53
aralık
2013
Evet, “Konu açıldığı zaman adeta dili-
mizi ısırdık” diyorum... Çünkü bir tarafta
Türkiye’nin son on yılda adeta kaderini ve
çehresini değiştiren, büyük Türkiye idealine
adım adım yaklaştıran, gelecek adına güven
ve umut veren güçlü bir iktidar partisi var;
diğer tarafta ise yine Türkiye adına ciddî
maddî ve manevî hizmetleri olan, ülkemi-
zin adını dünyanın dört bir tarafında du-
yuran ve gelecek nesillere Türk insanını en
güzel şekilde tanıtıp Türkiye sevgisi aşıla-
yarak “geleceği inşa eden” büyük bir camia
var.
Evet, “Bahsedildiğinde görmezden gel-
dik” diyorum... Çünkü hep bu gerilimi kö-
pürtmenin, bu gerilimin üzerine gitmenin
ve her ne şekilde olursa olsun taraf tut-
manın, sonuçta “büyük ve güçlü Türkiye”
davasına bir şekilde zarar vereceği endişesi
duyuyorduk.
Sadece bizler de değildik dilini ısıran.
Güçlü bir sinerji yakalayarak sağlam bir iş-
birliği içinde yürütülen ortaklığın bitmesi,
safların değişmesi, her iki kesime de önemli
zararlar verecekti. İşte tam da bu yüzden
hem AK Parti, hem de Cemaat’in önemli
isimleri, iddialar karşısında yaptıkları açık-
lamalarda sürekli sabırlı, nezaketli ve dik-
katli cümleler kurdular. Fitne peşinde ko-
şan kesimlerse bugüne kadar sürekli hayal
kırıklığı yaşadı.
Bizimbildiğimizse,anlaşmazlığın ilk ola-
rak Mavi Marmara olayı ile başladığı. Ho-
caefendi olaya farklı bir pencereden baktı,
Hükümet ise bambaşka bir tepki verdi.
Hocaefendi’nin açıklamaları özellikle AK
Parti tabanında büyük bir şok etkisi yarattı.
Ancak Hocaefendi’ye duyulan sevgi ve say-
gı, tabanın tepkisini engelledi ve “Büyüğü-
müzün ‘bir bildiği vardır’mutlaka” dendi.
MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması,
hem AK Parti’de, hem de kamuoyunda bü-
yük bir şok etkisi yarattı. Bu işin arkasın-
da Cemaat’e yakın bir savcının, dolayısıyla
Cemaat’in olduğu iddia edildi. Devlet ka-
demelerinde görülmemiş bir kriz yaşandı.
Hatta bu işin ucunun Başbakan Erdoğan’a
kadar uzanabileceği iddia edildi. Sonra bir-
biri ardına atama krizleri yaşandı. Bu sefer
de Cemaat’e yakın isimlerin tasfiye edildiği
iddia edildi. Kılıçlar tam çekilmişti ki bü-
yüklerin telkinleri ile bir şekilde sulh sağ-
landı. Ancak görüldü ki birileri, çektikleri
kılıçları kınlarına sokmamıştı ve kendile-
rince hesaplaşmaya devam ediyorlardı.
EKİŞMESİNİNKAZANANI
Cemaat’e yakın basında Hükümet’e karşı
yazılar çıkmaya başladı.Gezi olayları,Mısır
ve Suriye politikaları konusunda özellikle
Başbakan Erdoğan’ı hedef alan yazılar ve
yorumlar arttı, Hükümet’in genel politi-
kaları eleştirilmeye başlandı ve son olarak
Başbakan’ın “Dershaneler kapatılacak”
açıklaması ile ipler koptu. Korkulan oldu
ve fikir ayrılığı, artık resmen bir hesaplaşma
olayına döndü.
Yetkili isimlerin sert açıklamaları, etki-
li isimlerin birbirini suçlaması ve basının
yangına adeta körükle gitmesi ile biriktiri-
len/bastırılan tüm tepkilerin açığa çıkartıl-
ması ile bu kavga büyüdü. Bu saatten sonra
olaylara sağduyulu yaklaşılmasını salık ver-
menin ve bu kavganın her iki kesime büyük
zararlar vereceğini söylemenin herhangi
bir anlamı kalmadı. Tarafların tekrar barı-
şacağını ve eskisi gibi sağlam bir işbirliğine
gireceklerini düşünmek, şu an sadece iyi ni-
yetli bir temenni gibi gözüküyor.
Her şeyden önce muhafazakâr taban için
üzücü bir ayrışmadır bu. Ancak bu kavga,
bize bazı gerçeklerimizi gösterdi. Bence
toplum olarak bazı itiraflar yaparak düşün-
memiz, bir an önce önlem almamız gere-
kiyor.
İtiraf edelim ki bizler, ne siyasî hayatta,
ne de sosyal hayatta hâlâ ilkeli bir toplum
olmayı beceremedik. Maalesef prensip sa-
hibi insanlar değiliz, zayıf karakterliyiz.
Duygularımızı işimize karıştırmamayı bir
türlü beceremiyoruz. Çevremizle, hatta
en yakınlarımızla bile “güven” ve “sadakat”
yerine “teslimiyet” ve “çıkar” odaklı ilişkiler
kurmuşuz. Bu durum, siyaset dünyasında
da, iş dünyasında da, sosyal hayatta da, ce-
maat dünyasında da, hatta emin olun özel
hayatımızda da böyle.
Cemaat çok büyüdü. Etkisi sınırları aştı.
Ancak kontrolü de zorlaştı. Cemaat, bü-
yüdükçe (doğal olarak) saflığını kaybetti.
Camia içinde bahsettiğim o samimiyetten
uzak “çıkarcı” insanlar türedi. Bu insanlara
önemli görevler verildi.Hizmet büyüdükçe,
bir gönüllüler hareketinden” çok, adeta bi-
linçli bir organizasyon, hatta bir şirket gibi
davranmaya başladı.Maddî gücü, işleyişi ve
B
ENİM
gibi pek çok kişinin konuşmaktan çekindiği, konu
açıldığında adeta dilini ısırdığı ve görmezden geldiği “İktidar-
Cemaat gerilimi” nihayet patlak verdi.
Evet, “Konuşmaktan çekindiğimiz” diyorum... Çünkü bir ta-
raftamuhafazakâr kesimi oluşturan tabanın genel siyasî görü-
şünü yansıtan ve üç seçimdir tek başına iktidar olma başarısı
gösteren bir parti var; diğer tarafta ise muhafazakâr kesimin ciddî bir kısmını
temsil eden çok önemli ve güçlü bir camia...
Cemaat çok büyüdü. Etkisi sınırları aştı. Ancak kontrolü de zorlaştı. Cemaat, büyü-
dükçe (doğal olarak) saflığını kaybetti. Camia içinde bahsettiğimo samimiyetten
uzak “çıkarcı” insanlar türedi. Bu insanlara önemli görevler verildi. Hizmet büyü-
dükçe, “bir gönüllüler hareketinden” çok, adeta bilinçli bir organizasyon, hatta bir
şirket gibi davranmaya başladı. Maddî gücü, işleyişi ve ilişkileri, maneviyatının
önüne geçmeye başladı. İhtiyaç duyduğu bütün kaynakları kendi içinde üreten
ve tüketen, kendi seçkin sınıfını oluşturan bir yapıya büründü. Belki de farkında
olmadan, toplum içinde baskın ve farklı bir sosyal sınıf oluşturmaya başladı.