93
aralık
2013
eski müşterim değil yani…
Yazık günah değil mi?
Ne istediniz benden? Hâlâ
Cenajans’ın yaptığı her iş ba-
şarılı oluyor. Sekiz bin marka
yaratmışız, biliyor musunuz?
Siz bayağı bir ihanete uğra-
mışsınız…
E, good morning…
Sağlığında Vehbi Koç’la
ilişkileriniz çok iyimiş, ama
Rahmi Koç mesafe almış
size…
Vehbi Koç ve Suna Kıraç,
benimle çalışmaktan zevk alan
insanlardı.
Otuz beş yıl çalıştım onlarla.
Rahmi Bey geldikten sonra, o
ve Ali Bey bana iş vermemeye
başladılar.
Niçin?
Onlara sorun…
Yokpahasına…
Hiç tahminiz yokmu?
Tahminim filan yok. Bel-
ki Türkiye’nin yararlarını
gören, o konuda da siyasî
görüşünü ortaya koyan,Tür-
kiye Cumhuriyeti’nin başarılı
olduğunu söyleyen bir insan
olmamdır.
Nail Keçili, kişisel blogun-
da şunları yazmış: “Rahmi
Bey, Cenajans’ın başına he-
nüz bomba düşmeden iliş-
kileri kesmeye başlamıştı.
Orada da 35 yıllık Koç Hol-
ding & Cenajans beraber-
liği söz konusu idi. Vehbi
Koç’un, daha sonra Suna
Kıraç Hanımefendi’nin
hizmetlerinde 30 yıl geçir-
dim. Zaman zaman İnan
Kıraç Beyefendi’yle de lobi
faaliyetlerinde birlikte
çalıştım. Tamamen Rahmi
Koç Bey’in kontrolüne
geçen yönetim, sebebini
hâlâ kavrayamadığımbir
şekilde, güzel bir viraj ala-
rak Cenajans’la ilişkilerini
yavaşlattı ve bitirdi.”
Çokmu fazla konuştunuz
acaba?
Yok, ben sordukları zaman
cevap veriyorum sadece. Ha-
yatımda hiç ikiyüzlü davran-
madım.
Sadettin Saran’ın
Tarabya’daki reklammerke-
ziniziTMSF’den satın alma
olayı var bir de…
Saadettin Saran oraya göz
koymuş. O tarihte TMSF’nin
bu işlere bakan kısmının başın-
daki zat, bizim yeri “olmaz bir
fiyata” -3 trilyon liraya- satmış
ona.
Gerçek değeri neydi?
TMSF’nin o günkü kayıt-
larındaki değeri “12 milyon
dolar”dı. Şimdi Saran, 25-30
milyon dolar istiyor. Ama o, ev-
velden göz koymuş. Ona orayı
satan -TMSF’de daire başkanı
olan- zat da TMSF’nin yaptığı
bu tarz işlerden dolayı büyük
bir ceza aldı, hapis cezası aldı ve
sanırımTürkiye’den gitti.
Yani görüyorsunuz kimlere
emanet ediliyor…Ve hiç kimse
de hesap sormuyor. Bu herif
hırsızlık yapmış, yakalanmış,
cezaevine konulmuş. Peki,
bunun başkanına ne oldu?
Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde
danışman Ahmet Bey. Ve
kimse ona el süremez, dokunul-
mazlığı var.
Gazetelerde, evinden işi-
ne helikopterle gittiğini
okuduğunuz Saran’a “Bu
ülkede Rahmi Koç gibi bir
iki ünlü işadamının dışında
lüks yaşama görüntüsü
veren kimseyi hayatta bırak-
mazlar, büyümesine engel
olurlar” diye seslenmiştiniz
Twitter hesabınızdan…
Doğrudur...Türkiye’de ba-
ronlar, hâlâ gayret içerisinde,
insanların büyümelerine mani
olmaya çalışırlar…
Milletçe şu baronları çok
merak eder olduk doğru-
su…
Şöyle düşünün: Rahmi
Koç’un, Bülent Eczacıbaşı’nın
veya Güler Sabancı’nın bir
daveti olduğu zaman kimler
gidiyorsa oraya, sayın işte…Bu
davetlerin hepsi kapalıdır tabiî.
Mesela sizi, Ergün’ü niye davet
etmiyorlar da Ertuğrul’u davet
ediyorlar? Ya da Aydın Doğan’ı
davet ediyorlar da niçin Ahmet
Çalık’ı davet etmiyorlar? İşte
onun için siyasete atılmak is-
tiyorum. OMeclis salonunda,
Meclis kürsüsüne çıkıp avaz
avaz bağıracağım.
Hangi partiden?
Tabiî ki AK Parti’den isti-
yorum. Ama durun bakalım…
Daha bir yere varamadık. AK
Parti’de yapamazsamMHP’de
yapabilirim. Çünkü bunlar,
benim politik görüşlerime ters
partiler değil.
Teklif geldi mi AK
Parti’den?
Hiç kimseden gelmedi teklif.
Teklif benden oraya gitti. Kabul
ederlerse…
Aracı mı koydunuz?
Yok, ben hiç aracı maracı
koymam. Aslanlar gibi müracat
ettim.Müracaatıma cevap da
vermediler henüz. Belki ver-
mezler de. Belki de onlar da
istemiyorlar beni...
Ne yapmak istiyorsunuz
Meclis’te?
Kendi menfaatleri için
Meclis’e girenlerin ülkeye
zarar vermesini engellemek
istiyorum. Bütün hikâyem bu,
başka hikâyem yok. Bir kanun
çıkartıp da bir şekilde bunları
zapturapt altına alabilirsek,
Türkiye çok büyük aşama
kaydeder. Bakın ben, senelerce
İngiltere’ye gidip parlementoyu
dinlemiş adamlardan biriyim.
Amerikan Kongresi’ne de gidip
dinlemiş,Turgut Bey dönemin-
de Amerikan Başkanı Bush
dâhil bütün devlet başkalarını
tanımış, toplantılara katılmış,
fikir almış insanım, anlaşıldı
mı? Biz sokak çocuğu filan
değiliz…
Şunumerak ediyorum:
Şimdi uluorta eleştirdiğiniz
baronlarla” uzun yıllar
teşrik-i mesaide bulunmuş,
ahbaplık etmişsiniz.On-
ların,memleketin hayrına
olacak işler düşünmedikle-
rini, sadece kendi cepleriyle
ilgilendiklerini hiç mi far-
ketmediniz?
Hayır, öyle bir şeyi hiç dü-
şünmüyordum.
O insanların hükümetleri
düşürecek, cumhurbaşkan-
larına baskı yapacak kadar
güçlü olmaları da mı hiçbir
kuşku uyandırmıyordu
içinizde?
Başarı gibi görürdük…
Bakın, ben o zamanlar, yani
1970’
lerde çok gençtim. Bir
gazete patronunun başbakana
telefon açıp “Sen” diye konuş-
masından adama âşık olur-
dum…Gayet doğal…
Aklınıza hiçbir negatif dü-
şünce gelmiyordu yani?
Nasıl gelebilirdi ki?! O
benim ağabeyim, canım ciğe-
rim…
Sonra bütün bunları yaşa-
yınca mı uyandınız?
İnsanlar, tecrübe sahibi ol-
dukça gerçekleri öğrenmeye
başlıyorlar. Zaten eskiden bu
kadar detaylı düşünecek halde
ve pozisyonda da değildim. Ben
sadece çalıştım, işimi kaliteli
yaptım ve dürüstlük prensip-
lerinin dışına çıkmadım. Ne
zaman ki bu hadiseleri yaşadım,
birden bire etrafıma bakmakta
mecbur kaldım. Hapishane
dediğimiz yer de mezarlıktan
bir çit evvelki yerdir. İşte oraları
da görünce iş bitti…İşte, Gezi
Parkı’na gidip tepinen gençle-
rin de provokatörlerin içinde
nasıl kaynadığını gördünüz.
Eğer onlar, bugünkü Nail Ke-
çili tecrübesine sahip olsaydılar
öyle yapmazlardı.
Gezi olayları sürecinde ne
gördünüz?
Hiç süreç müreç değil. O,