39
aralık
2013
leceği anlayışının topluma mal olması, bizi
korporatizmin kendi kendisini yeniden
ürettiği değerler sisteminden kurtarmakta
etkili olacağı kanısındayım.”
Yausulsüzlükler?
Ben de -Hakkı Öcal’ın ima ettiği gibi-
askerî vesayetin ve statükonun bu ülkeye
kan kusturmasına, darbe üstüne darbe yapıp
geleceğimizi ipotek altına almasına karşı
sıfır tolerans” noktasındayım. Zaten Er-
genekon davalarının başlatılmasına tam da
bu nedenlerle sevinmiş ve umutlanmıştım.
Amma ve lakin süreç içindeki uygulamalar-
da yapılan usulsüzlükleri, bazılarına haksız-
lık yapıldığı ihtimalini de yok sayamıyorum.
(
Yanlış anlaşılmasın.Hakkı Bey’in de “Hak-
sızlıklar görmezden gelinsin” dediği yok.
Onunla meselenin bu yönünü konuşmadık
zaten.) Şu anda sesli düşünüyor ve zihnimi
kemirmekten vazgeçmeyen soru işaretlerini
netleştirmeye çalışıyorum sadece.
Ergenekon davaları sürecinde, ilk kez
kanserle mücadele eden Türkan Saylan’ın
evinin aranması olayındaki medya görün-
tülerini izleyince “Neler oluyor?!” demiştim.
Bu olayın ardından kısa bir süre sonra, zaten
ağır hasta olan Saylan vefat etti ve müthiş
bir şova dönüşen cenaze töreniyle toprağa
verildi. Şovu yapanlar, “ulusalcı” ve CHP’li
kesimlerdi. O görüntüler, bana Saylan’ın
ölümünün belli kesimler ve medya tarafın-
dan şova dönüştürülerek sömürüldüğünü
düşündürttü.
Bir şeyler yanlış gidiyordu, bunu hisse-
diyordum. Ama göz göre göre yapılan bu
hataların tam olarak kim tarafından ve ne
amaçla yapıldığını anlayamıyordum. O gün
için (aslında hâlâ) hatanın, yaşlı ve ağır hasta
bir kadının evine TV kameraları eşliğinde,
adeta bir şov yapar gibi dalan Emniyet teş-
kilatında ve tabiî ki bu görüntüleri “meş-
rebince” sündüre sündüre veren medyada
olduğunu düşünmüştüm.
Cemaatçi Polis” olarak tanınan Taraf gazetesi yazarı “Emre Uslu”. “Dursun Çi-
çek halen ‘sahte imza’ diyeceğine ‘Benimki oMGK kararlarının eylemplanıydı,
onlar da benimle yargılansın’ dese ciddî bir argüman olur” diyor Uslu.
Emre Uslu
Dünya tarihi, otoriteryen/totalitariyen
(
yetkici) sistemlerin savaşla yenilmedikçe,
uzun yıllar boyunca kendi kendilerini ye-
niden üreten değerleri yerli yerine yerleş-
tirdikleri için kolay kolay silinmediklerini
gösteriyor bize. Yetkilerinin sorgulanma-
dığı uzun yıllar boyunca kendi kendilerini
yeniden üretebilmeleri için gerekli yapıları
yerli yerine koymuş, onların işlevlerini sür-
dürmelerini garanti altına almışlardır. Bu
yapıların önemlilerinden biri de toplumsal
değer sistemidir.
Bir örnek vereyim: Bugün muhafazakâr
eğilimli iki haber sitesinde Türk Hava Kuv-
vetleri ile ilgili haberin başlığı “Amaç ülke
savunması ise her şey ayrıntıdır”şeklinde idi.
Bu, Kemalist korporatizmi yeniden üreten
değerleri sürekli hayatta tutan bir yapının
işlevidir. Generaller içeride, ama kurdukları
değer üretme sistemi” dışarıda ve işlemeye
devam ediyor.
Bu,bizi hukuktan uzaklaştıran,söz gelimi
bir savaş halinde her türlü insan hakkından,
hukukundan vazgeçmenin normal olacağı-
na inandıran bir “değer”dir ve daha bugün,
iki büyük sitede milyonların algısına, kav-
ram örgüsüne pompalanmış bulunuyor.”
Yasayı çiğne, ama
kamuvicdanını kendine
acındırmayı başar”
Vesayet sisteminin zirve nok-
talarından biri olan muhtıralar,
hükümet ve MGK’lara karar da-
yatmalar, sırf o an ve o makamda
bulundukları için bu işe kalkışmış
olan birkaç yaşlı insanı “merha-
metle” affedersek, topluma nasıl
bir “değer” aşılamış oluruz?
Bence genç insan, bundan şunu anlar:
Yasayı çiğne, ama kamu vicdanını kendine
acındırmayı başar. Çünkü siyasetçi yanıla-
bilir, ama TSK mensubu şerefli bir subay
yanılmaz. Onun özgürce vesayetini sürdür-
mesi için yapacağın her şey mubahtır.’
Oysa ortada ‘kanunsuz emir hukuku’ du-
rurken askeri şahısları hesaptan muaf tut-
mak, bana Kemalist korporatizme hizmet
gibi görünüyor. Cezaların, suçu işleyenlerin
cezalandırılması kadar bir de topluma, diğer
kişilere bu eylem ve işlemlerin sonuçlarını
göstererek caydırma işlevi vardır. Bu cezala-
rın, ne kadar kötü yönetici olurlarsa olsunlar,
seçimle gelen sivillerin görevden ancak yine
seçimle, sivillerin kararıyla uzaklaştırılabi-