99
ekim
2013
din rüyalarıma ve o düşlerin parlak uyku-
sundan sen uyandırırdın beni her sabah.
Büyüdük anneciğim, çok büyüdük…
Büyüdükçe küçüldü yüreklerimiz. “Üzül-
me yavrum! Gece karanlıktır, lakin semayı
süsleyen yıldızlar vardır ve bu geceyi güne
bağlayan kainatın ortasında bir güneş sak-
lıdır!” derdin hep annem. Emindin, çünkü
biliyorsun ki güneş ülkesinden gönderilen
meleğimdin sen. Ne zaman bulutlansa göz-
lerim, gürlese yüreğim, gözyaşlarım süzülse
kirpiklerimden, işte o vakit sana bakardım
en derininden. Bu bakıştan sonra gökkuşa-
ğı belirirdi yüzümde, aydınlanırdı dünyam,
ısınırdı bedenim, şefkat ve huzur ile coşardı
hislerim...
Cennetin ayaklarının altında saklı oldu-
ğu, gül kokulu, güzeller güzeli anneciğim!
Güneş ülkesinden gönderilen meleğim-
sin benim. Sana seni anlatabilmek ne ka-
dar mümkün bilemem; ama tek bildiğim,
sen benim mukaddesim, benim hurim…
Gözlerinde cenneti gördüm hep, güzelliği,
iyiliği, masumiyeti, fedakarlığı... Güzel ola-
bilecek her şey gözlerin ve kalbinde gizliy-
di. Özelsin, çok özelsin... Dualarında saklı
benim saadetim, her şeyim... Mütemadiyen
söylediğim, duaya açılan ellerimin avuç içi-
sin sen, her yakarışımda benimle birlikte
Amin!” diyen...
Hani yağmur dinince güneş göz kırpar ya
bulutların arasından, o vakit gökkuşağı yedi
rengi ile belirir yavaş yavaş, işveyle, edayla
yaklaşır dünyanın kucağına, sen de öyley-
din… Çok duygusalsın ki her “Ah!” sesine
ağlarsın. Beni görünce gözyaşların aniden
durur, gülerdi gözlerin. İşte o vakit gökku-
şağının en parlak hali oluşurdu yüzünde. Ve
ben göz kırpınca o gözlerine, sen cilveyle
yaklaşıp alırdın beni kollarına her defasında.
Yüzünde bir ahenk, bir ahenk... “Gökkuşa-
ğının en güzel rengi işte budur!” derdim. Ve
sen bana gülmeye devam ederdin sekizinci
renk ile...
Evhamlısın, heyecanlısın, malum anne-
sin… Lakin bir o kadar güçlüsün. Annelik
güdüsüyle kalkan olmuşsun kötülüklere,
çirkinliklere... Hayatın acımasız darbeleri
zaman zaman sarssa da seni, neşen, inancın
ve tevekkülünle hep örnek oldun bana. Ağ-
latmadın ağladın, uyumadın uyuttun, yeme-
din yedirdin, giymedin giydirdin… Şimdi
ben, senin önünde, dizlerinin dibinde nasıl
el pençe divan durmayayım?!
Kader bu ya, yitirdiklerin oldu yaşamında,
fakat her zaman kuvvetli durdun yanımda.
Şu an o şefkatin ve kuvvetine öyle ihtiyacım
var ki... İstemedin buraya gelmemi, endişe-
lendin, anneydin, haklıydın, ben de yavru-
mu salmazdım savaş topraklarına… Lakin
bu bir borçtu bana. Buradaki insanlara zerre
faydam olmadan başımı yastığa koymak,
uykuya dalmak haramdı bana.
Savaş muhabiri olarak geldim buraya.
Ağıtın, acının, kaybın en kötüsünü gördüm
ve yaşadım. İnsanların halini her şeyiyle an-
latırsam çok ağlarsınız, az biraz bahsetmek
istiyorum.
Sokaklarda kaybolan, anne babasını ara-
yan, yetim kalan yavrular, evlatlarının kanlı
bedenine sarılıp acıyla ağıtlar yakan analar,
roketlerle yıkılan evinin enkazına saklanan
çocuklar... Ah bir çocuk var ki elinde sapan-
la dolaşan -kendisine de saldırırlar korku-
suyla-... Düşünsene anneciğim! Bu çocuk,
sapanıyla roketlere karşı kendini koruma
çabasında... Öyle saf, öyle masum, öyle yü-
rekli ki... Hastaneler hınca hınç dolu, dok-
torlar yetersiz. Bebekler ölüyor, kundağa sa-
rılması gereken bedenleri kefenlere sarılıyor.
Bir melek, henüz dünyaya gözünü açmadan
anne karnında ölüyor, babalarının arkasında
saklanan çocukların cesetleri toplanıyor…
Ah ah!.. Hayatta kalanlar aç, üşüyor, yıkılan
evlerinin enkazından öteberi çıkarıyor…
Bomba seslerine alışmış beyinleri,benim-
semişler savaşı. Umudu kesmişler hayattan,
ne acı!
Bir zalimin elinde şimdi binlerce çocuk ve
biz milyonlarca tanık. Vahşeti, zulmü seyre
kaldık. Nerede kaldı Müslümanlık? Kırsın
kalemi yüce El-Hâkim! Bizler de zalimler
kadar cezaya layığız… Kaderlerine mi terk
ettik onları, hangi vicdanla hesap vereceğiz
Rabb’e? Hangi cüretle “Ümmetim, Ümme-
tim!” diyen Efendimiz’in şefaatini isteyece-
ğiz?
Canımın canı, gözyaşımın akı, güzeller
güzeli anneciğim! Çaresizliğin uçurumun-
dayım. Ha düştüm, ha düşeceğim… Göz-
yaşlarım sel olup itse de beni, tutuyor bede-
nimi sabrın eli.
Öyle anlar gelir ki bazen tüketir hayat
bizi, tükeniriz. İnanç, tek tesellisi, yoksa ne
güvencesi olur insanın? Dualarını esirgeme
bizden anneciğim! Bilirim ki bir Besmele
nelere kadirdir… Bir tekbir an gelir de ci-
hanı titretir. Sonumuzu göremediğimiz bu
yolda tek ümidimiz Rabbimiz. Yeryüzü
mescit kılındı bize. Her an secdelerdeyiz,
dualar ediyoruz yüce Yaratan’a. O’ndan baş-
ka kim sarabilir ki savaşın bu derin yaraları-
nı? Ah ah!..
Yanımda savaşın çocuğu var. Geldiğim
günden bu yana hep benimle. Annesinin
mezarının başındayız şu an ve neler geçmi-
yor ki gözlerinin önünden!? Başını kaldırıp
semaya, ağlayan gözleriyle seyretti gök kub-
beyi ve dilinden döküldü şu cümle: “Kan,
kaderin gözyaşlarıydı!”
Güneşimiz olup yüzümüzdeki kan leke-
sini, gözyaşlarımızı siler misin anne?
CANIMIN CANI, GÖZYAŞIMIN AKI, GÜZELLER GÜZELİ ANNECİĞİM! ÇARESİZLİĞİN
UÇURUMUNDAYIM. HA DÜŞTÜM, HA DÜŞECEĞİM… GÖZYAŞLARIM SEL OLUP İTSE
DE BENİ, TUTUYOR BEDENİMİ SABRIN ELİ.