101
ekim
2013
Muhammed İkbal Bakırcı
bir kum tanesi ki, medeniyetinin rahmine
düşen bir gönül kadar merhamete muhtaç.
Öyle bir kum tanesi ki, onun duası yarada-
nın rızasını kazanıyor da her kum tanesine
rahmet rahmet pay iniyor. Adetâ, çöl, her
dua sonrası gün doğumuyla sapsarı bir be-
bek gibi yeniden doğuyor. Kıymetli karde-
şim, duaların kabul, rahmetin pay edildiği
çölde, bir doğumla başlayan medeniyetinin
şehrinden söz edeceğim…
Sana bir çölden bahsedeceğim; yoklu-
ğun alışkanlık haline geldiği, felâket ve
helâketin meskeni diye bilinen bir çölden...
Ben sana öyle bir çölden söz edeceğim ki,
sen bir çölün bağrında zemzemin fışkırma-
sıyla kumdan dağların nasıl âsûdeleştiğine
şahitlik edeceksin. Kıyamete kadar bâki bir
sadakatin ve teslimiyetin sadece İbrahim
demekle anlatılabildiği bir çölde kaybola-
cağız birlikte. Ve bu kayboluşta bir mede-
niyetin tevhid mâbedini bulacağız. Biz onu
ararken bu mâbed, emredildiği için Hz.
İbrahim tarafında Hz. Âdem’in temel at-
tığı yere inşa edilecek. Ve senin medeniye-
tin, dağların yamaçlarındaki şekilsiz taşlar-
la değil, o mâbedin duvarlarındaki nakış
nakış taşlarla kurulacak. Dağlar, o şekilsiz
taşların olacak ve sen o mâbedin duvarla-
rındaki taşlardan biri olacaksın, medeniyet
senin etrafında halka halka şekil alacak.
Kıymetli kardeşim, sana bir avuç dolu-
su kumdan şehir yapmayı öğreteceğim…
Çünkü sen avuçlarında bir şehri saklıyor-
sun, o şehirde gezinmiyor saklanıyorsun.
Gel gör ki, korunaksız şehirlerin var şim-
di elde avuçta kalan, onlar da gölgesinden
kurtulamadıkları karanlığa mahkûm, gölge
gölge geziniyor şimdilerde. Kıymetli kar-
deşim, nasıl ki ateş yakacak bir şeyi bula-
mıyorsa İbrahim’de, ben de sana avuç do-
lusu kumdan bir şehir yapılabilir diyorum.
Bir medeniyetin taş taş üstüne konulma-
sıyla mâbetleştiği Kâbe’nin etrafına serpi-
len kum taneleriyle çölde bir şehir yapa-
cağız. Nasıl ki kutlu bir yolculuk bir avuç
dolusu kumun karanlığın gözlerine ser-
pilmesiyle başladıysa, sen de karanlığı kör
edecek bir kum tanesi gibi serpileceksin
Kâbe’nin etrafına. Yolcuğumuz başlayacak,
sıradan olmayan ayak izlerimizle. İzimizi
sürecek olsa da karanlığın nalları, bir kum
tanesi izlerimizi örtecek kutlu bir örtü gibi
ve karanlığın nallarını avuçlayarak göme-
cek bastığı yere. Kıymetli kardeşim, sana
bir avuç dolusu kumdan şehir yapmayı öğ-
reteceğim… Senin avuçlarında kutlu bir
yolculuk yapılacak, kum taneleri şahitlik
edecek bu yolculuğa! Ta ki Yesrib’in kadın-
larının bestelediği şarkıyla karşılanana ka-
dar…Etrafı fitne ve ikilikle çevrilmiş, sus-
tuğu karanlık kâbusu olmuş Yesrib’e Veda
tepesinden Bedr suretinde bir Ay doğana
kadar, bu yolculuğa avucundaki kumlar şa-
hitlik edecek.
Bir avuç dolusu kumda bir akıntı bizi alıp
Yesrib’e götürecek kardeşim… Tûfan’dan
sonra Hazret-i Nûh ahfadından Amâlika
kavminin Hicaz bölgesinde yerleştiği bir
şehir… Etrafı Yahudi kabileleri ile çevri-
li, birbiriyle kavgalı, yoksul Evs ve Hazrec
kabileleri’nin kadınları, çocukları, gençleri
ve diğerleri Akabe dönüşü bir misafir bek-
liyor. Kıymetli kardeşim, kaç insanın ziya-
retine bir peygamber gider ki? Yesrib, dalga
dalga yayılan, mâsum çocukların hançe-
relerinde de terennüm edilişiyle gönüllere
akan bir ilâhî şiir yoluyla anlatmaktadır her
şeyi her kum tanesine... Ve Yesrib, bir avuç
kuma karışarak erirken senin avuçlarında-
ki kum taneleri Medine-i Münevvere ‘nin
imârına, inşâsına başlıyor bu yolculuk son-
rası, şimdi…
Kıymetli kardeşim, sen bir medeniye-
tin rahmine düşen bir kum tanesi olarak,
beslen büyü artık… Seninle ve senin dua-
larınla çöller şehir olacak, her kum tanesi-
nin rahmeti senin dualarınla pay edilecek,
Yesrib’ler seninle Medine olacak, münev-
ver kalacak. Kıymetli kardeşim, sen kut-
lu yolculuğu başlatan karanlığın gözlerine
serpilmiş bir kum tanesi olarak Kâbe’nin
etrafına halka halka şehirler kuracaksın ta
ki şu yaşadığın şehri Akabe dönüşü kutlu
yolcuyu bekleyen gençler olarak aydınlığa
kavuşturana kadar… Bir rüyanın tabirci-
si Yakup kadar Yusuf ’una hasretsin sen de
bilmem mi!? Ama sen de bil ki Yusuf ’lar
kuyudan çıkar elbet rüyasını görmüşse,
sen hayaller kurup kavrulmaktansa, rüya-
sını gör önce çıkacağın yolculuğun. Kork-
ma, ayak izlerini karanlığın nalları takip
ederse etsin! İnan, bir avuç dolusu kum ta-
nesi çıkıp gelir izlerinin üstünü örter ye-
ter ki Yesrib’ler Medine-i Münevvere ol-
sun diye...
Şimdi yerden bir avuç kum al. Sana bir
avuç dolusu kumdan şehir yapmayı öğrete-
ceğim. Bir avuç dolusu medeniyetin kum
tanelerini anlatacağım yeniden kıymetli
kardeşim. Bir avuç dolusu kumdan sana bir
medeniyetin nasıl var olduğunu anlataca-
ğım. Sana bir çölde kum tanesi olmaktan
söz edeceğim. Sana şehirlerin senin duala-
rınla kurulduğunu anlatacağım. Sana avuç-
larında sakladığın medeniyetin bir avuç
kum olduğunu, serpilince yemyeşil şehir-
ler kuran bir avuç dolusu tohum olduğunu,
karanlığın gözlerini kör eden dua olduğu-
nu anlatacağım dedim. Sıra sende kıymetli
kardeşim, inan!...
Bir avuç dolusukumda bir akıntı
bizi alıpYesrib’e götürecekkar-
deşim…
Tûfan’dan sonra Hazret-i
Nûh ahfadından Amâlika kavminin
Hicaz bölgesinde yerleştiği bir şe-
hir… Etrafı Yahudi kabileleri ile çev-
rili, birbiriyle kavgalı, yoksul Evs ve
Hazrec kabileleri’nin kadınları, ço-
cukları, gençleri ve diğerleri Akabe
dönüşü bir misafir bekliyor.