55
aralık
2013
B
AŞBAKAN
Erdoğan, geçen
ay sosyal bir yaramıza daha
parmak basarak üniversite
öğrencilerinin barınma
sorunları ve öğrenci evleri denetimi
konularında görüşlerini kamuoyu ile
paylaştı ve özellikle öğrenci evlerinin
denetlenmesi konusundaki görüşleri
ülke gündemini bir anda değiştirmeye
yetti. Destekleyenler, karşı çıkanlar,
konuyu saptıranlar, açıklamayı fırsat
bilip konuyu o bildik basit muhalefet
üslubuyla değerlendirenler oldu. Hatta
kafalar o kadar karıştı ki denetleme
konusu AK Parti içinde bile farklı algı-
landı ve farklı değerlendirildi. Başba-
kan, kafa karışıklığını gidermek adına
konu hakkında görüşlerini bir kez daha
açıklamak durumunda kaldı.
Meseleye gelince, bence konuları
ayrı ele almak gerekli. Çünkü gördü-
ğüm kadarıyla meseleyi herkes kendi
penceresinden ve kendi yaşam biçi-
mine göre değerlendiriyor. Öncelikle
öğrenci evlerinin denetimi meselesi
ayrı bir konudur, öğrencilerin barınma
sorunları ise ayrı bir konu.
İlk sorun “barınma”
Önce barınma konusuna değinelim
ve üniversitelerin aslında nasıl bir
yaşam kampüsü haline gelebileceğini
tartışalım. Barınma sorunu, üniversi-
teyi kazanan bir öğrencinin aşması
gereken ilk sorun. Çok az sayıda
öğrenci, yaşadığı şehirde istediği gibi
bir üniversite okuma imkânına sahip.
Öğrencilerin çoğu farklı şehirlere git-
mek zorunda kalıyor. Dolayısıyla her
yıl yüzbinlerce öğrenci, sınav engelini
aştıktan hemen sonra bu sorunla
karşılaşmak durumunda kalıyor.
Devletin “Kredi ve Yurtlar Kurumu”
var. Bu kurum, barınma sorununu
çözmek için yeterli kapasiteye sahip
değil. Ayrıca eski zamanlara göre
kalite ve konfor olarak standardlarını
yükseltmiş olsa bile bazı üniversite-
lerde hâlâ yeterli seviye yok. Özel
yurtlar, kalite ve konfor olarak daha iyi
şartlara sahipler. Ancak elbette bunun
yüksek bir maliyeti var. İmkân mesele-
si yani. Bir diğer seçenek ise “cemaat
yurtları veya evleri”. Bu yurtlarda ve
evlerde kalmak da kolay değil. Cemaat
evinde kalmak demek, her şeyden
önce cemaatin bir üyesi olmanız anla-
mına geliyor. Aynı zamanda birtakım
yükümlülüklere de hazır olmalısınız.
Bu da bir “tercih meselesi” yani. Bazı
kamu kurumlarının da özel yurtları
var. Torpili olan veya ebeveyni aynı
kurumda çalışanlar bu olanaklardan
faydalanabiliyor. Geriye son seçenek
olarak evler kalıyor. Birkaç öğrenci
birleşerek, bir ev kiralayıp barınma
sorununa çözüm arıyorlar.
Neticede barınma sorunu ciddi bir
konu. Her ebeveyn, imkânları ölçüsün-
de, hayat tarzına uygun bir seçeneği
çocuğuna sunuyor. Birçoğumuz öğ-
rencilik yaptı. O günleri hatırlıyorum
da… İlk defa ailemden uzakta kalmak
zorundaydım. Yeni bir çevre, yeni in-
sanlar ve üniversitenin farklı kültürü…
İşte bütün bunlara uyum sağlamak,
17
yaşında bir genç için kolay değildi
elbette.
Yaşam kampüsleri
Türkiye’de üniversite sayısı artıyor.
Özel üniversiteler ve vakıf üniversite-
leri ile beraber –yanılmıyorsam- 170’in
üzerinde üniversite var. Birkaç yıl
içinde de 200 civarında üniversite
olacak. Ancak üniversite açmak da
elbette yeterli değil. Açılan üniversi-
telerin eğitim kalitesinin arttırılması,
nitelikli öğretim elemanı, yeterli altya-
pı ve teknik donanımın sağlanması da
gerekiyor. Bunlarla birlikte öğrencilerin
barınma, ulaşım ve yemek gibi temel
ihtiyaçlarının da karşılanması gereki-
yor. Bütün bunları düşündüğünüzde
üniversitelerin bir yaşam kampüsü
haline getirilmesi önemli.
Kampüslerin kendi kendine yeten
ve yaşayan bir sistem olmasından
bahsediyorum. Özellikle devlet üni-
versiteleri, aslında kendi kendine
yetecek potansiyeli barındırıyor. Öyle
bir sistem ki, üniversiteye gelen bir
öğrenci, ulaşım, barınma ve yemek
sorununu düşünmemeli. Kendi içinde
çalışan bir çevrim sistemi olmalı. Maddî
imkânları olmayan öğrencilere mutlaka
iş imkânları sağlanmalı.
Öğrencilerin, ders dışında üniversi-
telerle ilşkileri kalmıyor. Bazı bölüm-
lerde haftanın bir veya iki günü boş
olabiliyor. Öğrencilerin boş zamanları
olmamalı, bu zamanları kurslar, sosyal
aktiviteler, etkinlikler ve spor aktivi-
teleri gibi imkânlar sağlanarak doldu-
rulmalıdır. Öğrencilerin vakti değerli ve
maalesef bu gerçek, mezun olduktan
sonar ancak anlaşılıyor. Öğrenciler bu
boş vakitlerini gereksiz şeylerle meş-
gul olarak adeta öldürüyorlar. Kısacası
benim derdim, şu üniversitelerin in-
sana bir meslekten daha fazla nitelik
kazandırması derdidir. Üniversitelerimi-
zin bir çoğunda bu potansiyel var.
Denetime gelince…
Öğrenci evlerinin denetlenmesi
konusunda ben de Başbakan’ın en-
dişelerini paylaşıyorum ve benzer
düşüncelere sahibim. Herkes bu olayı
kendi penceresinden değerlendiriyor.
Ben de öğrencilik yaptığım döneme
dair yaşadıklarımı ve şahit olduklarımı
düşünerek olaya yaklaşıyorum. Laf
kalabalığına gerek yok. İnsanı en iyi
tanıyan, şüphesiz ki onu Yaratan’dır.
Rab, yabancı bir kadınla yabancı bir
erkeğin -mecburiyet dışında- bir ara-
da olmasına müsaade etmez. İnsan
iradesi zayıftır. Hele genç yaşlarda
bu iradeye sahip olmak çok daha zor.
Meseleyi sadece kadın-erkek ilişkisi
olarak düşünmemek lazım. Bu yön-
temleri kullanarak illegal örgütlerin ve
çetelerin tezgâhına düşürülen binlerce
insan var.
Sözüm ona liberal-özgürlükçü ke-
simden birileri çıkmış diyor ki, “Bunların
aklı fikri orada olduğundan böyleler.
Bunlar hastalar…” Aslında hasta olan
kendileri. Yaşam biçimleri her türlü
ilişki biçimine doygun olduğundan söz
konusu durumları normal karşılıyorlar.
Bence her şeyin ve elbette özgürlü-
ğün bile sınırı olmalı. Liberal kesimin
özgürlüğe sınır koyamama gibi bir
hastalığı var. “Ne kadar özgürsek, o
kadar liberaliz” kafası saçma bir kafa.
Son olarak bu konudaki kesin
kanaatimi burada yazmak istiyorum:
Özgürlükler konusunda bize her za-
man örnek olarak Avrupa ülkeleri ve
ABD verilir. Ancak bu ülkelerin toplum
olarak çürüdükleri ve içten içe bittikleri
her nedense pek tartışılmaz. Yaşam
şekilleri, çarpık ilişki biçimleri ve bitmek
tükenmek bilmeyen iştahları bu dev-
letlerin sonu olacak.
Herkes bu
olayı kendi
penceresinden
değerlendiriyor.
Ben de öğren-
cilik yaptığım
döneme dair
yaşadıklarımı
ve şahit ol-
duklarımı dü-
şünerek olaya
yaklaşıyorum.
Laf kalabalığına
gerek yok. İn-
sanı en iyi tanı-
yan, şüphesiz ki
onu Yaratan’dır.
Rab, yabancı
bir kadınla ya-
bancı bir erke-
ğin -mecburiyet
dışında- bir
arada olması-
na müsaade
etmez. İnsan
iradesi zayıf-
tır. Hele genç
yaşlarda bu
iradeye sahip
olmak çok daha
zor. Meseleyi
sadece kadın-
erkek ilişkisi
olarak düşün-
memek lazım.
Bu yöntemleri
kullanarak ille-
gal örgütlerin
ve çetelerin
tezgâhına dü-
şürülen binler-
ce insan var.
YAŞAM KAMPÜSLERİ VE
ÖĞRENCİ EVLERİ