7
aralık
2013
Doç. Dr. Sinan Canan
Kafanız karıştıysa şöyle
açayım: Dershane sistemi, eği-
timimizinyüz karası halinin
en iyi göstergesidir. Devletin
belirlediğimüfredat ve atadığı
eğitimcilerle eğitimverenokulla-
rımızda ve hatta özel teşebbüsle
kurulanokullarda öğretilenler,
gençlerimizin “daha iyi liseleri”
ve “üniversiteleri” kazanmasına
yetmiyor, bundandolayı des-
tekleyici bir sisteme ihtiyaç du-
yuluyor ve dershaneler açılıyor.
Aynen tıp fakülteleri sonrasında
hızla yayılanTUS dershanelerine
gösterilen ilginin artması gibi… Bu
durum, elbette dershanelerinve
dershanecilerin suçudeğil, fakat
ülkedeki yanlış sistemin enbelir-
gin göstergelerindenbir tanesi.
Öte yandan ülkedeki bir ih-
tiyaca binaen şöyle veya böyle
ortaya çıkmış bir “özel girişim”
olarak dershaneler, tümdiğer
özel ticarî kurumlar gibidir aslın-
da. Birileri parayı bastırır, serbest
piyasa ve rekabet koşullarında
dershanesini açar ve işini en iyi
şekilde yapmaya çalışır. Dersha-
nelere karşı da olsanız, işin özü
budur. Devletin bir sabah “uya-
nıp” da birdenbire “Önümüzdeki
ay bütün kuyumcuları kapatıyo-
ruz ve isteyen tümkuyumculara
sosisli sandviç büfesi olmaları
için gerekli tümdesteği vermeye
hazırız” nev’inden bir açıklama
serdetmesi halinde nasıl bir tep-
ki vereceksek, burada da aynı
mantık geçerlidir aslında.
Devletin, işine geldiği zaman-
larda insanların hayatına zırt pırt
müdahale edebilen bir heyula-
dan küçülmüş ve kolaylaştırıcı
bir araç olmaya doğru dönü-
şümünü heyecanla beklerken,
eski ceberut yapının bu şekilde
kafasını yine orta yere uzatması,
şahsen benimhiç hoşuma git-
medi. Fakat Türkiye’nin son on
yıllık inanılmaz dönüşümüne
kaptanlık etmiş olan AK Parti ve
Recep Tayyip Erdoğan, dersha-
neler söz konusu olunca nere-
deyse tanınmaz hale geldiler.
Veya bize öyle geliyor…
Bu ülkedeki son yirmi yılda
gerçekleşen toplumsal dönü-
şümlerde cemaatlerin, özellikle
de Fethullah Gülen Cemaati’nin
etkisini yadsımaya kalkmak
safdillik olur. AK Parti hükümeti,
siyasî arenada kendi hayalleri
doğrultusunda bir ülke tesis
etmek üzere faaliyetlerini sürdü-
rürken, “Hizmet Hareketi”nin de
toplumsal alanda üzerine dü-
şeni fazlasıyla yerine getirdiğini
düşünüyorum. Özellikle terörün
azgın olduğu günlerde Güney-
doğu bölgemizdeki sorunlu
yerlerde “Hizmet”e ait dershane,
okuma salonu ve yurtların, ay-
rılıkçı terör için ne kadar büyük
bir korkulu rüya haline geldiğini
ben, kendi gözlerimle gördüm.
Terör örgütünün asker ve polisi
bırakıp kız öğrenci yurtlarına
attıkları roketlerin anlamını
çözmek için çok uğraştım. Siyasî
ve ideolojik konjonktürden
bağımsız olarak, sivil toplum
marifetiyle ihtiyacı olanlara uza-
tılan insanlık eli, bütün ayrılıkçı
söylemleri Ağustos güneşinin
karşısındaki kar misali eriten bir
etkiye sahipti. Keşke bu söylemi
ülke sathında bila istisna hepi-
miz sahiplenebilseydik...
Unutkanlıkve
rehavet…
AK Parti iktidarı, derin devlet
güçleriyle gerekmasa başında,
gerekse perde arkasındamüca-
delesini sürdürürken, bu ülkenin
sıradan insanlarında oluşan
kalabalık bir grup da insanlara
eğitimde, sağlıkta, barınma ve
gıdada yardımelini uzatarak,
parçalanmış gönülleri birleş-
tirmeye gayret ederek -sadece
ülkemizde de değil- dünya
çapında bir birleştirici unsur
olmaya soyunmuştu. Kısacası,
bir zamanlar her şey ilginç bir
uyumve armoni içinde süregi-
diyordu.
Bu gün ise artık yadsınamaz
bir şekilde ortada olan bir
vaka var: Bu ülkenin seçilmiş
hükümetini yönetenler ile bir
gönüllüler hareketi olan Fet-
hullah Gülen Cemaati arasında
belirgin bir mücadele var. Gülen
Cemaati’nin dershane tartış-
masında neden bu kadar kesif
taraf tuttuğunumevzudan uzak
olanlar iyi anlayamayabilirler.
İşin aslı; dershane, okuma
salonları, yurtlar ve öğrenci ev-
leri gibi oluşumların, Cemaat’in
toplumsal amaçlarını inşası için
vazgeçilmez köşe taşları olma-
sıdır. Özellikle toplumsal birlik-
teliğin sağlanması ve insanların
temel insanî duygular etrafında
bir araya toplanması için bu
kurumlar sadece birer vesiledir.
Sınavlara hazırlık amaçlı dersha-
necilik, Hizmet Hareketi açısın-
dan işin sadece bir bölümüdür.
Fakat olmaması gereken şey-
ler gördük bu süreçte. Cemaat
mensupları, Gezi Parkı günlerini
aratmayacak bir coşkunlukla
yüklendi sosyal medyaya. Bü-
tün dünyada hoşgörü, barış ve
diyalog için örnek teşkil edebi-
lecek nice girişime imza atmış
bir hareketinmensupları, kendi
ülkelerinde, kendi dilini konu-
şan insanlarla doğru bir diyalog
kurmaya bir türlümuvaffak
olamadı. İnternet salvoları ile
yürütülmeye çalışılan kampan-
yalar sırıttı, çirkinleşti, amacını
aştı ve bu ülkenin en güçlü sivil
toplumkuruluşu ile ülkedeki en
önemli siyasî aktörü karşı karşı-
ya getirdi.
Üzerinden yıllar geçmiş ve
hangi durumlarda imzalandı-
ğını hepimizin çok iyi bildiği
MGK belgeleri, fişleme iddiaları,
ithamlar, karalamalar… Ortalık
adeta bir panayır yerine döndü.
Karşılık olarak Hükümet’e yakın
çevrelerdenMavi Marmara,
otoriteden izin”, “furuat me-
selesi” gibi başlıklarsa büyük
bir iştiyakla dolaşıma sokuldu.
Ardından ise ülkeyi sarsan yol-
suzluk soruşturmaları ve bu
adli
olaylar dizisinin hizmet hareketi
ile ilişkilendirilme süreci geldi.
Daha fazla detaya hacet yok
aslında, zira bu tiyatroyu hep
birlikte izliyoruz.
Ortadaki anlaşmazlığınbasit
bir teknikmevzuyu çoktan aştığı
ortada. GülenCemaati’ninbazı
mensupları ve zımni sözcüleri,
bir gönüllüler hareketininmen-
supları olduğunu adeta unutup
mugalatanınmuğlak ve yıkıcı
şehvetine kendilerini çok hızlı
kaptırdılar. Hükümet kanadı
da buülkedeki kadimharcın
karılmasında belki de yıllardır en
meyveli girişimleri gerçekleştiren
büyük bir kitleye karşı amansız
bir ağız kavgasını tercih etti.
İşenefisler
karışınca…
İki taraf arasındamakul bir
süreden fazla devameden tüm
anlaşmazlıklarda, her iki tarafın
da hatalı olduğu açıktır. Burada
da birden fazla yanlış bir araya
gelerek, sonuçta adeta büyük bir
ayıba dönüşmeye başladı. Ülke-
mizde sonbirkaç yıldır, özelikle
muhafazakâr” olarak adlandırı-
lan kitledeki “rahatlık ve rehavet”
havasınında bunda etkisi var
mıdır bilinmez, ama daha 15 yıl
önce buülkede yaşananlar hiç
yaşanmamış gibi, aynı amaca gö-
nül vermiş insanlar arasındaki bu
anlamsız kavga, ağızların tadını
kaçırmaya yetti de arttı.
Sözünözü, amacınızdan taştı-
ğınızda sınırlarınızı bilemez hale
gelirsiniz. Hükümet, dershanele-
re tepedenmüdahale gibi aceleci
kararlarda ne kadar hatalıysa, gö-
nüllübir hizmet hareketinin kimi
mensupları da ülke yönetiminin
siyasî kararlarını uluorta ve
gayri ciddimünakaşalaramevzu
etmeninbedelini birçok insanın
nezdinde seviye kaybederek
ödeyecekler gibi duruyor. Ama
Hükümet’in -hataları da dâhil-
her yaptığında derinhikmetler
arayanlar damevzununbu
noktaya gelmesindeki paylarını
özellikle fark etmek zorundalar.
Basit ve teknik konuları bir
türlü usulünce halledemedik;
zira işin içine bütün aymazlığı,
bütün odunluğu ve bütün nob-
ranlığı ile “nefislerimiz” karıştı.
Gerçekler, takımtutar gibi
taraf tutarak bulunmaz. Böyle bir
tartışmada taraf seçmedenönce
çok dikkatli olmak ve özellikle
kardeşim” dediğiniz insanları in-
citecek bir söz söylemektense, lâl
olmayı tercih etmek evladır. Ama
tabiî, bu kadimhasleti göster-
meyi yine beceremedik. Ve her
tartışmaya, bilelim, bilmeyelim,
adeta balıklama dalmamıza im-
kanveren iletişimaraçları saye-
sinde demaalesef “kendi kendini
gerçekleştiren kehanet”lere bir
yenisini daha eklemek üzereyiz.
Sade prensiplerden uzak-
laştıkça yanılıyoruz. Hakikatin
yanında duracağına söz veren-
ler hakikatten saptıklarında
yiyebilecekleri şefkat tokatları-
nınmuhtemel şiddeti beni hep
ürkütür... Diyeceğimo ki, Allah
bu ülkeyi muhafaza etsin... Zira
bu aralar bazı
müminlerden
pek
de fazla umudumyok...
SÖZÜNÖZÜ,
AMACINIZDAN TAŞTIĞINIZDA SINIRLARINIZI BİLE-
MEZ HALE GELİRSİNİZ. HÜKÜMET, DERSHANELERE TEPEDEN
MÜDAHALE GİBİ ACELECİ KARARLARDA NE KADAR HATALIYSA,
GÖNÜLLÜ BİR HİZMET HAREKETİNİN KİMİ MENSUPLARI DA ÜLKE
YÖNETİMİNİN SİYASÎ KARARLARINI ULUORTA VE GAYRİ CİDDİ
MÜNAKAŞALARA MEVZU ETMENİN BEDELİNİ BİRÇOK İNSANIN
NEZDİNDE SEVİYE KAYBEDEREK ÖDEYECEKLER GİBİ DURUYOR.