47
aralık
2013
>> Hayretler içerisinde-
yim; çünkü dini, dili, mezhe-
bi bir olan güzel insanların üs-
lubu birden değişiverdi. İktidar
ve cemaat arasında “dershane-
ler” mevzuu ile çığırından çıkan
ve seslerin ayyuka yükselmesine
sebep olan, malumu saklı, kar-
gaşaya vesile mevzular, cemaa-
tin iktidardan neyi “tahsil ede-
mediğinin” sorusunu sorduruyor.
Üstelik, asayiş berkemal olması-
na rağmen, tahammülsüzlüğün
nedenini sorgulamamıza vesi-
le oluyor. Tabanda ise sadece zi-
hinlerin karışmasına ve dostların
birbirine istifham, itham ve be-
ceriksiz bir siyasi duruş ile tavır
almalarına neden oluyor.
Derdim, ne bağcıyı dövmek,
ne de üzüm yemek... Sadece sa-
hici bir samimiyetle anlama-
ya çalışıyorum. Çünkü hayatın
içinde her iki alandan kişiler-
le temasımın olması ve beklen-
medik tepkilere şahit olmam,
bu izah arama çabamı kendim-
ce haklı kılıyor.
Hoşgörü”
Hıristi-
yan alemi için mi ge-
çerli?
Hayretleriçerisindeyim;çünkü
Fettullah Gülen Hocaefendi’nin
2007
yılında kaleme aldığı bir
makalesindeki şu satırlara gön-
lümü bağlamıştım:
Biz, hoşgörünün devamı için
ölüp ölüp dirilecek ve bunu boz-
durmamaya çalışacağız. Her yer-
de tufan tufan sevgi soluklayacak,
sevgi ile insanların gönüllerine ve
gözlerine akmaya bakacak, her-
kesi gerçekten sevgi ile kucakla-
yacak ve inşallah 21. asra, hoşgö-
rü asrı dedirteceğiz. Bu konuda
öyle bir hırsımız var ki, böyle bir
iki seneye razı olacak değiliz; biz
bir-iki asrı, hattâ kıyamete ka-
dar gelecek bütün asırları hoşgö-
rü asırları haline getirmeye karar
vermişiz ve bu yoldan dönme ni-
yetinde de değiliz.”
Yakın tarih hafızamın bana
hatırlattığı bu ve benzeri pasaj-
lar benim için önemli. Ne siya-
set bilimciyim, ne de siyasete eh-
liyetli, siyasi eleştiri noktasında
ehil ise hiç değilim. Ancak tele-
vizyondan evimin salonuna sıç-
rayan ve oradan adımladığım
yollara taşarak dost ve arkadaş
çevremin şaşırtıcı tepkilerine şa-
hit olmanın hayretiyle bir vatan-
daştan ziyade, “kul” anlayışı ile
yazmalıydım. Göze ilişir ilişmez
bunun hesabını yapmadan, eği-
tim ve iş hayatımda yaşadığım ve
şahidi olduğum örtü sendromu-
muz, sosyal güvence haksızlıkla-
rımız, “kamusal alan” ipotekle-
rimiz hallolmuşken ve henüz o
sancılı günlerin acı hatıraları ha-
fızamızı terk etmemişken ve son
yıllarda “Elhamdülillah!” diye-
rek rahat nefes alınmışken yaz-
malıydım.
Nasıl okumalıyız?
İki tarafın birbirine aldığı tav-
rı nasıl okumalıyız? Bir mane-
vi lideri ve cemaatinin iktidarla
olan kavgasına nasıl izah bulma-
lıyız bunca hoşgörü beyanatından
sonra!? Dünyevi kaygılar, uhrevi
kaygıların önüne nasıl bu kadar
çabuk geçti de orta bir yol bul-
mak yerine nefret ve istifham to-
humları ekildi? Yetmedi, yetinil-
medi, iftiralar ve belgelerin ifşası
ile ülke yeni bir kaos ortamına sü-
rüklendi.
İktidarın kavgasını anlamak,
cemaatin kavgasını anlamaktan
daha kolay benim için. Zira ma-
nevi dinamikleri esas alan, gü-
zel hizmetleri ülkeler ötesine ta-
şıyan bir manevi oluşumun erk,
hırs, nefret, niza üslubunu ak-
lım bir türlü almıyor. Tarihi-
mizde yönetici iradenin yanı ba-
şında yer almış, seferlerde dahi
padişahlara Hakk’ı, hakkaniye-
ti, adaleti, manevi cesareti hatır-
latmayı Hak için görev bilmiş,
ülkelerin ve şehirlerin fethinde
dualarıyla, destekleriyle “mane-
vi fatih” unvanını almış Akşem-
seddin, Ebussuud, İbn-i Kemal
Hazretleri’ni hatırladıkça hiç mi
hiç aklım almıyor...
İslam
büyüklerindenbir
kaç darbımesel!
Hiç esaret görmemiş, asırla-
ra meydan okumuş bir tarihe sa-
hipken ve dahi “Tarih tekerrür-
den ibarettir!” ifadesini sıklıkla
terennüm eylerken, tarihe isim-
leri nakşolmuş, iktidarın yanında
manevi destekleri, ilim ve irfan
ehli zatların uygulamaları ile gü-
nümüzdeki manevi lider duru-
şuna baktığımda hayrete düşüş-
lerim ve teessürüm artıyor!
Hayrete düşüyorum; çünkü
Buhesaplaş-
ma,
FettullahGü-
lenHocaefendi’nin
hoşgörü tanımve
davetlerine rağmen
gerçekleşiyorsa, bu
ülkenin sononyıl-
damaddi vemane-
vi refaha doğruyol
alışı, iktidarındira-
yetli duruşu, çevre
coğrafyalara rehber
oluşuveyeri geldi-
ğindemeydanoku-
yuşundaki güç ka-
bul görmüyorsa,
manevi liderlerinin
dahli var yahut yok,
cemaatmensupla-
rı arasındahırsa ka-
pılmışlar tarafından
şahsi menfaat ve
kadrokavgasınadö-
nüştürülüyorsave
ülke bile isteye ka-
osa sürüklenmeye
çalışılıyorsa, içimi-
ze elimbir şirpençe
sancısı çöker!
***
İşteyazımın
tam
burasında “Akıl ol-
mazların zoru için-
de/ Üst üste sorular
soru içinde” diyen
NecipFazıl’ındize-
lerineyaslanarak,
Pensilvanya’dan
duyulmasını arzu
ettiğimsorumu so-
rabilirim: “Quava-
dis?” Bir kez daha
sormalıyım, üstelik
vahiyde sorulduğu
gibi: “Fe eyne tez-
hebun?” Ve bir kez
de ana dilimle sor-
malıyım: “Nereye
gidiyorsun?”
***
Dinler arası
hoş-
görüve diyalogHı-
ristiyanalemine
mubahda, ülke in-
sanı ve iktidarı için
mekruhmu?! Bil-
mediğimbir fıkhı
terminoloji ilemidir
tümbu tercihler?!
İSLAMBÜYÜKLERİNDEN BİR KAÇ DARBIMESEL!
Hiç esaret görmemiş, asırlarameydan okumuş bir tarihe sahipken ve dahi “Tarih tekerrürden iba-
rettir!” ifadesini sıklıkla terennüm eylerken, tarihe isimleri nakşolmuş, iktidarın yanında manevi
destekleri, ilim ve irfan ehli zatların uygulamaları ile günümüzdeki manevi lider duruşuna baktı-
ğımda hayrete düşüşlerim ve teessürüm artıyor!
Hayrete düşüyorum; çünkü Kanuni Sultan Süleyman’ın vasiyeti gereği Şeyhülislam Ebussuud
Hazretleri’nin fetvaları defni esnasında kabrine konacakken, bu gerçeği öğrenen mübareğin, “Ah
Süleyman ah, sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?” deyişini hatırlatıyor bana
hafızam...