29
aralık
2013
dertleriyle dertlenen siyaset adamlarımızın
ve aydınlarımızın bu konuyu muallakta bı-
rakmalarını anlamak mümkün olmuyor.
Örneğin milletten yana görünen,milletin
tarihi ve kültürel değerlerine sahip olan siya-
silerimizle, bu aziz milletin tarihi ve kültürel
değerleriyle kâğıt üzerinde bile bir müşte-
reği olmayan siyasilerin eğitim konusundaki
görüşleri arasında esasa yönelik en ufak bir
farklılık yoktur.
Burada akla gelen ilk itiraz cümlesi, “Bir
doğruyu, en sağdaki ve en soldaki iki siyasi
liderin kabul etmesinin ve de dile getirmesi-
nin yadırganacak tarafı ne olabilir?”şeklinde
olacaktır. Öyleyse aynı konuyla ilgili soru-
muzu soralım siyaset adamlarımızın ve de
aydınlarımızın tümüne:
Eğitim gerçekten de devletin asli görevle-
ri arasında mıdır? Bu çerçevede,milyonlarca
çocuğu anasının babasının elinden almak ve
onlara hayatta yüzde 80’i hiç gerekmeyecek
bilgileri tekrar tekrar öğretmek ve 18-20 yıla
yakın bir eğitim döneminden sonra çoğu
hiçbir işe yaramayacakdiplomaları çocuğun/
gencin eline tutuşturmak da devletin asli
görevleri arasında mıdır? Çocuğu dünyaya
getiren, onu besleyip büyüten, onun mad-
den ve manen sağlıklı yetişmesi için gayret
sarf eden ana babanın okul, sınıf, öğretmen
ve ders seçme hakkının olmayışı da devletin
asli görevleri arasında mıdır? İhtisaslaşma-
nın son derece önem kazandığı, dolayısıyla
hayatın her dalında birleri eğitmenin gere-
ğinin iyice anlaşıldığı bir zaman diliminde,
hiçbir şeyi iyi bilmeyen ama “Çaya çorbaya
limon misali her şeyden biraz bilen insan-
ları yetiştirdim” sanmak da mı devletin asli
görevidir?
Yürürlükteki anayasaya göre yürütme, ya-
sama ve yargı olarak ifade edilen üç erkin
neresine girmektedir eğitim konusu? Bilin-
diği gibi erk sözcüğü,Türk Dil Kurumu’nun
sözlüğüne göre “bir işi yapabilme gücü,
kudret, iktidar” anlamlarına gelmektedir.
Bunun açık anlamı, mevcut anayasaya göre
bu millet, ortak iradesinin bir ürünü olan
devletine yapabilme gücü, kudreti ve ikti-
darında olduğu üç asli görevi vermiştir. Bir
diğer ifadeyle devlet sayılan, bu üç görevi
yapmak için vardır ve varlığının doğal bir
sonucu olarak bu üç görevi yapacak biçimde
de donatılmıştır. Yani gücü, kudreti, iktidarı
ancak bu üç önemli görevi yapacak kadardır.
Dolayısıyla gücü ve donanımı, bu üç önemli
görevden fazlasına yeterli olamaz, olmama-
lıdır.Ayrıca bu üç asli görevin dışına taşacak
şekilde gücünü arttırır ve donanımını buna
göre yapacak olursa yetkilerini aşmış olur.
Bütün bu yazılanlara rağmen,devlet bu üç
görevi yapacak biçimde donatılmıştır. Fakat
bu üç görevin dışında gibi görülen diğer gö-
revler de yürütme erkinin içine girmektedir.
Dolayısıyla yetki aşımı diye bir durum söz
konusu olamaz ve devlet, milletin kendisine
verdiği görevleri hakkıyla yerine getirmenin
çabası içindedir denilebilir. Devletin yapı-
lanmasında, yani mücerret olan devletin
görünür hale gelerek sistem olarak ortaya
çıkmasında -eskilerin tabiriyle- püf noktası
burasıdır.
Gerçekten de devletini kuran ve devletli
olan her milletin ve de özellikle Anadolu
insanının sevdası sadece devletinedir. Ve
devletinin, kendisine verilen görevleri gere-
ği gibi yapabilmesi için nasıl ve ne şekilde
yapılanması konusunda bir olmazsa olmazı
yoktur. Onun için önemli olan şey, sevdası
olan devletinin yapılanması sırasında aslî
hüviyetini kaybetmemesi, yani adil, güçlü,
sevecen,güler yüzlü ve benzeri güzelliklerini
aynen korumasıdır. Bir başka ifadeyle dev-
let, öyle bir yapılanmalı, şekillenmeli ve bi-
çimlenmelidir ki, bu yapılanma, şekillenme
ve biçimlenme, yani sistemleşme sırasında
onun adil, güçlü, sevecen ve güler yüzlü olu-
şu hiçbir şekilde örselenmemeli, etkilenme-
meli ve bozulmamalıdır.
Bilinen bir gerçektir ki hiçbir millet, -in-
san olarak yaratılmış olmalarının doğal so-
nucu olarak- zalim, zayıf, katı yürekli, asık
suratlı bir devleti istemez, böyle bir devlete
sevdalanmaz. Anlaşılacağı gibi bir devlet,
sistemleşirken asli hüviyetini korumaya
özen göstermek zorundadır ve göstereceği
bu özen, devletin olmazsa olmazıdır.
Devlet, eğitimden
elini çekmelidir
Bütün bunlardan sonra sormalı değil
miyiz” Devlet eğitimin neresindedir ya da
neresinde olmalıdır?” diye? Geredeli Şair
Dertli’nin deyişiyle “İçinde mi, dışında mı”?
Bana göre devletin eğitimdeki yeri sadece
finansman noktasındadır. Eğitimin içini
doldurmak da, nerede, ne kadar, ne şekilde
verileceğini belirlemek de devletin değil,
anne ve babanın görevi”dir.
Devletin yapması gereken şey, insanının
önünü açması ve bedava gibi görünen ve
aslında bu millete çok pahalıya mal olan
eğitimin içinden elini çekmesidir. Devleti
yönetenler şunu bilmeliler: Devlet bürok-
rasisinin yönlendirmesiyle içi doldurulan ve
yürütülen bir kitlesel eğitim sistemi, birleri
yani öncüleri, önde gidenleri yetiştirmez.
Birleri yetiştirmeyen bir sistemle çağın yine
gerisinde kalırız. Başkalarının ürettiği bilgi-
lere dayalı teknolojilerle yapacağımız üre-
timle, bilgiyi ve teknolojileri üreten ülkelerle
yarışamayız.
Bu bakımdan bir an önce eğitime çeki
düzen vermek zorundayız. Kendilerini dev-
letin sahibi sananların kurdukları ve elimize
verdikleri eğitim sistemiyle çocuklarımı-
zı eğitmekten vazgeçmeyecek olursak, bu
milletin geleceğini tehlikeye atmış oluruz.
Sanırım bunu kimse, özellikle bu yönetim
istemez.