44
aralık
2013
babasına gelir ve “Haklıymışsın. Dostluk
neymiş anladım!” der. Baba, oğlunun bu
sözü karşısında tebessüm eder ve “Daha
dostluğun ne olduğunu görmedin. Bunun
için biraz bekle…” şeklinde bir telkinde
daha bulunur. Oğul şaşırmıştır. Babasının
her dediğini dosdoğru gördüğü adam, yoksa
babasının gerçek dostu değil midir?
Günlerce babasına bu soruyu sorar ve
günlerce babasından aynı yanıtı alır: “Bek-
le!” Artık konuyu unutmuş, babasının ce-
vabından da ümidini kesmiştir oğul. Baba
dostuna gidişinin üzerinden sene geçmiş-
tir. Baba, bir gün oğlunu yanına çağırıp
O gittiğin adama şimdi tekrar git. Kapı-
sını açtığında da suratına okkalı bir şamar
patlat” der. Oğul şaşırır. Düşündüğü gibi o
adam, galiba babasının dostu değil, tersine
düşmanlık etmiş biri midir yoksa? “Neden
vurayım adama baba?” diye sorar. Baba ise
nedene ihtiyaç olmadığını, dediğini yapma-
sını istediğini belirtir.
Oğul, o gün kendine ikramlar sunan ve
babasının anlattıkları üzere hareket eden
o adama nasıl vuracağını hesaplamaktadır.
Kapıyı çalar. Adam kapıyı açar. Derin bir
nefes aldıktan sonra oğul, adamın suratına
kuvvetli bir tokat aşk eder. Adamın yüzü
kızarmış, oğulun soluğu tıkanmıştır. Adam,
oğula ateşten bakışlarla nazar eder ve “Bir
tokat için soğanları sökmeyiz biz”der.Oğul,
işte şimdi vurulmuştur. Koşar adımlarla ba-
basına gelir. Baba tebessüm üzeredir. “Anla-
dım baba” der oğul, “Soğandan değil, soğan
sökmeyecek adam gerektir…”
Türkiye, sanırım daha önce, geçen ay ko-
nuştuğu gibi bir konuyu aynıyla konuşma-
mıştır.Manşetler, tehditler, salvolar ama ilti-
fatlar, eski belgeler, yeni belgeler derken, çok
ilginç biçimde muhalefetin dahi “Aha! Şim-
di ne yapacağız?” diye kendi kendine sorup
kıskandığı bir haldi bu. Ama ne haldi?!
Var olmayan icraat,
kıyameti koparmıştı
Malumu tekrar tekrar anlatarak,“Bu yan-
da bu, şu yanda şu” diyerek, kimsenin artı-
sını eksisini söylemekle vakit geçirmeden,
açıkçası kendi sahibi olduğumuz hem vefa,
hem de kuşku sebebiyle ya kaçırıldığını ya
da görmezden gelindiğini düşündüklerimi
ifadeye çalışacağım.
Eğitim sisteminin yeniden yapılandırıl-
ması çerçevesinde dershanelerin de kapa-
tılması konuşuluyordu. Ancak bu konuş-
malar, daha icradan sorumlu olan Hükümet
tarafından dile getirilmemişti. Düzenleme
hakkındaki bilgi, Zaman gazetesinin attığı
bir manşetle ilk kez ve Hükümet’in iradesi
dışında yansıtılarak, “Eğitime büyük darbe”
başlığıyla verildi.
Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı’nın
hazırladığı taslak yönetmeliğe ulaştığını be-
lirten gazete, o gün attığı manşetten bugüne
dek aynı konu üzerine yoğunlaştı. Elbette
gazeteye hâkim kitlenin içinde bulunan
başka medya kuruluşları da bu gündemi her
gün işliyor.
Başbakan’ın işareti,
teşkilatınmahareti
Haberin sarstığı gündem, Diyarbakır’da
gerçekleştirilen şöleni bütün milletin göz
ardı etmesini sağlarken, her nedense Çö-
züm Süreci ile kurtulmak istenen darboğaza
yeniden çekilmeye çalışılan iki olay, 4 aske-
rin kaçırılışıyla Yüksekova’daki olaylar ve iki
kişinin ölümü üzerine yeniden kuşku girda-
bına çekiliyorduk. Öyle ya, Diyarbakır’daki
Barzani’nin açıklamalarıyla ABD’deki
Demirtaş’ın açıklamaları çapraz bir örgü
oluştururken TBMM’de gerçekleşen ma-
lum bir kelimenin zikredilmesi ve tutanağa
aldırılması ile yakalanan yüksek gerilim, o
girdaba ayrıca daha kuvvetli bir rüzgâr, biraz
daha helezonik katman taşıdı.
Bütün bunların olduğu günlerde, ders-
hane konusu üzerine “Acaba AK Parti ile
Hükümet arasında bir kavga çıkar mı?”diye
ümitle bekleyenler oldu. Bu soruda bir yan-
lışlık olduğunu düşünmeyin, zira “AK Parti
ile Hükümet” arasındaki kavgayı başlatacak
kıvılcımı çok aradılar. Lakin burada devreye
giren etkin eleman, Başbakan değil, doğru-
dan teşkilatın kendisi oldu.Teşkilat nasıl mı
etkili oldu?
Dershane tartışmalarının başladığı gün-
lerde savaş çığırtkanlığı yapanların iddi-
alarına karşı, kabine üyeleriyle partinin
yönetiminden farklı bazı isimler, verdikleri
demeçlerde maalesef çok ilginç yanlışlara
imza atıyorlardı.
Hükümet’i uygulamadığı icraata rağmen
töhmet altına bırakanlara cevap veren bir
kısım, sanki icraat gerçekleştirilmiş de fay-
daları ortaya konuşmuş gibi davranarak, o
uygulamaya karşı çıkanları öteleyen bir tavır
sergilerken; diğer bir kısımsa partiyi töhmet
altında bırakanlara hesap verir şekilde beya-
nat veriyor,FethullahGülenHocaefendi’nin
liderliğini yaptığı cemaat ve dolaylı şekilde
bağlı olan kurumlara nasıl iyi yaklaştıklarını,
Hükümet sayesinde o kitlenin nasıl büyü-
düğünü anlatıyorlardı.
Bu iki hata da teşkilat süzgecinden geçiri-
lerek, sonunda bu açıklamalara “Bir dakika!
(
One minute!)” çekildi. Öyle ya, ortada bir
uygulama yoktu ve bu ülkedeki hiç kimse,
savundukları yüzünden ayrıştırılamaz, öte-
lenemezdi Hele diğer kısmın söyledikleri o
süzgece bütün kabalığıyla takılı kaldı. De-
mokrasinin ve hukukun olduğu yerde, hele
hele hakkaniyet ölçüsünün biricik düzen-
leyicisi İslam ile ahlaklanmış bir düşünce
sistemine sahip olunan bir partinin icracı
olduğu yerde bir zümre, bir kitle, bir oluşum
veya bir sistem nasıl kayırılır, nasıl başkala-
Analiz
haber
ajanda