48
aralık
2013
Analiz
haber
ajanda
Kanuni Sultan Süleyman’ın vasiyeti gereği
Şeyhülislam Ebussuud Hazretleri’nin fet-
vaları defni esnasında kabrine konacakken,
bu gerçeği öğrenen mübareğin, “Ah Süley-
man ah, sen kendini kurtardın. Bakalım
Ebussuud ne yapacak?” deyişini hatırlatı-
yor bana hafızam...
Büyük vebâl!
Hayrete düşüyorum; çünkü İstanbul’un
fethinden sonra hocasına intisap eyle-
yerek medreseye talebe olmaya yeltenen
Fatih Sultan Mehmet’e Akşemseddin
Hazretleri’nin, “Sultanım, sen bizim tattı-
ğımız lezzeti tadacak olursan, saltanatı bı-
rakırsın. Devlet işlerini tam yapamazsın.
Din-i İslam’ı yayma işi yarım kalır.Müslü-
manların rahat ve huzur içinde yaşayabil-
meleri için, devletin ayakta kalması şarttır.
Talebelikle padişahlığın bir arada yürü-
tülmesi çok güçtür. Seni talebeliğe kabul
edersem, düzen bozulabilir, halkımız peri-
şan olabilir. Bunun vebali büyüktür. Allahü
teâlânın gazâbına mâruz kalabiliriz!” diye-
rek ne büyük bir reçeteye imza attığını dü-
şünüyorum...
Ah bir de Yavuz Sultan Selim’in, ho-
cası İbn-i Kemal ile olan bir darbımeseli
vardır ki bambaşka bir farkındalığı uyan-
dırıyor içimde... Pek yaygındır bu rivayet
ancak tekrarda hayr(et) vardır, ki buradaki
Hayret” de bir makamdır diyerek yinele-
mek istiyorum: Yavuz Sultan Selim’in cüb-
besine hocası İbn-i Kemal hazretlerinin
atının ayağından çamur sıçradığında, padi-
şah cübbesinin saklanmasını ve tabutunun
üzerine örtülmesini vasiyet eder. Bu vasiye-
tinde ilmin, irfanın ve hikmetin taşıyıcısı-
na hürmetle şu muhteşem ifadeleri söyler:
Alimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan
çamurun bile makbul olduğunu gelecek
nesiller ibretle görsün. Çünkü alimler her
zaman padişahlara lazımdır! Onların ilim
ve ahlaken yüksekliği padişahlara ve halka
rehberlik eder!”
Keşke çamur sıçrasaydı!
Şimdi içimden bir ses şu soruyu sorma-
dan edemiyor: Bir damla çamuru taşımak
ve saklamak kolaymış meğer, bakın şu ahir
zaman ilim ehli ve iktidarın payına düşen-
lere... İktidarın kostümüne; MGK belgele-
ri, Kazakistan vakası, gezi olayları ve ders-
haneler tartışması sıçrayınca Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ne yapsın?
Kapatılması mevzu olan kurumlar var ise
ve bu AK Parti 11 yıldır iktidar ise yüzler-
ce kurumun açılışına imza atmış demektir.
Hangi aklı selim, kapatacağı kurumun açı-
lışına onay verir ki? Kurumlarının açılışın-
da, teşekkürlerini sessiz sedasız ifa edenler,
şimdi itirazlarını neden halkı rahatsız ede-
cek volümde belirtirler ki?
Kaosun aktörleri kim?
Her ne kadar kaosun tanımları arasında
Düzen, düzensizliği de beraberinde ge-
tiren bir normatiftir!” ifadesi bulunsa da,
kaosun müsebbibi olarak manevi lider ve
cemaatini, değil aktör, faktör olarak bile
kabullenmekte zorlanıyor, hayrete düşü-
yorum!
Evet, irtifa kaybeder bir hayrete düşüş-
tür bu... Zira “Hayret” makamına ilim, ir-
fan ve hikmet ile yükselmekten başka yol
yok madem ve madem bu üç muhteşem
rehber ancak manevi liderlerin feyz ve ilmi
himmetinden istifade ile mümkündür an-
cak, öyleyse bu şaşkınlığım, bu hayr/et(e)
düşüşüm haksız durmuyor!
Bu hesaplaşma, Fettullah Gülen Hocae-
fendi’nin hoşgörü tanım ve davetlerine rağ-
men gerçekleşiyorsa, bu ülkenin son on yıl-
da maddi ve manevi refaha doğru yol alışı,
iktidarın dirayetli duruşu, çevre coğrafya-
lara rehber oluşu ve yeri geldiğinde mey-
dan okuyuşundaki güç kabul görmüyorsa,
manevi liderlerinin dahli var yahut yok, ce-
maat mensupları arasında hırsa kapılmış-
lar tarafından şahsi menfaat ve kadro kav-
gasına dönüştürülüyorsa ve ülke bile isteye
kaosa sürüklenmeye çalışılıyorsa, içimize
elim bir şirpençe sancısı çöker!
İşte yazımın tam burasında “Akıl ol-
mazların zoru içinde/ Üst üste sorular soru
içinde” diyen Necip Fazıl’ın dizelerine yas-
lanarak, Pensilvanya’dan duyulmasını arzu
ettiğim sorumu sorabilirim: “Qua vadis?”
Bir kez daha sormalıyım, üstelik vahiyde
sorulduğu gibi: “Fe eyne tezhebun?”Ve bir
kez de ana dilimle sormalıyım: “Nereye gi-
diyorsun?”
Beş kutu gazoz kapağı ve
teknoloji
Ortaokul yılları 80 ihtilali yıllarına denk
gelmiş, G3 Piyade tüfekleri arasından ge-
çerek sınıfına girmiş bir çocuk olarak, AK