51
aralık
2013
erleriterkediyor
muhalefetin ve derin odakların tek bir stra-
tejisi vardı: “Cemaat ile Hükümet’in arasına
nifak sokmak...”Çünkü arka bahçedeki tüm
imkân ve kabiliyetlerin bu ittifak olduğu
düşünülüyordu. Bunu iki taraf da bilmiyor
muydu? Elbette biliyorlardı. Aynı yolda yü-
rümek varken, neden âleme kendilerini gül-
dürüyorlar, bir anlam veremiyorum.
Her koalisyonda bu tür sorunlar yaşanabi-
lir.Öyle ki bu, bir koalisyon da değil, birbiri-
nin içine geçmiş subjektif bir organizasyon.
Bugüne kadar anlaşmazlıkların olduğu nok-
talar mümkün olduğunca hissettirilmedi ve
çoğunun üzeri örtüldü. Ama bilenler biliyor
ki son zamanlarda fısıltı gazetesi sürekli ça-
lışıyordu. “Dershanelerin kapanması” -daha
doğrusu düzene sokulması- konusunda ise
cıva ortalığa saçıldı. Topla toplayabilirsen…
Sanırım bundan sonra da tüm hesaplar or-
taya dökülecek.
Gerilimi tırmandıran tarafın Cemaat ol-
duğu açık. Düzenlemenin direkt kendileri
için yapıldığı gibi bir izlenim oluşturma
gayretleri açıkça hissediliyor. Mutlak varlık
sahalarının eğitim kurumları olduklarını
gördüklerinden olmalı, durmak da bilmi-
yorlar. Sanki bir yerlerden emir alınmış gibi
sürekli bir sıkıştırma stratejisi hissediyorum.
Yoksa ta 2008’de ortaya atılan taslaklara dair
bir tek satır yazılmaz mı?
Erdoğan taraftarları iplerin kopmasını
açıkçası istemiyorlar. Bunu bilen Cemaat
ise durumu açık bir tehdit haline dönüştü-
rüyor.
Aslındailkduygukırılması“MaviMarma-
ra” olayı ile ortaya çıkmıştı. Hocaefendi’nin
Orada mevcut bir otorite var. Onlardan
izin alınması gerekirdi” şeklindeki cümlesi,
aslında “Oraya o gemiyi neden gönderdi-
niz?” hesabını içeriyordu. Ben o zamanlar
bu cümlenin kurulmasında Hocaefendi’nin
direkt bir dahli olduğuna hiç inanmadım.
Hâlâ da inanmıyorum.Hoca’nın etrafındaki
akıl daneleri”, stratejilerini Hocaefendi’nin
ağzından yöne(l)tiyorlar gibime geliyor.
Bunu, Hocaefendi’yi temize havale etmek
için de söylemiyorum, ama dışarıdan ba-
kan biri olarak bunun böyle olduğu daha
mantıklı geliyor. Ayrıca İHH’ye bir hareket
çekildiğini de düşünüyorum. Malumunuz
kimse, karşısına rekabet etme ihtimali olan
başka bir güç istemez.
Nema oranı rekabeti
Gelelim Yargı-MİT üstünden Hakan
Fidan’ın kellesinin istenmesine…O zaman
yazdığım yazıda şunları ifade etmiştim:
Devlet ne tek bir etnisiteden ibarettir, ne
tek bir ideolojiden, ne tek bir inançtan, ne
de tek bir cemaatten. Mükemmel devlet,
bunların hepsinin bir arada bulunduğu olu-
şumdur.”
Devletin hemen her kademesine yerleş-
mek,ne adalete uyar,ne de hakkaniyete.Zira
bu ülkede sadece Cemaat yaşamıyor.Alevisi
de var, Çingenesi de, Kürdü de, Menzilcisi
de, Okuyucusu da, Mealcisi de, Ulusalcısı,
laiki, anti-laiki de var memleketin… Yani
var oğlu var. Tüm iç sorunlar, bunların ülke
nimetlerinden faydalanma oranlarından
kaynaklanmıyor mu?
Milletin siyaset algısı da işte burada orta-
ya çıkıyor.Çünkü millet, devlette nispi tem-
silini gördüğü, karnının doyduğu oranda
algı oluşturuyor.Demokrasinin ve iletişimin
gelişmesi neticesinde de artık herkes her
istediğini söyleyebiliyor. Bu yüzden “Her
yere cemaat hâkimmiş” gibi bir algıyla mu-
halefete malzeme vermek, açıkçası bana hiç
mantıklı gelmiyor.
Zaten yeterince hedefte değil misiniz?
Sosyal medyada Hocaefendi’nin neden gel-
mediği sorgulanırken CIA ve MOSSAD’la
birlikte çalışıldığı ve “Diyalog”konularında-
ki fotoğraflar ve de Emniyet teşkilatındaki
yapılanmalar faşistlere yeterince malzeme
üretmiyor mu? Görmüyor musunuz? Elbet-
te görüyorsunuz. İnsanın içtiği suyun fazlası
bile zararken bu kadar “güç zehirlenmesi”
bünyeye ağır gelir. Bu, haddi aşmaktır.
Bu partinin büyüyüp farklı ideoloji,kültür
ve kimliklere sirayet edip gücünü arttırmak
istiyorsa bu algıları da kırması gerekmiyor
mu? Hani bizim “imparatorluk” iddiamız,
hani bizim temsili imanımız sayesinde fet-
hedeceğimiz gönüller?
Bumilleteyazık etmeyin
Son on yılda elde edilen kazanımların
baki olduğuna inanıyorsanız, elbette buna
bir şey diyemem. Verilen mücadele ve mil-
letin devlete tırmanması sırasında ödenen
bedeller ne kadar da çabuk unutuluyor.
Farz-ı muhal, bu hükümet düşse ya da uy-
gulama gücü zayıflasa, yeni anayasa yapım
çalışmaları sırasında gördünüz, müzakereler
sırasında bir adım attırdılar mı? Üç beş ve-
kil daha oluverip referandum gücünü elinde
bulundursan böyle mi sonuçlanırdı? Lütfen
yapmayın. Çünkü bu millete yazık ediyor-
sunuz.
Milletin kaderini tayin eden Diyarba-
kır’daki buluşmayı bile görmezden geldiniz.
Manşetlerinizi süsleyen dershane sorununu
büyüterek oluşturmaya çalıştığınız psikolo-
jik harekât, nezdinizde “neyin daha önemli
olduğu” konusunda vicdanlarda bilesiniz ki
ağır kuşkular oluşturdu. Bu, şahsen Mavi
Marmara’nın şehitleri musalla taşında ya-
tarken edilen sözdeki hissettiklerim gibiydi.
Şimdi burada duralım. Yaptığınız “Hiz-
met”leri bu millet elbette kalbine yerleştir-
di. Nesilden nesle anlatılacağına eminim.
Edepli, ahlaklı, saygılı, bilgili ve kültürlü bir
nesil yetiştirme konusunda yapılanları kim-
se inkâr edemez. Eden nankördür. Bu ülke-
de otuz senede verilen emeklerin bir çırpıda
boşa gitmesi riski var mıdır? Biliyorsunuz ki
her zaman vardır. Ama müsaade edin de ar-
tık bu devlet, sadece size “hizmet” etmesin.
Bu cümleleri de “kutsal devlet”anlayışından
etmiyorum, “garson devlet” konuşuyor.
Gül’ün göreve devam etmesi ve Erdo-
ğan’ın tasfiye olması için bu kadarı fazla.
Milletin de bünyesi kaldırmıyor. Her iki ta-
rafın da özellikle taraftarlarını itidale davet
etmenin zamanı gelmedi mi?
Şair ne demişti? “Bütün renkler aynı hızla
kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.”