66
aralık
2013
Türkiye’de Müslümanlar, azınlıklar lehinde
hemen hiçbir girişimde bulunmadılar. Hat-
ta azınlıkların hangi alanlarda ne gibi so-
runları var ve bu sorunlara nasıl çözüm üre-
tilebilir diye bilgi ve eylem sahibi de değiller.
Çünkü yeni devletin işaret ettiği güvenlik ve
bu güvenlik etrafında şekillenen yeni dini
program gereği Müslümanlar, kendi refe-
ranslarından uzaklaştılar. Uzaklaşmaları ise
bir zorunluluk haline gelirken etken faktör-
ler arasında suçlu, eşkıya, bölücü, gerici ve
şeriatçı gibi doğrudan yargılanıp kamuoyu
önünde itibarsız hale getirilmiş olmalarıdır.
Müslümanları temsil eden kişi ve kurum-
ların suçlu kılındığı biçim, tarz ve alanları
karşısında çaresiz kalarak kendi içlerinde
tanımsız suskunlar halini aldı. Bu bakımdan
da azınlıklar hakkında hemen hiçbir şey
söyleyememeleri, tam tersinden de çok şey
söyledikleri bir alan anlamına da gelmekte.
Söyleyemedikleri, fakat tersinden söyle-
dikleri nedir? Söyleyemedikleri açısından
bakıldığında, bir Müslüman olarak azın-
lıklar konusu nasıl ele alınabilir veya alın-
malıdır? Bu çerçevede üretilecek program
veya eylemler, bu noktadan itibaren yeniden
güncellenebilir mi? Azınlıklar hakkında İs-
lam referansıyla bir şey söyleyemedikleri ve
yapamadıkları yerden uzaklaşarak Müslü-
manlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık-
ları üzerinden şekillendirdiği söyleme baş-
vurmakta ve bu söylemi kendi görüşü olarak
ileri sürmektedirler.
Bu durum, aynı zamanda Müslümanların
kendileri hakkında da bir şey söyleyemedik-
leri yerden başlamak üzere tam tersinden
söyledikleri alana sürüklendiklerini gösterir.
Demek ki kamunun azınlıklar hakkında ne
kadar konuştuğu, onları ne şekilde tanımla-
dığı, neyi işaret edip tartıştığı ölçü ve çerçe-
veyle bu konu konuşulur olmuştur.
Azınlık olarak Müslümanlar, diğer azın-
lıklar hakkında herhangi bir politika ortaya
koyamamışlardır. Çünkü azınlık adlandır-
ması, bizatihi azınlıklar tarafından alınmış
bir ad değil, bilakis kendilerine verilmiş bir
isimdir. Temel sorun da burada baş gös-
termektedir. Azınlık, daha üst bir yerden,
bir anlamda iktidar tarafından verilmiştir.
İktidar, azınlıklar arasında yeni bir iktidar
oluşmasına izin verebilecek bir yapı kurma-
mıştır.Bundan dolayı da azınlıklar, birbirleri
hakkında herhangi bir politika üretememiş
veya öneride de bulunamamışlardır.
Türkiye’de azınlıklar hakkında söz söy-
leyen, çalışma yapan ve program uygulayan
hangi azınlıklar bulunmaktadır? Doğrusu-
nu söylemek gerekirse azınlıklar, kendileri
hakkında dahi bir şey söyleyip yapacak du-
rumda değillerdir. Çünkü azınlık konusu,
başlangıç itibariyle belirsizliği ve kaosu işa-
ret eder. Azınlıklar, kendileri ya da birbirleri
hakkında konuşacak olurlarsa, bu eylemleri,
bir karışıklığın veya keşmekeşin artması
anlamına gelir. Doğrudan doğruya azınlık-
Analiz
haber
ajanda
ların var kılındığı güvenlik ve emniyet alanı
harekete geçer ve olabilecek bütün girişim
ve hazırlıklar sonuçsuz bırakılır. Esasen so-
nuçsuz kılmak, azınlıkların kendi içlerinden
gelmektedir. Bu durum iki türlü oluşur ve
bunlardan ilki varoluşsaldır. Azınlıkların
kendilerinin kurulduğu yer tam da buradan
gerçekleştiğine göre, azınlıklar hakkında bir
şey söylemek veya yapmaya çalışmak, varlık
alanının tehdidi anlamına gelmektedir.
İkinci olarak azınlıklara ilişkin üretilen
bilgi de yine girişimlerin tamamını so-
nuçsuz bırakmaktadır. Neticede azınlıklar,
Türkiye’de öteden beri tartışılan ilk konular
arasında yer almaktadırlar. Buradan da he-
men azınlıkların belirlenme ve çerçevesinin
oluşturulması ve bunun iktidar tarafından
gerçekleştirilmesi, azınlıkların birbirleri
hakkında herhangi bir girişimde bulunma-
sına imkân vermemektedir. Bu imkânsızlık
devam ederek, azınlıkların kendileri hak-
kında söz söylemesini de imkânsız kılmak-
tadır. Azınlıklara ilişkin referansların İslam
ve örfle ilişkili hazırlanmadığına veya hazır-
lanamayacağına göre bu, yeni dünyanın bir
parçası ve güvencesine dönüştürülmüştür.
Böylece içeriye dönük hiçbir hazırlık yapıl-
maması, azınlıkların idari anlamda gündelik
hayatlarına ilişkin nasıl yaşayacaklarına dair
belirsizlik oluşturulması, Müslümanların
azınlık görüntüsünü de belirsizleştirip yer-
leşik kılmıştır. Türkiye’de azınlıklar konu-
şulduğunda, konuyu bütün kamu tek taraflı
olarak kendisinin belirlediği bir alanda, sa-
dece kendi kendine konuşmaktadır. Bunun
dışında kamuoyu tarafından yapılan konuş-
malar, yine kamunun oluşturduğu güvenlik
üzerinden değerlendirmelerdir.
Müslümanlar, azınlıklar hakkında kamu-
nun resmi düşüncesini konuşup paylaşarak
korunması ve yerleşik kılınmasına gayret
etmektedirler. Görünen o ki Müslüman-
lar, azınlıklar hakkında hiçbir zaman ko-
nuşamayacaklar. Müslümanlar, kendileri
hakkında konuşmadıkları sürece azınlıklar
hakkında da konuşamayacaklar. Öyle ya, şu
ana kadar kendileri hakkında konuşmadılar
ve konuşmaları da beklenmemekte. Oysa
Müslümanlar, kendilerinin azınlık oluşla-
rına ilişkin çaresizliklerini, yine konuşama-
dıkları bu konu üzerinden takip edebilirler
ya da sağlamasını yapabilirler.
Azınlık olarak Müslümanlar ne ifade
eder? Müslümanlar, kendilerini asıl unsur
olarak görürken, azınlıkların neye göre bu
alana yerleştirildiklerini nasıl konuşabilirler?
Türkiye’de Müslümanları asıl unsur yapan
alan neresidir ve bu, ne zaman kurulmuştur?