40
aralık
2013
Analiz
haber
ajanda
Saylan’ın “suçu” ne olursa olsun, yapılan
yanlıştı. Çünkü kimin ne yaptığının, hangi
suçu işlediğinin tam olarak anlaşılamadı-
ğı bir ortam vardı. Medyada abartma ve
çarpıtmalardan geçilmiyordu. Tüm bunlar,
kamuoyunun kafasının iyice karışmasına
sebep oluyordu. O günleri ve sonrasını dü-
şündüğümde “Maksat da bu muydu aca-
ba?” diye soruyorum bazen.
Daha sonraları yine televizyon kamera-
larıyla insanları teşhir ede ede yapılan “tor-
ba” KCK tutuklamalarını ve kamuoyunda
çok iyi tanınan, sözüne itibar edilen pek
çok kişinin “Onların terör örgütüyle ala-
kası olamaz” dediği “Büşra Ersanlı, Ragıp
Zarakolu,Ahmet Şık ve Nedim Şener”gibi
şahısların dahi “terör örgütü üyesi” suçla-
malarıyla hapse atılmalarını ve bu isimler
hapisteyken onlara sahip çıkan çevreler
tarafından yapılan yoğun kampanyaları ve
sonunda serbest bırakılmalarını da izledik.
İşte bunlar ve daha pek çok şey, Erge-
nekon davalarını bulandırıyor ve sadece
benim değil, olayların dışındaki pek çok
kişinin de kafasında soru işaretleri doğma-
sına neden oluyordu. Eski Genelkurmay
Başkanı İlker Başbuğ’un bile “terör örgütü
kurma ve yönetme” suçundan tutuklan-
ması, tüm bunların üzerine tüy diken bir
olaydı. Başbakan da işin bu noktaya gel-
mesine isyan etti, ama ok yaydan çıkmıştı
bir kere…
Tehlikenin
farkındamısınız?
Zamanla işler iyice karıştı. Mesela, Gü-
len medyasında inanılmaz itibarsızlaştırma
kampanyalarının hedefi olan Haberal’ın
serbest bırakılması, Sabah gazetesinden
Sevilay Yükselir’in (güvenilir kaynaklardan
duyduğunu söylediği), “CHP’nin ulusalcı
kanadının, MHP’nin ve AKP’nin küs-
künlerinin birleşip yeni bir parti kurarak
başına Haberal’ı geçirecekleri ve Gülen
Cemaati’nin de buna destek vereceği” id-
diaları… Ardından Haberal’ın, Cemaat’in
önemli şahsiyetleri (ve hatta Bülent Arınç)
ile görüştüğü haberleri… En son da Ana-
yasa Mahkemesi’nin, 34 yıl hapse mahkum
olan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Bal-
bay ve CHP Zonguldak Milletvekili Prof.
Dr. Mehmet Haberal’ın
adil yargılama”
konusundaki itirazlarını “oybirliğiyle“ hak-
lı bulması ve Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ile Bülent Arınç’ın bu kararı coşkuyla
karşılamaları gibi gelişmeler, Ergenekon
davalarının karmakarışık bir yumak haline
geldiğinin bir kanıtı gibiydi.
Yeni Şafak gazetesinden Cem Küçük,
Kasım ayında yayınlanan yazısında şöyle
özetliyordu bu durumu: “Yargı mensupları,
benimsedikleri ideoloji ya da itikatlarına
göre değil, evrensel hukuk kurallarına göre
hareket etmelidir. Türkiye’nin çok yakın
tarihinde Ergenekon, Balyoz gibi önemli
davalar görüldü. Bunlar, haklı davalardı.
Ne var ki haksızlıklar da yaşanmadı değil.
KCK soruşturmalarında, Nedim Şener ve
Ahmet Şık’ta, Hanefi Avcı davasında hâlâ
kafaları kurcalayan çokça sorular var. Me-
sela KCK davasında Büşra Ersanlı ve Ra-
gıp Zarakolu’nun niçin tutuklandığına dair
makul bir açıklama yok. Kendi adıma o
davada, dosyasını okuduğumda Ahmet Şık
ya da Nedim Şener’in niçin tutuklandığını
hâlâ anlayabilmiş değilim. Hanefi Avcı’nın
kitabının bir kısmını yazmak suçlamasıy-
la (Kitap yazmak suç mu tabiî?) gazeteci
Ruşen Çakır bile hedefe konmuştu. Erge-
nekon, Balyoz, haklı davalardı. Ne yazık
ki kurunun yanında yaşlar da yandı. Bazı
güvenlik bürokratları Hükümet’e meydan
okurken, bazı yargı mensuplarından da
destek gördüler.”
Sonuç olarak, süreç boyunca çizilen zig-
zaglar sonucu at izinin it izine “gerçekten”
karıştığı bu ortamda gerçek suçluların ser-
best bırakılarak “kahraman” ilan edilmesi,
hukuksuz hiçbir işe bulaşmamış masumla-
rın ise “darbeci, terörist gibi” suçlamalarla
zindan köşelerinde çürütülmesi ihtimali,
biraz paranoyakça ama çok da temelsiz gö-
rünmeyen bir kuşku olarak rahatsız ediyor
insanı.
Ben tehlikenin farkındayım. Umarım,
yetkili ve ilgili makamlar da farkındadır.
*
Korporatizm:
Fransız Devrimi’nden sonra Orta
Avrupa’da düşünce olarak ortaya çıkan, daha sonra yeni
korporatizm adını alan, ilk kez İtalya’da Mussolini’nin ik-
tidara gelmesiyle uygulanan ve ardından Almanya ve
İspanya’daki diktatör rejimlerce de benimsenen, sınıfların
loncalar biçiminde tanımlandığı ve devletin loncaları temsil
eden bir organı olarak iktisadî hayata sınırsız bir biçimde
müdahale ettiği, iş çevreleriyle sendikalar arasındaki sınıf
çatışmasını dengelenmeye çalıştığı ve özünde kapitalist
sistemin korunduğu, sosyalizm ve sendikalizm karşıtı olan
iktisadi sistem. (TDK)
Neler oluyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Hakikatten de, “neler oluyor”?! Erge-
nekon ve Balyoz davalarının bavulcusu, vurucu timleri, propaganda aygıtları
dün neredeydiler, bugün neredeler?
Mehmet Baransu