65
aralık
2013
Ahmet Taşğın
Osmanlı toplumsal yapısı, Müslüman ve
Müslüman olmayan şeklinde iki ana eksen
etrafında kurulmuş ve çerçevede de ayrış-
mıştır. Azınlıklara dair taleplerin ilk planda
Müslümanlardan Müslüman olmayanlar
lehine istenmesinin nedenleri arasında da
sistemin Müslümanlardan yana görünmesi
yatmaktadır.
Bu tartışmalar etrafında azınlıklar konusu,
bir programolarakTürkiyeCumhuriyeti’nin
kuruluşunda “azınlık” adıyla ve uluslarara-
sı parçalarıyla kurulmuştur. Bu bakımdan
da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun
gerçekleşmesindeki araçların bir anlamda
temel maddeleri arasında azınlıklar bu-
lunmaktadır. Belki de uluslararası camiada
Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyeti, azın-
lıklara dair yapılan hazırlıklarla sağlanmıştır.
Bunun için kuruluşundan itibaren Türkiye
Cumhuriyeti’nin en önemli konu başlıkları
arasında azınlıklar yer almaktadır.Fakat Os-
manlı yenileşmesi içerisinde -bir anlamıyla
İslam ve örf arasında- şekillenen siyasi, idari
ve hukuk sistemi paralelinde kurulan yapı,
Türkiye Cumhuriyeti’yle ortadan kaldırıl-
mış ve yeni dünyanın kıstaslarına uygun
hale getirilmiştir.
Olumludanolumsuza gidiş
Doğrusu yeni dünyanın her türlü bedelini
ödeyerek kendi sosyal tarihi içerisinde kar-
şılığını bulan tanım, kavram, siyasi, idari ve
hukuk alanlarındaki yerli yerine yerleştirdiği
bir hususu Türkiye’ye taşımak, ülkenin ken-
di tarihsel kökenlerinden sanal olarak kop-
masını sağlamıştır.
Siyasi sistemin kendisini başarılı bir şe-
kilde yeni dünyaya eklediğinin önemli bir
göstergesi olarak azınlıklar konusu, bu ko-
nunun adlandırıldığı süreden günümüze
kadarki geçen sürede daha rahat görülmüş-
tür ki, azınlıklar aleyhine işlemiş ve Osman-
lı Devleti’nden daha olumsuz bir durum
ve yere doğru sürüklenmiştir. Osmanlı’dan
daha kötü duruma düşmüş olmaları da si-
yasi olarak çözüm üretilip anayasal vatan-
daşlık kazanmaları sebebiyledir. Oysa idari
anlamda hiçbir şey yapılmamış ve belirsizlik
içerisine bırakılmışlardır. Bu durumla si-
yasi olarak uluslararası camianın paylaştığı
ve parçasına dönüştüğü azınlıklar, kendi
ülkelerinde ve idari olarak bir karşılık bul-
mamışlardır. Böylece ülkelerinde bir mu-
hatap bulmaları zorlaşmış ve karşı karşıya
kaldıkları sorunların çözümü imkânsız hale
geldikçe yurtdışına göçler hızlanmıştır. Do-
ğal olarakTürkiye Cumhuriyeti, azınlıkların
talepsizliği ve söz konusu göçlerle büyük bir
problemden kurtulmuştur.
Azınlıklar, Türkiye Cumhuriyeti’nin
Osmanlı’dan devraldığı ve uluslararası pa-
zarlık ya da antlaşmaların parçasına dö-
nüşmekle kalmamış, aynı zamanda siyaset
ve güvenlik alanına taşıdığı bir konu haline
getirilmiştir. Buna göre ülkenin parçalan-
masındaki etkileri ya da işbirlikçi oluşlarının
bütün yükünü azınlıklar yüklenmiştir.Özel-
likle de Osmanlı Devleti’nde doğuya doğru
gidildikçe daha fazla etkili olan topluluk-
ların suçlu görülmesi, neredeyse bir devlet
politikası haline gelmiştir. Doğuda yaşayan
ve Müslüman olmayan toplulukların suçlu
görülmesinin nedenleri arasında, bu toplu-
lukların emperyalistlerin de dini inançları
bakımdan gayrı makbul görülmeleridir.
Böylece hem Türkiye, hem de Batı tarafın-
dan harcanan topluluklar haline gelenler,
İstanbul ve çevresindeki azınlıklar değil,
Doğu’nun kadim topluluklarıdırlar.
Azınlıklar konusu, Türkiye’nin güvenlik
algısını yöneterek yeni ulus devletin kurulu-
şunun önemli araçlarından birisi haline gel-
miştir. Yeni bir ulusun oluşumunda azınlık-
lar, dinin ulus devlet için yeniden üretildiği
ve şekillendirildiği yerde büyük bir hizmet
görmüştür. Kuruluş döneminin başlıca tar-
tışma konuları arasında yer alan bu husus,
son zamanlarda Aleviler üzerinden yeniden
canlandırılıp bu çerçevede de yürütülmek-
tedir. Böylece yeni azınlıklar arasına yerleş-
tirilen Aleviler, esasen ulus devletin araçla-
rından biri haline gelmişlerdir.
Esas nedir?
Azınlıklar konusu hangi esas etrafında
şekillenmektedir? Osmanlı Devleti, İslam
ve örfî hukuk etrafında bu hususları tartış-
maya açtığına göre, Müslümanlar zaviye-
sinden bir değerlendirme yapmıştır.Türkiye
Cumhuriyeti ise laiklik ilkesi etrafında bu
tartışmayı açtığına göre,kimin veçhesiyle bu
tartışmayı başlatmış ve yürütmüştür? He-
men herkesin ilk aklına gelen cevap, “Müs-
lümanlar yönünden konuya baktıkları veya
Müslümanlar veçhesiyle konuyu değerlen-
dirdikleri” şeklinde olabilir. Esas itibariyle
MüslümanlarındaTürkiyeCumhuriyeti’nin
uluslararası camiada bir azınlık olarak pa-
zarlık konusu edildiği dikkatten kaçmakta,
kaçırılmakta veya uzak tutulmaktadır. Siyasi
olarak Müslümanların referansları arasın-
da hiçbir konu bulunmazken, idari olarak
da Müslümanlar lehine hangi hususlar et-
rafında kurumlar kurulmuş veya kaldırılan
kurumlardan vazgeçilmiştir? Devrim ka-
nunları arasında yer alan hususların tama-
mı, Müslümanları fiilî azınlık haline getir-
miş ve Müslümanlar, Türkiye Cumhuriyeti
içerisinde kendi sorunlarına çözüm bulacak
muhatap bulamamışlardır ve bir süre sonra
da yeni ulus devletin araçlarına teslim olmuş
ve yeni ulusun yeniden düzenlediği bu dini
kabul etmişlerdir.
EtkisizMüslüman
Azınlık kurgusunun bir sonucu olarak
grupları görememek ve
rakMüslümanlar