72
aralık
2013
masında yer alamayacağını kaydeden Enerji
İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı
Hüseyin el-Şehristani’nin,Türkiye tarafından
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi petrollerinin ih-
racı ve botu hattının genişletilmesi için öneri-
len üçlü mekanizma önerisini reddettiklerini
açıklaması, hem zamanlama, hem de içeriği
itibariyle oldukça önemli. Şehristani, çok net
bir şekilde şu mesajı veriyor: “Anlaşma iki
ülke arasında yapılmalı.” Fakat diğer taraf-
tan da “Müzakerelerde Bölgesel Yönetim’in
Irak delegasyonunda yer alıp almayacağını
tartışmak için toplantı yapacağız” sözleriyle
de kapıları tamamen kapatmadıkları mesajı-
nı veriyor. Oysa bu açıklamaya kadar “Üçlü
Komite” önerisinin kabul edildiği ifade edili-
yordu. (En azından basında yer alan haberler
bu şekildeydi.)
Kimin “Yeni Ortadoğu”su?
Dolayısıyla sürecin seyrine bağlı olarak
Ankara’yı bir kez daha Erbil ve Bağdat ara-
sında bir tercih yapmaya zorlayacak gibi
görünen bu son açıklamalar, yukarıda da kıs-
men ifade edildiği üzere dış politikada “enerji
bazlı” yeni bir çıkış arayan Türkiye açısından
zorlu bir sürece işaret ediyor.
Kuşkusuz bu çıkışın arka planında sade-
ce enerji ve Merkezî Yönetim’in birtakım
endişeleri ya da dayatmaları yatmıyor. Esas
hedef, Türkiye’nin “yeni Kürt politikası” ek-
senli “yeni Ortadoğu planı” ve bu kapsamda
Ankara-Erbil-Bağdat” hattında başlatmak
istediği yeni süreç. Burada iki olasılık söz
konusu: Ya Türkiye ile ABD arasında halen
devam eden bir yeni Ortadoğu tartışması
(
hangi, kimin, nasıl bir Ortadoğu sorularının
cevabı noktasında) var ya da yeni Ortadoğu
yapılanmasına uygun bir “yeni” Türkiye di-
zayn süreci, belki de bunların hiçbiri. Bu da
bizleri doğrudan doğruya Osmanlı’nın son
dönemine ve Milli Mücadele yılları ile 1926
Ankara Antlaşması’na kadar devam eden sü-
reçteki Kürt politikasına götürüyor. Bir diğer
ifadeyle, o zamanki tasfiye sürecine cevap ile
şimdiki tasfiyeye karşı direniş noktasındaki
paralelliklere... Nasıl mı?
Bunun için tarihsel hafızamızı kısaca da
olsa yoklamakta fayda var. Eğer biraz zor-
larsak, aslında bugün uygulanmaya çalışılan
politikaları büyük ölçüde göreceğiz ve şu an
için yeni Türkiye tarafından uygulanmaya ko-
nulanın güncellenmiş versiyon olduğuna hep
birlikte şahitlik edeceğiz.
Nitekim Osmanlı’nın son dönemlerine
gittiğimizde, ilk olarak II. Abdülhamid Han
tarafından “Doğu Sorunu”nda önemli bir
kilometre taşı oluşturan Berlin Konferansı
sonrası bölgedeki Kürt ve Türklerden oluştu-
rulan “Hamidiye Alayları”nı göreceğiz.Doğu
Anadolu’yu hedef alan “Büyük Ermenistan
Projesi” ve arkasındaki hami güç Rusya’ya
karşı yerel halktan oluşturulan bu milis ya-
pılanma, içeriye dönük olduğu kadar dışarı-
ya yönelik politikaların bir parçası olarak da
önemli bir yere sahip.
Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki azın-
lıklar üzerinden uygulamaya konulan projeye
karşı bir ön alış olarak da karşımıza çıkanHa-
midiye Süvari Alayları’nın teşekkülü 1891’e
dayanıyor. Van, Malazgirt ve Hınıs’taki aşi-
retler ile kurulmaya başlayan bu alayların
kuruluşu 5 yıl sürüyor. Erzincan, Tunceli,
Erzurum, Diyarbakır, Malazgirt ve Urfa ile
birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki
birçok yer de oluşuma dâhil ediliyor. Böylece
bölge Kürtlüğü,Osmanlı’nın bekası adına fa-
aliyetlerde bulunuyor ve I. Dünya Savaşı’nda
Ruslara karşı mücadele ederken bölgedeki
Ermeni çetecilere ve onların katliamlarına
karşı önemli bir caydırıcı güç olarak da ortaya
çıkıyor.
El-Cezire Federasyonu”
Bunun dışında, savaşın sonunda bölgedeki
petrollere gözünü diken ve Misak-ı Milli’nin
bir parçasını oluşturan Musul’u ilhak etme
yoluna giden İngiliz emperyal güçlerine karşı
da bölgede Türk-Kürt ittifakını görüyoruz.
Bir diğer ifadeyle, Mustafa Kemal’in “El-
Cezire Federasyonu” çerçevesinde yürüttüğü
operasyona şahit oluyoruz.
Atatürk ve ŞeyhMahmut Berzenci arasın-
da Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmeye yönelik
mutabakatın bir parçası olarak öne çıkan El-
Cezire, aslında Kurtuluş Savaşı’nın son cep-
hesi olarak tarihteki yerini alan, ama pek az
kimse tarafından bilinen Musul’daki cephe.
Albay Özdemir Bey tarafından teşkilatlandı-
rılan Türk ve Kürt kuvvetleri tarafından İn-
giliz işgal güçlerine karşı 31 Ağustos 1922’de
kazanılan Derbent Savaşı’yla da bir dönüm
noktası olarak karşımıza çıkıyor bu cephe.
Yeni” Türkiyeve
yeni bir tarih”
Diyarbakır’daki miting alanında sözlerini
Kürtçe başlatıp Türkçe bitiren IBKY Başkanı
Mesud Barzani’nin “Yeni bir tarih oluştur-
ma zamanı gelmiştir. Birbirini kabul etmek,
kardeşlik yöntemleriyle yaşamak zamanıdır”
ifadesi, bu açıdan oldukça önemli. Bu sözler,
aslında II.Abdülhamid’le başlayan veMusta-
Strateji
haber
ajanda