63
aralık
2013
Madridli insanlardan daha iyi hizmet alma-
mızın önünde ne gibi bir engel var, “Bizim
insanımız bu hizmetlere layık değil”denme-
yeceğine göre?
Türkiye, İstanbul bağlamında Tokyo ( Ja-
ponya) ve Madrid (İspanya) ile Olimpiyat
konusunda, İzmir bağlamında da EXPO
için yarıştı. Daha böyle pek çok çalışmaya
da ayrıca imza attı. Örneğin Gaziantep’le
çocuk dostu şehirler” arasında projeler or-
taya koyarken Konya, Ankara ve Bursa da
ödül üstüne ödül aldılar. Demek ki bizim
parasızlık” veya “teknoloji yokluğundan
yapamamak” gibi bir sorunumuz yok. “İn-
san azlığından” dolayı diye bir bahaneye ise
zaten herkes güler. Tek sorunumuz, olsa
olsa korkaklık, çekingenlik, tembellik veya
vizyonsuzluk olabilir. Peki, yeni düzende
büyükşehirlerde ne yapılmalı?
İnsanın en önemli özelliği, “büyük bir
potansiyele sahip” olmasıdır. Doğan Cü-
celoğlu, seminere başlarken elinde tuttuğu
palamutla çakıl taşını gösterir ve arasındaki
en önemli farkı sorardı. Cevap olarak da şu
açıklamayı yapardı: “Bir çakıl taşının kendi
gibi bir çakıl taşı daha meydana getirme po-
tansiyeli yoktur. Ama bir canlı meyve olan
palamut, kendi gibi binlerce palamutun
meydana gelmesi için gerekli potansiyeli ta-
şır. İnsan, herhangi bir canlı da değildir. O
öyle potansiyeller taşır ki, hayali bile müm-
kün değildir.”
İnsanyetiştirecek
yerel yönetim
Peki, yerel yönetimler muvacehesinde şu
soruyu sormamız hak değil midir: “Yerel
yönetimlerimizin yönetici adayları, insanın
en önemli özelliği olan potansiyelini açığa
çıkarma hususunda ne gibi hizmetler plan-
lamaktadırlar?” Mesela çocuklarım, yerel
yönetimlerden hangi hizmetleri alacak da
potansiyellerini açığa çıkaracaklar? Ben,
eşim veya başka bir vatandaşımızın potan-
siyeli nasıl açığa çıkacak? Bir başka ifadeyle
bizlerin kendimize, milletimize ve insanlığa
katkı yapabilmemiz için ne gibi şartlar ha-
zırlanması taahhüt edilmelidir?
Yeni “büyükşehir sistemi”, köyleri ve bel-
deleri de birer mahalle olarak kabul eden
bir özelliğe sahip. Yıllarca köyden şehre göç
kavramını konuştuk. Yeni düzende huku-
ken şehrin mahallesi olarak kabul edilen
köylerden yine şehirlere göç devam edecek
mi, yoksa gelişen teknoloji ve üretim yön-
temleri kullanılarak köylerimiz yerli yerinde
dururlarken villa mahallelere mi dönüştürü-
lecekler?
İstanbul’da Bahçeşehir, Beylikdüzü’nden
Zekeriyaköy,Mecidiyeköy veya Taksim gibi
işyerlerine her gün gidip gelen birçok hem-
şerimiz var.Anadolu’da,bırakın köyden ilçe-
yi, ilçeden ilçeye bile mesafeler çok uzundur.
Bu da sağlıktan bakkal ihtiyaçlarına,eğitim-
den iş hayatımıza birçok düşünce kalıbımızı
etkileyecek bir duruma sebep olur.
Şöyle bir tablo hiç de uzak bir hayal de-
ğil: Birbiri üstüne yığılmış bir nüfus; boş ve
ekilmemiş arazilerle dolu bir görüntü yeri-
ne, insanların kendilerinin bile organik seb-
ze ve meyve yetiştirdiği araziler ve arazilerin
de ortalarında müstakil yerleşim yerleri;
gelişmiş bir teknoloji kullanarak, ekip dik-
mesinden sulamasına, hatta çapasına kadar
çok az bir zaman ve emek harcayarak tabi-
atın ortasında bir hayat ve eğitimden sağ-
lığa, iletişimden eğlence ve alışverişe kadar
-
belki yoğun nüfuslu yerlerden daha kolay
ve ekonomik bir şekilde- sürdürülebilen bir
hayat…
Gönül istiyor ki insanca yaşayalım, insan-
lığa hizmet edelim. Sindirilmiş, köreltilmiş,
özgüvensiz, mutsuz, heyecansız, tatminsiz
ve sağlıksız çocuklarımız olmasın. Aksine
gözlerinden, hal ve tavırlarından mutluluk,
neşe ve özgüven fışkıran çocuklarımız olsun.
Onlar da mutlu yuvalar kursunlar, onlar da
gittikleri ülkelerde insanları mutlu edecek
hizmetler versinler. Ülkelerine, anne baba-
larını ziyarete geldiklerinde coşkunun, onur
ve kıvancın patlaması olsun. Öyle bir nesil
ki, ahiretleriyle de barışık, manevi meselele-
rini halletmiş insanlardan oluşsun…
Bunların hepsini belediyelerden beklemi-
yorum. Lakin bunların olmasının şartlarını
hazırlasınlar, değer olarak öne çıkarsınlar,
yeter. Bu kadar şart hazırlandıktan sonra
şehir sakinleri olan bizler de –af edersiniz
şey değiliz ya- üzerimize düşeni yaparız
herhâlde…
Yerel yönetim seçimleri için hazırlıkları
takip ediyorum.Aday adaylarının projelerini
inceliyorum. Genellemek istemem ama bu-
rada anlatmaya değer bir projeye rastlama-
dım. Hâlâ geçen yüzyılın “çap bakımından
büyümüş” tekrarlarına rastlıyorum. Hâlâ
Şuradan şuraya yol yapacakmış” da, hâlâ
Aç açık bırakmayacakmış” da, hâlâ “Şöyle
bir park yapacakmış” da…
Yol veya park yapmasaydınız da aç açık
bıraksaydınız bari!.. Bir insan, yaptığı ve
yapacağı işler arasında nefes almayı saymaz.
İstese de, istemese de nefes alır zaten. Ken-
dine veya çevresine katacağı değerleri iş ola-
rak sayar. Şu an “bir yerel yönetimin kendi
bölgesi ve insanına nasıl bir değer kataca-
ğı” sorunuyla karşı karşıyayız. “Biz, 2014 ve
2019
arasında, kendi belediyemiz sayesinde
şu noktadan bu noktaya geldik” diyebilecek
miyiz? New Yorklu, Şangaylı, Moskova-
lı, Parisli, Romalı, Tokyolu, Londralı veya
şehirliyiz, lütfen!...