91
aralık
2013
için imza atanlardan da biridir
o.
Neden?
Bana dediler ki, “Sen hapse
girdin. İstifa et, yoksa atarız”.
Hâlbuki hapse girmişim ama
ceza filan almamışım, sadece
tutukluydum. Ben de istifa
ettim.
TÜSİAD’ın tümüyeleri mi
istifanızı istedi? Arkanızda
duran yokmuydu hiç?
Bülent Eczacıbaşı ve bir iki
tane daha yakın arkadaşım, isti-
fa etmemi istemediler. Arkam-
da durdular. Ama ben kalmak
istemedim. Çünkü bir üyeleri
olarak, bana destek vermeleri
gerekirdi.TÜSİAD’ın yapma-
dığını İstanbul Sanayi Odası
yaptı, biliyor musunuz? Çok
büyük destek çıktılar. Üstelik de
o tarihteki başkanları,Musevî
bir arkadaşımdı. Düşünün…
Tutuklanıncaman-
şetti, beraattahaber
biledeğil
Can Paker’in imzacılardan
olmasına şaşırdım. Çünkü
hayatını anlatan kitabında
okuduğumkadarıyla, öyle
hemen hükümverecek bir
kişiye benzemiyordu…
Can Paker biraz fazla uya-
nık. Onun en büyük şansı,
Canan Barlas gibi gerçekten
çok değerli bir hanımefendinin
ağabeyi,Mehmet Barlas’ın da
kayınbiraderi olmasıdır. Onlar
olmasaydı hiçbir şey olamazdı.
Henkel’den de niye ayrıldığını
-
atıldığını demeyeyim- dikkatle
izlemek lazım. “Emekli olmuş
efendim…”Aman, aman!..
Beni daha fazla konuşturmayın.
Bunlar, fazla konuşunca mah-
kemeye veriyorlar hemen.
Halis Komili ile de olumsuz
şeyler yaşamışsınız galiba…
Onu sildim defterden. On-
ların reklamlarını yapıyordum.
O, bizim kötü günlerimizi fırsat
bilip inanılmaz para takarak
şirketini iflas ettirdi. Halis
Komili, konuşulacak bir adam
bile değil. Çok kötü işler yaptı
ticaret hayatında.Tabiî, kendisi
zengin şu anda, benim gibi
İETT kartıyla otobüse binmi-
yor. Şu anda teknesiyle dünyayı
geziyormuş. Bu, utanmakla
ilgili bir şeydir. Benim hiçbir
şeyim iflas etmedi, işlerim kötü
gitmedi…Devlet, hükümet
bombası düştü üstüme. Buna
rağmen önce şirketimin yaşa-
ması için gerekli olan üç kuruşu
kazanmak uğruna bir tarafımı
yırtıyorum. Eğlence ondan
sonra gelir.
Ben, cebime sırf İETT kartı
aldığım için bugün Hürriyet
gazetesinde tam sayfa haber
oluyorsam…Hapse girdiğimiz
zaman da bütün gazetelerde
manşettik biz. Beraat edip
hapisten çıktığım zaman hiçbir
gazete yazmadı. Ama buradan
çıkıp donla otobüse binsem,
yarın sabah bütün gazetelerde
manşet olurum yine. Böyle
enteresan bir anlayışımız var
bizim.
İETT kartıyla yaptıkları
haber, sadece sansasyonme-
rakındanmı dersiniz, yoksa
size vurmak içinmi?
Belki de öyle, “Oh olsun!”
demek için. Ama ben, onu
onun için almadım ki…İki
tane otomobilim var. Bir tanesi
M…C…, bir tanesi de -eski
model de olsa- M…marka cip.
Fakat kullanmıyorum, çünkü
müthiş benzin yakıyorlar. Bir
de ben Bebek’te oturuyorum,
işyerim Ortaköy’de.Müşteri-
lerim de hep belediye otobüsü
güzergâhlarında. Ara sokakta
müşterim yok çok şükür. Do-
layısıyla ben, bunu tecrübe
ettim. Baktım paşalar gibi gidip
geliyorum, devam ettim kul-
lanmaya.
Baronluk sıfatı İstanbul’da
veriliyor” demiştiniz. Kim-
ler veriyor bu sıfatı?
Biz yakıştırıyoruz ya, bizden
kastım “medya”...
Çok eski değil sanırımbu
kavram…
Değil…Ergün (Diler) son
zamanlarda çok bahsediyor. Be-
nim de hoşuma gitti doğrusu.
Aslı ne peki bunun?
Anladığım kadarıyla aslı şu:
Çok takip ettiğim bir şey değil,
ama ben de o baronların uzun
yıllar hizmetinde bulunmuş
bir adamım neticede, ekmek
param oradan çıktı benim.
Hiçbiri de kötü insan değildir
-
o baş baronlar filan-... Büyük
müşterilerimizin hepsi, şimdi
Ergün Bey ve diğer gazeteciler
tarafından hep “baron” sınıfına
sokuluyor.
Baron demeseydik başka ne
derdik acaba?
İşadamları” derdik. Bilmi-
yorum ki…Bir isim koyarlardı.
Banka sahiplerine de “hortum-
cu” dediler, biliyorsunuz. Hatta
Rahmi Koç, bu lafa sinirlenip
Ne ayıp şey!” demişti. Yani
onlara hiç olmazsa öyle bir
lakap takmamış Ergün Bey ve
arkadaşları. Onun için seslerini
çıkarmasınlar, “baron” güzel bir
isim.
Buhükümet hor-
tumcuları durdurdu
Siz diyorsunuz ki,“Bizim
de yurtdışı ilişkilerimiz var.
Ama onların ilişkileri nor-
malin çok çok üstünde”.Ne
demek istiyorsunuz?
Şunu söyleyeceğim müsa-
denizle: Baronların bana göre
hataları, yani onların bizden
farklı olarak yaptıkları iş, ülke-
nin menfaatinden çok kendi
menfaatlerini düşünmeleri.
Ticaret ve sanayi hayatlarını da
bu ihtiyaçları doğrultusunda
şekillendirmişler. Biliyorsunuz,
otomotiv sanayimiz uzun yıllar
boyunca yüzde 100 montaj
olarak gelişti. Bugün Fiat ve
Hyundai’nin birçok arabası
burada yapılıyor. O zamanlar
yapamazlar mıydı bunu? Yapa-
bilirlerdi, anlaşmaya bağlıydı.
Ama o yabancı şirketler bizi
söğüşleyeceklerdi. Buna destek
olmuştur bu baronlar, dolayısıy-
la da para kazanmışlardır.
Tek amaç para kazanmak
mı yani? Bu kadar basit mi?
Hanımefendi, bu kadar basit,
hiç uğraşmayın…
İngiliz ajanları ve sair?
Hepsi…Hepsi para kazan-
mak için.Ticarettir hepsi…
Meşhur bir büyükelçimiz (Mu-
harrem Nuri Birgi 1907-1986),
Paris’ten İstanbul’a muhteşem
bir servetle dönüyor. Bir bü-
yükelçinin serveti nasıl oluşur?
Sonra da bu adam, sahip oldu-
ğu yalıyı karşılıksız bir şekilde
Selahattin Beyazıt’a hediye
ediyor. Böyle bir şey olabilir mi?
Yapmayın Allah aşkına! Bana
hiç kimse bir şey hediye etmedi.
Yalı hediye mi gerçekten?
Hayır, sıra ona geldiği için.
Belki de bir merkezdi o ev. Se-
lahattin Beyazıt’tan sonra açık
arttırmaya çıkmış. Selahattin
Beyazıt niye battı?
Niye?
Bilmiyorum ki…Araştır-
sınlar... “Efendim, Selahattin
Bey’in oğlunun işleri iyi git-
memiş...”Onun oğlunun işleri
kötü gittiği için ödediği para,
emin olun ki fındık fıstık pa-
rasından öteye geçmez. Bakın,
bu hükümetin en önemli tarafı,
Türkiye’yi hortumlamalarına
engel olmasıdır.
Ne zamandan beri?
Geldiklerinden beri…Siz
görmüyor musunuz etrafı, neler
oluyor?! Yatırımlar yapılıyor.
Ben size bir şey söyleyeyim:
Eğer İslam mantığı ağır bastığı
için siz rahatsız oluyorsanız, hiç
rahatsız olmayın; sizin başınızla
kimse uğraşmayacak…
Başbakanımızın deyimiyle,
faiz lobisi”nin, en büyük
kârını son on yılda yapması-
na ne diyorsunuz peki?
Hükümetlerin, iktidara gel-
dikten sonra kanun ve kararna-
meler çıkartıp memleketi kendi
çizdikleri yola sokmaları için
zamana ihtiyaçları vardır. Veri-