35
aralık
2013
Eğer robotlar bu iki adreste yuvalanırlarsa/
yuvalanmışlarsa, işte o zaman “Bu ülkenin
geleceği robotların kontrolünde hayat sürü-
yor” demektir.
Yeni arayışlara girenlere robotların yaptığı
operasyonlar, ülke gündemine “ihtilal” veya
süreç” diye kayıt düşülür. Nitekim yakın
geçmişimiz bundan ibaret.
İkinci siyasî robotlar
harekâtı ne zamanbaşladı?
Eğitime büyük darbe” başlığı atılarak
startı verilen nedir? Çok enteresan! Başlık,
Dershanelere büyük darbe!” diye atılmı-
yor; dershane eğitimle “özdeşleştiriliyor”.
Eğitimin en basit tanımına bile uymayan
bu başlık arkasından okullardaki “şiddet,
uyuşturucu, seks ticareti” pandomimi ile
Risktesiniz!” atmosferi yaratılıyor ve başa-
rı öyküleri dramatik hikâyelere evriltiliyor.
Konu, birden Hükümet-Cemaat eksenli bir
gerilime dönüşüyor. Cemaat liderinin açık-
lamaları “darbe kronolojisi” ve “peygamber-
ler siyeri” arasında betimleniyor…
Demek ki eğitimi ve dershaneyi aşan baş-
ka bir “hesap(laşma)” var. Peki, kimin veya
kimlerin hesabı var? Kim kiminle hesapla-
şıyor? Kim kime “ders veriyor”, algı yöneti-
minde saldırıyor?
Siyasî robotların uzmanı olarak çok açık
ifade etmeliyim ki, dershane üzerinden ge-
liştirilmek istenen bu taktiği en az “Gezi”
olayları kadar ciddî bir “eylem” olarak algı-
lamalıyız. Başladığı ve sürüklenmek istediği
nokta arasındaki açı farkı ile operasyon sey-
ri, “hikâye” olarak çok benzemektedir. Çün-
kü ikisinde de operasyonu yürüten taraflar
değil, ikinci el siyasî robotlardır. Burada
siyasî robotların en büyük şansızlığı ise hal-
kı “Dershanene sahip çık!” kampanyasına
motive edecek bir meşru parkur bulmakta
güçlük çekmesidir. Çünkü Başbakan’ı kas-
tederek “Al sana bir başka konuda da dik-
tatör!” diyemeyecekler. Çünkü bu sefer, bu
suçlamanın muhatabı bir sivil otorite olabi-
lir, rüzgâr ters dönebilir.
Dershanenin tek politik risk eşiği “istih-
dam”, dershanelerde çalışanların geleceği.
Bunun, özel sektör bile olsa, alınan karar-
dan etkilenecekleri için, hem vicdanî, hem
de “politik değer” açısından etki yüzdeliği
olacaktır.NitekimHükümet’in “mağdur et-
meden dönüşüm” dili de bu riski atlatmaya
dönük.
Bu süreçte, bir robotun operasyona baş-
larken “Besmele” çekmesi veya ulusal marş
söylemesi dikkatinizi dağıtmasın. Öncelikle
sınav sistemini “organik” olmaktan çıka-
rıp “mekanik” kılan ve çocuklarımızı “yarı
robot” bandına sokan ve fabrikalar haline
getiren kim ve ne adına olursa olsun, hangi
adreste programlanırsa programlansın,buna
karşı çıkma zamanıdır.
Artık Millî Eğitim ve üniversite yapısı
değişmelidir. Sorunu erteleyerek hiçbir yere
varılmaz, varılamaz. “Dershaneler mi robot
bandı yarattı, robot bantları mı dershane-
leri?” tartışması da abesle iştigaldir. Çünkü
ortada bir robotlaştırma süreci olduğunu
herkes biliyor ve yaşıyor.
Robotlar mı kontrolden çıktı, yoksa ro-
botlarla mücadele mi başlatıldı?” senaryosu
da bilim kurgu filmlerini izlerken sinema
salonunda bunu tartışmaya açmak kadar
görgüsüz” bir gündemdir. Dershaneyi “bal”
gibi görenlerle (balın faydaları) bala şeker
dopingi yapıldığı ironisi bir “seviye” mese-
lesidir.
Şimdi bu betimleme koridorunda, ma-
gazine düşmeden çok açık bir ifadede bu-
lunmak istiyorum: Bu ülkede siyasî robot
üreten, daha doğrusu buna kaynaklık eden
altyapıyı besleyen en büyük fabrikalar ders-
haneler olmuştur. Peki, neden “Eğitim ro-
botları değil de dershanelerin siyasî robot
mekanizmalarına döndü/dönüştürüldü” ifa-
desini kullanıyorum. Çünkü eğitim-siyaset
etkileşiminin en mekanik ilişkisi bu dersha-
neler üzerinden yürütüldü.
Kuşkusuz bu ülkede “en çirkin iftira”sıra-
laması yapılsa, ben ilk üçe “İmam-Hatipler
İrtica yuvasıdır ve rejim karşıtı robotlar gibi
kurgulanmış, programlanmış insanlar yetiş-
tirilmektedir”iddiasını koyarım.Yine ilk üçe
aynı suçlamaya muhatap kılınmış Cemaat
merkezli dershaneleri de koyarım. Fakat bu
tespitlerimiz gerçekleri ertelememelidir.
28
Şubat sürecinde İmam-Hatiplere karşı
kullanılmak üzere yetiştirilmiş robotlar var-
dı ve bunlar, ihtiyaç halinde devreye soku-
luyorlardı. Nitekim “katsayı operasyonunu”
yürütenler de bu siyasî robotlardı. 28 Şubat
süreci, ülkeyi siyasî robotların istila hareketi
idi. Nitekim o dönemde organlarını kay-
beden bir sürü insan varken, robot taklidi
yaparak -en azından bir organını mekanik
hale getirerek- öldürülmekten kurtulmaya
çalışanlar olmuştu.Hatta savaş dönemlerin-
de bu “ölü taklidi” ve “robot görünümü”ne
fetva verildiğine ilişkin yaygın bir dindarlık
algısı da o süreçte yayılmıştı. “Gücü gören,
gücün diline evrilir” alışkanlığı, “Hede-
fe varmak için güce karşı durmak yerine
yolunu değiştir” siyaseti ve en önemlisi de
Kutsal görevdeysen, seni hedefe götürecek
her şey kutsaldır” telkini/vaazı bir “karınca
duası” olmuştu.
Hatırlatmak isterim ki, o dönemde ko-
runmaya çalışılan en ciddî kurumların ba-
şında “dershaneler” vardı. Özel olmasına
ve ciddî paralar alınmasına karşılık bir “ca-
mideki suffe bölümü” gibi korunması, kut-
sanan mekânlar (dershaneler bu dönemde
kutsanmıştır) haline gelmişti/getirilmişti.
Hadi bir de sınırı zorlayan bir enstanta-
neyi tekrar canlandıralım. 28 Şubat sürecini
yürütenlerin saldırdığı adreslerden biri de
Cemaat dershaneleri olmuştu. Çünkü baş-
tan belirttiğimiz gibi, irticanın iki büyük ka-
lesi olduğu ileri sürülüyordu: İmam-hatipler
vemalumdershaneler...Sonuç olarak bugün,
dershanelerin “eğitim”odaklı değil de politik
odaklı tartışılmasının kökeni 28 şubat süreci
dönemindeki İmam-Hatip ve dershaneler
hakkında yürütülen soruşturmaları anım-
samakla analiz edilebilir. Zamanla İmam-
Hatipler ve dershanelerin “irtica” yuvaları
olmadığını herkes gördü ve yaşadı. İmam-
Hatiplerin normalleşen Türkiye’de yönetici
olma hakları seçilerek gerçekleşti. O zaman
sorun ne?!
Siyasî robotlar dönemi
kapanıyor
Aslında kapanan dershaneler değil. “Or-
ganik olmayan eğitim” sonlandırılıyor. Me-
kanik eğitimi kollayan bekçi robotlar yok
ediliyor. Peki, kim bu robotlar? Dershane
sahipleri mi? Dershaneye “cami yanındaki
suffe bölümü” buğusu veren anlayış mı, al-
ternatif okul olduğu iddiası ile nüfuz edi-
nenler mi? Hiçbiri... Hiçbiri suçlanamaz.
Hatta “Dershaneler kapanıyor ve halka
rağmen kararlar alınıyor” temposu tutan
hareketler bile operasyonu yürütenler değil.
Yani operasyonu okyanus ötesinde aramaya
da gerek yok.
Operasyonu yönetenler, bir kaşık suda
AK Parti’yi boğmak isteyen ikinci el siyasî
robotlardır. Önemli olansa bu siyasî robot-
ların sahibini bulmaktır. Bunun yolu da
çok basit: Devre dışı bırakılmış bir robo-
tun uygun yerine bakın, orada “Made in
…”
yazar. Eğer silinmişse bu yazı, mutlaka
imal edildiği yeri bulabilecek ustalara sahip
adresler(imiz) vardır. Ben, şahsen bir “usta”
tanıyorum…