37
aralık
2013
Dilek Yaraş
>> Haberin ardından kızılca
kıyamet koptu tabiî. İlk defasın-
da “AKP ve Gülen’i bitirme planı”
olarak servis edilen haberin, yıl-
lar sonra “AKP”sinin çıkarılarak
Gülen’i bitirme planı” şeklinde
sunulmasındaki “garabet”, önem-
siz bir ayrıntıymış gibi görmez-
den gelindi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin “se-
çilmiş” Başbakanı’nı, “kendi par-
tisini de bitirmeye ahdeden” bir
planı imzalamak zorunda bıra-
kan o “meşum” güce de odakla-
nılmadı.
Ergenekon operasyonlarının
ilk dönemlerinde ellerine tutuş-
turulan bavuldaki belgelerle tozu
dumana katan, vesayet sistemine
atıp tutan cengâver gazeteciler
(!),
askerî vesayetten kurtulmanın
ne kadar zor olduğunu görüp bu
ülkenin o günleri tekrar yaşama-
ması için “Kalıcı bir demokratik
sistem nasıl kurulur?” diye kafa
yoracaklarına vesayet sisteminin
safına geçip o imzayı atmak zo-
runda bırakılan Başbakan’ı linç
etmeye kalktılar. Hani neredeyse
Beceremediniz. Çekilin artık.
Eskisi gibi asker yönetsin” diye-
ceklerdi ki, dershanelerin kapa-
tılmasını (ve Başbakan’ın belge-
deki imzasını) bahane ederek “28
Şubat’ta daha iyiydik” diyen bile
oldu nitekim.
Hâl böyle oluncaHükümet ka-
nadı da “açıklama” telaşına düştü
doğal olarak.Habere ilk tepki gös-
terenlerden AK Parti Milletvekili
ve Başbakan Başdanışmanı Yalçın
Akdoğan, “2004’teki MGK kararı,
Hükümet tarafından yok hük-
münde kabul edilmiş, hiçbir Ba-
kanlar Kurulu kararı alınmamış,
hiçbir işlem yapılmamıştır” dedi.
Birçok kişiye göre devletin “tüm
dindar kesimleri düşman olarak
değerlendirmesine”son veren AK
Parti hükümetini ve Erdoğan’ı
bu şekilde suçlamak insafsızlıktı
ki benim de o görüşte olduğum,
yukarıdaki satırlardan bellidir sa-
nırım.
Yeni Şafak gazetesi yazarı
Abdülkadir Selvi’nin de vurgu-
ladığı gibi, 28 Şubatçıları Sin-
can Cezaevi’ne tıkan Erdoğan,
Sincan’da tanklarla balans ayarı
yapan Çevik Bir’le eşit tutulamaz,
“28
Şubat’ta daha iyi durumday-
dık” denemez.
Kısacası, ıslak imza vardı, ama
uygulama yoktu…
Kanımca,Türkiye’de yaşayıp da
gelişmeleri üstünkörü takip eden
biri bile yukarıdaki cümleye iti-
raz etmez, edemez. Göz var, izan
var…
Bu arada Samanyolu Haber
kanalında dershanelerin kapatıl-
masına karşı tepkilerini dillen-
diren Zaman Gazetesi Genel
Yayın Yönetmeni ve Cemaat’in
bir nevi sözcüsü (Yazıcısı mı
deseydim?) konumundaki Ek-
rem Dumanlı’nın, laf bu imza
planından açılınca “Biz o zaman
duymuştuk ama hüsnü zanla
bakmıştık” açıklaması da üzerin-
de pek durulmayan tuhaflıklar-
dan biriydi. Dumanlı’ya “Madem
Başbakan’ın sizi bitirmek için
imza attığını o zamandan beri bi-
liyordunuz ve bu imzayı bu kadar
önemseyecektiniz, niye bugüne
kadar beklediniz?” diye bir sor-
mak lazım...
Bir zamanlar “ıslak
imza” avındaydık
Islak imza” deyince, Taraf
gazetesinin art arda patlattığı
belgelerdeki imzaların ıslak olup
olmadığını tartıştığımız eski gün-
ler geldi mi sizin de aklınıza? Ba-
şından beri “İmza bana ait değil,
sahte” diye feryat figan eden (Er-
genekon davasında ağırlaştırılmış
müebbet, Balyoz davasında ise
16
yıl ağır hapis cezasına çarp-
tırılmış) emekli Deniz Piyade
Kurmay Albay Dursun Çiçek’in
imzasının gerçek olup olmadığı
meselesinin de günlerce manşet-
leri süslediği zamanları hatırladı-
nız mı mesela?
Geldiğimiz noktada ise imza-
ların sahte olup olmadığı mesele-
sini bir çırpıda aştık ve uygulanıp
uygulanmadığını tartışır olduk.
Bu durumda Dursun Çiçek’in
kızı İrem de haklı olarak isyan
ediyor ve “O zaman sormak la-
zım: MGK kararı uygulanma-
dıysa, gerçekliği kanıtlanmamış
dijital dokümanlar uygulandı mı?
Bir yanda sahte olduğunu ispatla-
dığımız bir dokümanla müebbet
cezası alan bir albay var, askerler
var; bir yanda altına attıkları im-
zaları sabit olanlar…” diyordu.
İrem Çiçek’in bu isyanına hem
destek, hem de fikir veren isimse
bir hayli ilginç: Cemaatçi polis
olarak tanınan Taraf gazetesi
yazarı “Emre Uslu”. “Dursun Çi-
çek halen ‘sahte imza’ diyeceğine
Benimki o MGK kararlarının
eylem planıydı, onlar da benimle
yargılansın’ dese ciddî bir argü-
man olur” diyor Uslu.
Neler oluyor?” dediğinizi du-
yar gibiyim.Hakikatten de,“neler
oluyor”?!
E
KİM
ayının sonlarında, gündemin başkö-
şesine oturan “dershane” tartışmalarını fır-
sat bilerek “Cemaat adına” Erdoğan’a savaş
açan bazı çevreler, Taraf gazetesi yazarı
Mehmet Baransu’nun haberi
Gülen’i bitir-
mekararı 2004’teMGK’daalındı”
sürmanşe-
tiyleyeni bir cepheaçtı.
Habere göre, 2004 yılında alınan MGK kararlarında Cum-
hurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ilebirlikteBaşbakanRecep
Tayyip Erdoğan, o zamanlar Dışişleri Bakanı olan Abdullah
Gül, GenelkurmayBaşkanıHilmiÖzkökveCemil Çiçek’inde
imzaları vardı. Yani Hükümet, TSK ile birlikte “Cemaati bitir-
me” kararı almıştı. Söz konusu cephenin hedefi “yine” bizzat
Erdoğan’dı.
Zamanla
işler iyice
karıştı. Mesela,
Gülen medyasında
inanılmaz itibarsız-
laştırma kampan-
yalarının hedefi
olan Haberal’ın
serbest bırakılması,
Sabah gazetesinden
Sevilay Yükselir’in
(
güvenilir kaynak-
lardan duyduğunu
söylediği), “CHP’nin
ulusalcı kanadı-
nın, MHP’nin ve
AKP’nin küskünle-
rinin birleşip yeni
bir parti kurarak
başına Haberal’ı
geçirecekleri ve Gü-
len Cemaati’nin de
buna destek verece-
ği” iddiaları… Ar-
dından Haberal’ın,
Cemaat’in önemli
şahsiyetleri (ve
hatta Bülent Arınç)
ile görüştüğü
haberleri… En
son da Anayasa
Mahkemesi’nin, 34
yıl hapse mahkum
olan CHP İzmir
Milletvekili Mustafa
Balbay ve CHP Zon-
guldak Milletvekili
Prof. Dr. Mehmet
Haberal’ın “adil
yargılama” konu-
sundaki itirazlarını
oybirliğiyle“ haklı
bulması ve Cum-
hurbaşkanı Abdul-
lah Gül ile Bülent
Arınç’ın bu kararı
coşkuyla karşılama-
ları gibi gelişmeler,
Ergenekon davala-
rının karmakarışık
bir yumak haline
geldiğinin bir kanıtı
gibiydi.