89
aralık
2013
dolar”dı. Şimdi Saran,
25-30
milyon dolar isti-
yor. Ama o, evvelden göz
koymuş. Ona orayı satan
-
TMSF’de daire başkanı
olan- zat da TMSF’nin
yaptığı bu tarz işlerden
dolayı büyük bir ceza
aldı, hapis cezası aldı ve
sanırımTürkiye’den gitti.
***
Şöyle düşünün: Rah-
mi Koç’un, Bülent
Eczacıbaşı’nın veya Güler
Sabancı’nın bir daveti
olduğu zaman kimler
gidiyorsa oraya, sayın
işte…Bu davetlerin hepsi
kapalıdır tabiî. Mesela
sizi, Ergün’ü niye davet
etmiyorlar da Ertuğrul’u
davet ediyorlar? Ya da
Aydın Doğan’ı davet
ediyorlar da niçinAhmet
Çalık’ı davet etmiyorlar?
İşte onun için siyasete
atılmak istiyorum. O
Meclis salonunda, Meclis
kürsüsüne çıkıp avaz
avaz bağıracağım.
***
Kendi menfaatleri için
Meclis’e girenlerin ülkeye
zarar vermesini engel-
lemek istiyorum. Bütün
hikâyembu, başka
hikâyemyok. Bir kanun
çıkartıp da bir şekilde
bunları zapturapt altına
alabilirsek, Türkiye çok
büyük aşama kaydeder.
Bakın ben, senelerce
İngiltere’ye gidip parle-
mentoyu dinlemiş adam-
lardan biriyim. Amerikan
Kongresi’ne de gidip din-
lemiş, Turgut Bey döne-
minde Amerikan Başka-
nı Bush dâhil bütün dev-
let başkalarını tanımış,
toplantılara katılmış, fikir
almış insanım, anlaşıldı
mı? Biz sokak çocuğu
filan değiliz…
o ve bakanları, beni yok etmek
için devletin kendilerine verdiği
tüm siyasî yetkileri kullandı-
lar. Başrolde Mesut Yılmaz,
yardımcı rollerin başında da
Saadettin Tantan var.
Diğer koalisyon üyelerinin
de rolü var mıydı?
Bahçeli pek karışmazdı böyle
işlere. O, çok doğru ve dürüst
bir adamdır. Ecevit de zaten
yarı hastaydı o zamanlar…
Mesut Yılmaz’ın gerekçesi
neydi
?
Hapisten çıktıktan sonra ko-
nuştum onunla. Gerekçesi çok
komik.
Sen, benim ANAP’ın
başkanı olmama mani oldun.
Turgut Özal’ın danışmanıydın.
Ona ‘Mesut’u ANAP’ın başına
getirmeyin’ dedin” dedi. Ben
de “Böyle bişey söylemedim.
Ayrıca Turgut Bey, bir mese-
leyi bin kişiye sorar ve kararını
kendi verir. Demek çok büyük
bir adammış ki partinin başına
getirmemiş seni”dedim. Yılmaz
başa geçtikten sonra parti yok
oldu zaten.
İkinci sebep olarak da Tansu
Çiller’in danışmanlığı sırasında,
onu çok destekleyerek başba-
kanlık süresini uzatmamı ve
kendisinin başbakanlık sürecine
engel olduğumu iddia etti. Ço-
cuklar bile güler böyle bir şeye.
Biliyor musunuz,Mesut, benim
Avusturya Lisesi’nden sınıf
arkadaşım. Olmaz olaydı…
Adamın bana bir garezi var…
Dayak mı attım mektepte, ne
yaptım, bilmem ki...
Geçmiş yıllarda medyayla
ilişkileriniz nasıldı?
Benim 2000 senesindeki
cirom 800 milyon dolardı. Bu-
nun 779 milyon doları, yayın-
lattığımız reklamlarla medyaya
gidiyordu. Ertuğrul Özkök, her
aybaşı telefon açar, “Hocam,
bize 1,5 milyon dolar yolla, 5
milyon dolar yolla” derdi. Ben
de “Emredersin” der, gönderir-
dim hemen. Çünkü Ertuğrul,
70’
lerde bizde çalışırdı. Ama
aynı durum bütün gazeteler
için geçerliydi.
Ve sonra milyon dolarlar
gönderdiğiniz medyayı
karşınızda buluverdiniz
birden...
Evet…Sonra bir gün ge-
liyor ve ben, böyle bir siyasî
darbeye maruz kalıyorum,
Milliyet gazetesinin başındaki
Yalçın Doğan, bunlarla işbirliği
yapıyor. Benim, fi tarihindeki
bankanın bir davetinde Murat
Demirel ve Kenan Evren’le
beraber çekilmiş fotoğrafımdan
Kenan Paşa’yı kesip benimle
Murat Demirel’in olduğu kısmı
yayınlıyor ve “Bunlar çok yakın
arkadaş, ortak” diye yazıyorlar.
Başıma iş açacaklar ya, ortam
oluşturuyorlar. Bunun gibi üst
kademedeki birçok gazeteci de
bu işlere ortak oldu.
Tabiî bunların hiçbirinin
hesabı Türkiye’de sorulmadığı
için, o televizyonlarda seyret-
tiğiniz gibi iş, baronlarla gari-
banların savaşı haline geliyor.
Bizler de gariban takımından
olduğumuz için yok oluyoruz.
Ama beni yok edemediler.
Derler ki: “Sazcıya, siyasetçi-
ye ve gazeteciye kızınızı verme-
yin.”Yani katiyyen güvenilmez-
dirler. Kendilerinin ulaşmak
istedikleri yere ulaşmanın kolay
olmadığını da gördükleri için,
ulaşmış olanları da hazetmezler.
Genelleme yapmayalım tabiî.
Ülkeyi severek icraat yapanları
da vardır tabiî…
Dinç Bilgin’le olanmese-
lenizi anlatabilir misiniz
biraz?
Dinç Bilgin, muazzam para
ihtiyacı içindeydi. Bize gaze-
tesinden ve televizyonundan
sattığı reklam yerlerinin parası-
nı (35 milyon dolar) peşin aldı.
Ama sonra o yerlerin hiçbirini
kullandırmadı. Biz de o parayı
kredi kullanarak aldığımız
için bankalara geri ödemek
durumunda kaldık. Sonradan
O para benim borcumdur.
Hepsini ödeyeceğim” dedi, ama
TMSF’den kurtulup paraları
cebine koyunca “Ödemeyece-
ğiz”dedi. Şimdi de mahkemelik
olduk.
SizTMSF’yi de suçluyorsu-
nuz.Neden?
TMSF, “Devletin parası-
nı kurtarıyorum” adı altında
inanılmaz faizler yükleyerek
bankacılardan donlarına kadar
herşeylerini aldı. Bütün dev-
let bankalarının zararları da
TMSF’nin aldığı bu yüksek
faizler sayesinde kapatıldı. Peki,
ama bizlerin de, yani vatandaşın
da dünya kadar alacağı var bun-
lardan…“Ben ona karışmam,
sen git Bilgin’den al” diyor. Bu
da yarın hukuka gidecek bir
iş. Buradan Hükümet’e mesaj
vermek istiyorum: TMSF’ye
sahip çıksınlar. Sadece devletin
değil, halkın parasını da öde-
mek zorundadır TMSF.
Olan yine vatandaşa oldu
yani. Benim gibisi yok zaten.
Ben, affedersiniz, bu işin baş
hıyarıyım.
Estağfurullah…
Yok, yazabilirsiniz. Baş hıya-
rım…Ama alacağız, çatır çatır
alacağız. Yani eğer ilahî adalet,
hukukî adalet veya başka bir
adalet varsa, bir şekilde alacağız.
Paranızı aldıktan sonra
ilişkileriniz normalleşebilir
mi Dinç Bilgin’le?
Ona hayatım boyunca selam
dahi vermeyeceğime emin
olabilirsiniz.
Başbakan Erdoğan’a da
danışmanlık yaptınız mı?
Tayyip Bey hapisten çıktık-
tan sonra, bir koçluk yapma
operasyonuna el ense çekiyor-
dum. Daha yeni başlamıştım
ki Genelkurmay, “Uzak dur
ondan!” diye ihtar etti. Ben
dinlemedim onları ama…Bir
sürü de hırs biriktiği için beni
içeri attılar.
Koçluk yapamadanmı içeri
girdiniz?
Evet, resmî olarak yapama-
dan attılar.