56
aralık
2013
Analiz
haber
ajanda
>> Bizde siyasi hayat yıllardır reses-
yondadır. Zavallı muhalefet partileri,
kendi dağarcıklarında bir şey olma-
dığından Başbakan’ın attığı bir tıkım
ekmeğin üzerine üşüşüveriyorlar ve
mutlaka ona karşı çıkıyorlar. Muhalif
yazarlar da aynı karşıtlığı gösterseler
de siyasetçiler gibi kaba bodoslama
yerine bir miktar allayıp pulluyorlar.
Bu defaki konunun onlar için yağ-
lı tarafı, özünde İslami bir kokunun
bulunmasıdır. Bu bakımdan atış daha
kolay olmaktadır: “İşte gördünüz mü?
Tayyip gerçek şeriatçı, çağdışı yüzü-
nü bir kere daha gösterdi. İnsanların
yaşam tarzına müdahalenin zirvesine
çıktı. Diktatör!..”
Yıllarca Başbakan’a destek vermek-
te olan liberaller de keskinlikte mu-
haliflerden geri kalmadılar. “Ne işin
var insanların evinin içinde? Dışarıda
başörtüsüne müdahaleye karşı çıkar-
ken, şimdi kendin, evin içine nasıl
müdahale edersin?” diye saldırıyorlar.
Muhafazakâr kesimden konuya te-
mas edenler de benzer telden çaldı-
lar. Azgın muhalefetle aynı çizgide
buluşmanın keyfini yaşadılar. Tabiî
hepsinin temel argümanı, Başbakan’ın
düşüncesinin demokrasiye, temel hak
ve özgürlüklere aykırı olmasıydı. Bu
argüman, kimine göre de Kemalist
rejimin dayatmasının aynısı olduğu
yönündeydi.
İnsan hakikaten üzülüyor. Ne kadar
sığ, ne kadar ucuz değerlendirmeler
bunlar. Kahvehane gırgırından daha
ileri bir derinlik ortaya koyan yok.
Beyanlardan sorumsuzluk, kalemler-
den basitlik, paçalardan cehalet akıyor.
Öncelikle “evin mahremiyetini ihlal”
konusu demokrasiye bir aykırılık arz
ediyorsa, İslam’a bin aykırıdır. Değil
evin içine müdahale etmek; dışarıdan,
yüz, iki yüz metre öteden dahi gözet-
lemek, tecessüste bulunmak yasaklan-
mış, büyük günahlardan sayılmıştır.
Başörtüsü yasağına atıfta bulunan-
lara ise “Bu ikisi aynı değerde midir?”
diye sormak lazım. Bir avuç zorba
Kemalist’in yasadışı yöntemlerle ço-
ğunluğa karşı kendi kuralını dayatması
ile meşru bir başbakanın, milletin ah-
lak anlayışını ileri sürmesini aynı kefe-
ye koyabilmek için hakikaten cehalet
tedrisinden geçmiş olmak gerekiyor.
Kardeş kardeş (!)
Bu bıçkın muhaliflere sormak la-
zım… Evin mahremiyetine müda-
haleye karşı çıkalım, tamam. Peki,
Başbakan’ın kaygısının sizin gözünüz-
de hiç mi bir değeri yok? Bu memle-
kette -hukuk sistemimize de girmiş
olan- “genel ahlak” diye bir kavram
yok mu? Ülkemizin geleceğini emanet
edeceğimiz gençlerimizin beden,ahlak
ve karakter sağlamlığı sizi hiç mi ilgi-
lendirmiyor? Kızlı oğlanlı bu gençler
aynı evin içinde, ateşle barut gibi kar-
deş kardeş (!) oturuyorlar, bu da “İşte
çağdaş Türkiye!”oluyor, öyle mi?!
BAŞBAKANKUMTORBASIMIDIR?
B
AŞBAKANIMIZ
,
-
âdet-i veçhi-
le- Polonya’ya giderayak ardında bir
gündemmaddesi bırakıp, gençlerin
kız-erkek” aynı evi paylaşmalarına
karşı bir tedbir düşüneceklerini söy-
ledi, tabiî kıyamet de bundan koptu.
Söylenenler ve yazılanlar aynen tahmin ettiğim gi-
biydi ve sürpriz olmadılar.
İkiyüzlülüğü bir kenara bırakıp
dürüst olalım. Bu mikrop bize, diğer
birçoğu gibi “çağdaş” ülkelerden gel-
miştir. O ülkeleri ve o hayatı bu fakir
çok iyi bilmektedir. O “ev”lerde sade-
ce zina değil, toplu zina yapılıyor. Bu
bir eğik düzlemdir. Bu kapıyı açtınız
mı, dibine kadar yuvarlanmaktan kur-
tulamazsınız. Her dört duvar arasına
mahremiyet muamelesi yapılacaksa
randevu ve şafak operasyonlarına mu-
hatap olan uyuşturucu evlerine de aynı
hak tanınmalı değil mi?
Bakınız, geçen yıl bir durumla kar-
şılaştım. Evimle aynı katta bulunan
karşı dairede yalnız başına genç bir
bayan oturuyordu. Başlangıçta bir
problem yoktu, komşuluk ilişkileri-
miz de iyiydi. Fakat bir müddet sonra
bayanın evine zaman zaman bazı er-
keklerin girip çıktığını ve gecelediği-
ni müşahede ettim. Yasa bakımından
kimsenin bu bayana bir şey söylemeye
hakkı yoktu elbette. Şimdi eğri oturup
doğru konuşalım. Bu durumu bizim
kültürümüz, ahlak telakkilerimiz ka-
bul etmez. Benim yerimde kim olsa
bundan rahatsız olurdu. Zaten bunun
kabul edilmezliği şuradan da belli idi
ki bayan, erkek arkadaşlarını son de-
rece sessizce, mümkün mertebe gizli-
ce ve tedirgin şekilde içeriye alıyordu.
Ve yine benim müdahalem karşısında
hiçbir direnç göstermeden apartmanı-
mızı terk edip gitti.
Bu konuda Başbakan’ımızın suçu,
zinayı suç olmaktan çıkarmış olması-
dır. Aslında Başbakan, zinayı suç kap-
samına almakta kararlı ifadeler kul-
lanmaktayken, AB’ye gidip dönünce
180
derecelik bir dönüş yapmıştı.Ona,
bunun demokrasinin bir icabı olduğu
söylenmişti.
İşte şimdi geldik sorunun özü olan,
esas tartışmamız gereken noktaya.
Hadise, ilahî sistem İslam ile beşerî
sistem demokrasinin çatışmış olması-
dır. “Türkiye’de İslami bir sistem yok
O“EV”LERDESADECEZİNADEĞİL,
TOPLU ZİNA YAPILIYOR. BU BİR EĞİK DÜZLEMDİR. BU KAPIYI
AÇTINIZ MI, DİBİNE KADAR YUVARLANMAKTAN KURTULAMAZSINIZ. HER DÖRT DUVAR ARASINA
MAHREMİYET MUAMELESİ YAPILACAKSA RANDEVU VE ŞAFAK OPERASYONLARINA MUHATAP
OLAN UYUŞTURUCU EVLERİNE DE AYNI HAK TANINMALI DEĞİL Mİ?