57
aralık
2013
Sabri Öğe
ki, ne çatışması?” şeklinde düşünülmemelidir
bu konu. Evet, yasalar dine dayanmamakta-
dır, ama toplumun kültürü ve telakkisi bütü-
nüyle İslam’dan kaynaklanmaktadır.Bu olgu-
nun bireyler bakımından dindar olmak veya
olmamakla çokça bir alakası yoktur.Yaşantısı
itibariyle dinden çok uzak görünüşlü bir in-
sanımız veya katı laikçilerimiz de toplumun
kültüründen,dolaylı olarak İslam inancından
beslenmiştir.O bakımdan Sayın Başbakan’ın
çıkışını, onun ferdi düşüncesi olarak değil,
milletimizin tavrı olarak değerlendirmek ge-
rekmektedir.
TotaliterKemalizmnamına...
Demokrasimiz geliştikçe bu tip çatışma-
ları daha çok yaşayacağız. Eşcinselliğin meş-
rulaştırılması veya böylesi bir evliliğin yasal
hale gelmesi gibi konular, yakında önümüze
gelmek için kapıda beklemektedirler. “Öm-
rümüz hep çatışmayla mı geçecek? Buna
bir çözüm yok mu?” diye sorulacak olursa
çözüm, ya demokrasiden ya da kendi özgün
kültürümüzden vazgeçmek olacaktır. “Ta-
mam, vazgeçtik” demekle de bir toplumun
kültürünü değiştirmek asla mümkün değil-
dir. Seksen doksan yıldır bunun için, cihanda
hiç görülmemiş katılıkta, radikal ve siste-
matik tedbirler uygulayanlar, -sosyal yapıda
büyük tahribata sebep olmuşlardır- sonuçta
hüsrana uğramışlardır. Ayrıca bunu yapanlar,
özgürlükçü demokrasi adına değil, totaliter
Kemalizm adına bu yola girmişlerdir.
Demokrasi ile İslam’ın çatıştığını iddia
ettik, ama ne garip tecellidir ki bugün, ülke-
mizde demokrasiye candan sahip çıkanlar da
Müslümanlardır. İslam karşıtları ise demok-
rasiden hiç memnun değildirler.“Bu nasıl bir
paradokstur?” denirse, bu durum, ülkemizin
henüz normalleşemediğinin bir göstergesidir.
Taşlar yerli yerine oturduğunda bu çelişkiler
de ortadan kalkacaktır.
60
ve 70’li yıllarda “İslamcılar”ve Milliyet-
çiler demokrasiye daima soğuk bakmışlardı.
Benimde mensubu bulunduğumÜlkücü ke-
sime göre demokrasi,sokakta ıspanak fiyatına
satılan değersiz bir meta idi.“Başbuğ”Türkeş
öyle söylüyordu. Fakat zaman ve olaylar öğ-
retti ki, Kemalizm’in sultasından kurtulabil-
mek için demokrasiden başka yapışacak bir
dalımız yoktur. Nitekim halkımız, bu zalim
rejimi demokrasi sayesinde yerle bir etmeyi
başardı. Anladık ki demokrasi, öyle ıspanak
filan değil, altın değerinde bir kurtarıcı imiş.
Başbakan’ın beyanına karşı demokrasiyi ileri
sürerek karşı çıkan muhafazakâr köşe yazar-
larının bu tavırlarında, herhalde demokrasiye
karşı kalplerindeki bu sevgi ve minnet duy-
gusunun etkisi de söz konusudur.
İslam ile demokrasi, temel insan hakları
ve özgürlükler konusundaki yakınlaşmaları-
na rağmen, temel yaklaşım açısından farklı,
hatta birbirine zıt kutuplardadırlar. Her şey-
den önce İslam ilahî, demokrasi ise beşerî bir
sistemdir.Demokrasi, çoğunluğun iradesinin
doğru olduğu kabulü üzerine bina edilmiş-
ken, İslam bunun tam tersini, çoğunluğun
yanılacağını esas almıştır. Bütün peygamber-
ler çoğunluklara karşı mücadele etmişlerdir.
Yegâne doğru “vahiy”dir.
İslam, insan nefsinin, kötülüğün kaynağı
olduğu esasından hareketle nefsin arzularını
sınırlandırır ve bireyin iç dünyasını terbiye
ve tezyin ederek kamu düzenini bireyin üze-
rine bina eder. Demokrasi ise insan nefsini
alabildiğine serbest bırakır ve kamu düzenini
harici kurallarla sağlamaya çalışır. İslam, eko-
nomide kaynakların devamlılığını sağlamak
için tüketime, dolayısıyla da üretime sınır
koyar ve kaynakların geri dönüşümünü teş-
vik eder. Demokrasi ise insan ihtiyaçlarının
sınırsız olduğu kabulü üzerinden giderek,
kaynakların alabildiğine eritilmesine, tüke-
timde israfa imkân tanır.
Çağımız demokrasi çağıdır. Acep nihaye-
tinde demokrasi, insanlığı nereye götürecek-
tir? Elhâsıl, “Bindik bir alamete, gidiyoruz
kıyamete…”