59
aralık
2013
B
AŞBAKANI-
MIZIN,
Musevi
vatandaşları-
mızın Hanuka*
ayramı’nı kutlama mesa-
jında yer alan “Hiçbir insa-
nımızı ötekileştirmiyor, tüm
vatandaşlarımızın barış,
huzur ve emniyet içinde,
kendi inanç ve gelenekleri-
ni özgürce yaşayabilmeleri-
ne büyük önem veriyoruz.
Bu düşünceler eşliğinde
Musevi vatandaşlarımızın
Hanuka Bayramı’nı en içten
duygularımla tebrik ediyor;
kendilerine huzur, mutluluk
ve esenlikler diliyorum”
şeklindeki ifadelerini olduk-
ça samimi ve içi dolu bir
kutlama olarak algıladm.
Bir idarecinin, toplumun
her kesimine elbette du-
yarlı ve adil olması gerekir.
Bu mesaj da o itibarla
muhakkak sahiplerine
ulaşacaktır.
Cumhuriyet tanımını son
olarak Ayşe Kulin’in -yine
enfes kalemi ile tarihe
ışık tuttuğu- romanında
okuyarak yineledim. “Nefes
Nefese” adlı belge kaynaklı
roman derlemesinde be-
lirtilen “Cumhuriyet, ulus
devlete dönüşümdür” cüm-
lesiyle “Biz de sizler gibi
kendi dinimizi ve ırkımızı
birinci sınıf kabul ettik.
Bu durum, özellikle Müs-
lüman Türklerin lehine
olmadı...” ifadesi, karşılıklı
konuşma metnine bağlı
olarak birbirlerini tamamlı-
yorlar. Cumhuriyet, zaten
özellikle ırk kavramını öne
çıkaran bir rejimdir. Her ne
kadar günümüzde fazla ve
fark içeren tanımları bün-
yesine alsa da temelindeki
gerçek birdir.
Aynı kitapta ismi geçen
İsmet İnönü’nün, izlediği
siyasî politikalar doğrul-
tusunda özellikle Musevi
vatandaşlarımıza çok des-
teği olmuştur. Fransa’daki
birçok Musevi, Türkiye’ye
dönebilmeyi Adolf Hitler’in
ordusuna rağmen başa-
rabilmiştir. Buraya not
düşmekte fayda var.
Musevi vatandaşlarımız,
belki de günümüze değinki
Cumhuriyet dönemininde,
en çok İsmet Paşa’nın tek
başkan olduğu 12 yıllık
uzun yönetim esnasında
manevi huzur içinde yaşa-
yabilmişlerdir.
Birçok tarihçinin de
onaylayacağı bir takım
bilgiyi buraya sıralayalım:
10
Ekim 1935: Mustafa
Kemal, Mason localarını
kapatmak için Meclis’e
başvuruyor. Şükrü Kaya ve
İsmet İnönü ise buna karşı
çıkıyor. 4 saat sonra Mason
locaları, kendi kendilerini
kapatıyorlar.
13
Ekim 1935: Mason
localarının kapatılmasına
ilişkin bir kanun çıkarılıyor.
1948:
Masonların büyük
hayali İsrail kuruluyor.
İsrail’i tanıyan ilk Müslüman
devletse Türkiye oluyor ve
o zaman Millî Şef olan İs-
met İnönü, birkaç ay sonra
Mason localarını da açıyor
ve “zamanında kanunla de-
ğil de kendi kendilerini
kapattıkları için” bütün mal
ve mülklerini geri veriyor.**
Tabiî bu durum her açıdan
göreceli ve tartışılmaya
musait, Cumhuriyet tari-
hindeki üstüne tül çekilmiş
birçok konu gibi…
da dershane yönetmeliğinin diğer ülkelerde ve
ülkemizde farklı içerik ve statü taşıdığı. Dersha-
nelerin her ülke için ayrı bir adı var. Almanya’da
nachhilfe”, Türkiye’de “dershane”,Fransa’da “so-
utien”, İrlanda’da “grind schools”, Yunanistan’da
φροντιστήριο”
,
Portekiz’de “explicaçoes sco-
laire”, İtalya’da “preparazione universitaria” veya
scuala privata”, İngiltere’de “scholl support”...
Bu yabancı ülkelerdeki dershaneler, direkt
eğitim kurumları müfredatından destekle hara-
ket ediyor ve çoğu dil eğitimi merkezli çalışıyor.
Ancak bizdeki mevcut amaç, sadece öğrenci-
lere üniversiteyi kazanma yolunda ek ders yar-
dımı şeklinde. “Üniversiteye gitmek için hangi
yol mubahtır” kursları... Artısı yok. Meslekî bir
kurs değil.Alternatifleri yok.Tekdüze bir eğitim
anlayışına, tekdüze bir sisteme sahip, o kadar.
Avrupa, Amerika ya da diğer ülkelerdeki ile bir
benzerlik taşımıyor. Devlet okulları çatısı altın-
da değil, sadece MEB izni var, o kadar.
Bırakalım da dağınık mı kalsın o halde? Ha-
yır elbette…MEB’in, birimlerini aktive ederek
devlet okullarını ve eğitim sahalarını sıkıca de-
netlemesi gerekmektedir. Okullarda yapılacak
sistematik etüd dersleri, okul idareleri tarafından
pek tabiî düzenlenebilir. Çocuğun ihtiyaç duy-
duğu derse göre ek yönlendirmede bulunulabi-
lir. İkinci bir seçenekse dershanelerin kontrollü
birşekilde, üniversite kapılarını “eşit olarak, her
gence, olağan eğitim hakkı sunana değin” açık
bırakması.
Temel oluşturulmadan gereksinim duyuldu-
ğu için açılmış olan bu dershanelerin kapatıl-
masının altında, açıkcası başka sebepler aramak
mümkün. Kamuoyunun bildiği tabir ile “Nur
Cemaati”, özellikle dershane ve özel okullarda
tartışılmaz bir başarı ve hizmet sahibi. Öyle ki,
artık devletin yapması gereken bir hizmeti dün-
ya çapında verir oldu. Birçok ülkede -Avrupa
ülkeleri dahil- kolej ve resmî okulları var. Bu da
tabiî dev bir proje, dev bir kapital. Buna yan bir
katkı sağlayan proje kapsamında da dershaneler
mevcut.
Her ne kadar suyun akıp yatağını bulacağı
muhakkak olsa da bu kazanımın bir külfeti ola-
caktır. İşte burada AK Parti hükümeti, diğer dev
kapitallere birtakım teftiş ve kontrollerde bulun-
duğu gibi,“sağ”diye adlandırılan kesimin de ka-
pitallerinin hesabını sormak zorundaydı. Sordu
da... Fakat bu sorguya memnun olan hiç kimse
çıkmadı.Özellikle son zamanlarda Sayın Başba-
kan ve birimlerini yerden yere vuran ana muha-
lefet ve taraftarları ses çıkarmadılar. Asıl ironik
olan ise,“Senden bir, benden bir. Aldım, verdim,
ben seni yendim!” politikasındaki Nur Cemaati
lideri Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’den
gelen cevaptır.
1948:
Masonların büyük hayali İsrail kuruluyor. İsrail’i tanı-
yan ilk Müslüman devletse Türkiye oluyor ve o zaman Millî Şef
olan İsmet İnönü, birkaç ay sonra Mason localarını da açıyor ve
zamanında kanunla değil de kendi kendilerini kapattıkları için”
bütün mal ve mülklerini geri veriyor.
YİNE, YENİ, YENİDEN...
Notlar
*
Hanuka: Işık bayramı, yeniden adanma.
**
uludağsözlük-mariamagdalene, 20.11.2011 09:47.