan ilişki-
lendirilmiş.Meslea bürokratik
makamlara Nusayri olanlar ge-
tirilmişler. Dine siyaset, siyasete
de din karıştırılmış. Dolayısıyla
yanlış uygulamalar, yanlış algılar
oluşturmuştur. Nusayri inanışı
siyasetten ayrı tutmamın sebebi
şu: Nusayri olup da Esed’e
muhalefet edenler var.
Suriye’deki muhalif güçler
içinTürkiye ne anlama ge-
liyor? Yahut daTürkiye için
muhalifler neyi ifade ediyor?
HABER
A JANDA
SÖYLEŞ İ
Türkiye’nin bölgede kendi-
siyle iyi geçinecek, kendi lehine
çalışabilecek bir güç oluştur-
ması lazım. Libya’da biz bunu
yapamadık.Mısır’da kaçırdık,
Tunus’ta zaten başarılı olama-
dık. Öyleyse Suriye konusunda
temkinli olunmalı muhaliflere
yaklaşım konusunda.
Yeni bir şey
söylemiyorum,
sadeceparçaları
birleştiriyorumve
analizedöküyorum
Çok özgün bir kompozis-
yona sahip bir kitap “Parola:
Suriye - İşaret:Türkiye”…
Tahlillerinin yanı sıra id-
diaları çok güçlü…Kitaba
dair son olarak neler söyle-
yebilirsiniz?
Ben bu kitabın okunmasını
şu yüzden istiyorum: Bir tele-
vizyon kanalının altyazısında
geçen bir cümleyi hep yekten,
bilmeden yorumlamasınlar;
olasılıklara karşı sert biçimde
tepki koymasınlar veya “Haydi
Suriye’ye girelim” diye canhıraş
bir şekilde galeyana gelmesinler
istiyorum. Öğrensinler, bil-
sinler, doğru kararlar versinler
istiyorum.
Kitapta 60 yıllık bir devletin
savaşlarla, kavgalarla, katliam-
larla, darbelerle dolu bir geç-
mişi var. Herkese göre, herkes
tarafından anlaşılabilecek bir
şekilde bunları aktarmaya çalış-
tım. Yeni bir şey söylemiyorum,
sadece parçaları birleştiriyorum
ve analize döküyorum. İddialı
cümlelerim var ve arkasında-
yım...
Ama şunu mutlaka söyle-
meliyim: Millet olarak etki
alanımızla ilgi alanımızı bir-
birine karıştırıyoruz.Mesela
Savaş çıksın” diyor vatandaş.
Sen deyince çıkacak mı? Hayır.
Etkisiz elemansın sen. Öyleyse
etki alanında bir şey yapamı-
yorsan ve ilgi alanın buysa, ilgi
alanına dön ve kitabı oku…
Ben bu kitabın okunmasını şu yüzden istiyorum: Bir televizyon kanalının altyazısında geçen bir cümleyi hep yekten, bilmeden
yorumlamasınlar; olasılıklara karşı sert biçimde tepki koymasınlar veya “Haydi Suriye’ye girelim” diye canhıraş bir şekilde galeyana
gelmesinler istiyorum. Öğrensinler, bilsinler, doğru kararlar versinler istiyorum.