32
aralık
2013
Kapak Dosyası
haber
ajanda
28
Şubat süreci, ülkeyi siyasî robotların istila hareketi idi. Nitekim o
dönemde organlarını kaybeden bir sürü insan varken, robot taklidi
yaparak -en azından bir organını mekanik hale getirerek- öldürülmek-
ten kurtulmaya çalışanlar olmuştu. Hatta savaş dönemlerinde bu “ölü
taklidi” ve “robot görünümü”ne fetva verildiğine ilişkin yaygın bir din-
darlık algısı da o süreçte yayılmıştı.
Eğitime büyük
darbe” başlığı
atılarak startı
verilen nedir?
Çok enteresan! Başlık, “Dersha-
nelere büyük darbe!” diye atıl-
mıyor; dershane eğitimle “öz-
deşleştiriliyor”. Eğitimin en basit
tanımına bile uymayan bu başlık
arkasından okullardaki “şiddet,
uyuşturucu, seks ticareti” pando-
mimi ile “Risktesiniz!” atmosferi
yaratılıyor ve başarı öyküleri
dramatik hikâyelere evriltiliyor.
Konu, birden Hükümet-Cemaat
eksenli bir gerilime dönüşüyor.
Cemaat liderinin açıklamaları
darbe kronolojisi” ve “peygam-
berler siyeri” arasında betimle-
niyor…
reslere karşı yumuşadı. Nitekim Cemaat de
bunu karşılıksız bırakmadı. Bu yumuşama,
sınav sitemini neredeyse eğitimle özdeşleş-
tirdiği gibi potansiyel bir risk de doğurdu:
Paralel eğitim...
Artık iki ayrı Millî Eğitim gerçeği oluştu.
İlki devletin halkına karşı eğitim sorumlu-
luğunu yerine getiren “resmî” Millî Eğitim;
diğeri ise sınavın gerçek sahipleri olan, pa-
ralel eğitimin inşasını sağlayan dershaneler
ve özel okulların (bu arada “özel okul eşittir
sınav başarısı” demek olduğunu unutmaya-
lım) denetleyicisi olarak noter gibi çalışan
ikinci Millî Eğitim...
Politikdindarlıkve test
makinesininölçünesnesi
başörtüsü”
Enteresandır ki devletin, sağlık hizmet-
lerinden yararlanmak isteyen hastaların
paralel tedavi”uygulamasına tâbi tutulduğu
muayenehaneler gibi şimdi de öğrencilerin
okullarda aldığı eğitimin yanına muayene-
hane hükmündeki dershaneler eklenmişti.
Daha enteresan olanıysa sistemin çarpıklığı
ve ağır maliyeti üzerine bıkkınlık verecek
kadar konuşulması, fakat kimsenin “Ders-
haneler dönüştürülsün,hatta kapansın artık!
Sınav sistemini,Millî Eğitimi yeniden yapı-
landıralım!” diyememesiydi. Neden? Çünkü
28
Şubat sürecinde yürütülen siyasî robotlar
harekâtının Türkiye’ye armağan ettiği (siz
buna topluma hasta muamelesi yapan zih-
niyetin zorla yutturduğu ilaçların yan etkisi
deyin) bir “özel durum” oluştu: Politik din-
darlık...
Nedir politik dindarlık? Devletin, top-
lumu yönetirken strateji geliştirmekten so-
rumlu masalarından biri olan “politik din-
darlık masası”nın örgütlediği “dinin devlete
hizmet etmesini sağlayan kurtarıcılar” tipo-
lojisi...
Nitekim 28 Şubat sürecinde bu operas-
yonu yürüten robotlara yüklenen program-
da (bu robotların bazıları medyada, bazıları
yargıda, bazıları iş dünyasında ve diğerleri
de malum adreslerde idi) “Politik dindarlara
dokunmayın” kodlaması vardı. Operasyon-
larda ulusalcıların hedefindeki insan tipi ile
sorunu olmayan (milliyetçi, Atatürkçü ve
çağdaş yurttaş) eğitim adresleri bir bir tes-
te tâbi tutuldular. Operasyonu kolaylaştıran
verimde bir de test nesnesi vardı: “Başörtü-
sü”... Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde
olan dershaneler başta olmak üzere tüm
okullar bu teste tâbi tutuldu ve sınav için de
bir “katsayı taktiği” uygulandı. Sekiz yıl zo-
runlu eğitim ise, yaralanacak rakibin başına
kurşun sıkmak görevini ifa edecekti…
Nitekim denediler. O günlerin sınavın-
dan geçenleri veya geçemeyenleri mutlak
adaletin görkemli günü olan mahşerde
hep beraber göreceğiz. 28 Şubat sürecinde
İmam-Hatiplerin ve operasyona tâbi tutu-
lan dershanelerin duruşlarını hatırlatmaya
gerek yok. Malumu ilanla oyalanmayalım
ve asıl meselemiz olan “ikinci siyasî robotlar
harekâtı”na yönelik analizlerimize bakalım.
2.
Siyasî RobotlarHarekâtı
İkinci siyasî robotlar harekâtını başla-
tanlarla operasyonun muhatapları kimler?”
Asıl mesele bu. Dershaneler ikinci “örtülü”
gerekçe. Çünkü eğitim ve sınav konusunda
konuşmak, artık çözümsüzlüğün devamı
demek. Zira yıllardır her şey ortada ve her-
kes farkında. “Dershaneleri ortaya çıkaran
sebepler kaldırılmadan dershaneleri kapa-
mak yanlıştır. Çözüm bu değildir. Yeni ve
büyük riskler taşımaktadır...” diye başlayan
sözlerin samimiyeti sadece “sözde”dir. Çün-
kü bugüne kadar onlarca yıldır konuşulan
bu konuda tek bir adım, tek bir teklif veya
tek bir seçenek dahi dershanelerden gelme-
miş ve aksine dershaneler, paralel eğitimin
köklü okulları haline gelmiştir. Öyle ki bu
büyümeyi engellemeye kalkabilecek bir ira-
deye de inanmamışlardır. Bu anlayışa göre
dershaneler, okuldan daha fazla bu toplu-
mun ve geleceğin gerçeğidir.
Peki Milli Eğitim Bakanlığı, bu arada
süreci doğru yönetecek, aşamalandıracak
bir plan içine girmiş midir? Örneğin son
on yıl, aşama aşama bir çözüm planı ile mi
geçmiştir? Ben “paylaşılacak şeffaflıkta” bir
gündem hatırlamıyorum. Tek hatırladığım,
Başbakan’ın beş yıl önceden başlayan “Söz-
de değil, özde dönüşüm”eksenli dershaneler
noktasında gösterdiği hedeflerdir. Nitekim
kimse buna cesaret edeceğine inan(a)mı-
yordu.
Oysa Türkiye’nin yeni yarınına yönelik o
kadar çok şey değişiyordu ki, bu değişime
hazır olmayan –örneğin- bir Millî Eğitim
ve diyanet işlerine sıra geleceğini görmek