27
aralık
2013
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen
Eğitim gerçekten de devletin asli görevleri arasında mıdır? Bu çerçevede, milyonlarca çocuğu anasının babasının
elinden almak ve onlara hayatta yüzde 80’i hiç gerekmeyecek bilgileri tekrar tekrar öğretmek ve 18-20 yıla yakın bir
eğitim döneminden sonra çoğu hiçbir işe yaramayacak diplomaları çocuğun/gencin eline tutuşturmak da devletin
asli görevleri arasında mıdır?
resinde?
olduğunu bilir. Bunun içindir devleti yıkılır
yıkılmaz bir başkasını kurması...
Aslında Anadolu insanı için yıkılan, dev-
let değil, sistemdir. Ve Anadolu insanının
devleti, kafalarda ve gönüllerde hiç yıkılma-
dığı için, devlete giydirilen sistem yıkılır yı-
kılmaz bir başka sistemle devletini görünür
hale getirir ve görünür hale getirdiği devleti
bu sistemle isimlendirir.
Anadolu insanı için bir de devlet kuşu ve
devlet kuşunun başa konması vardır. Anla-
şılacağı gibi Anadolu insanı, devletine olan
sevdasını, günlük hayatında onu dilinden
düşürmeyerek hep gösterir. Bütün bu de-
yimler, devletine sevdalı bir milletin kültü-
ründen seçilmiş birkaç örnektir sadece ve
daha yüzlercesinin olması ise şüphesiz ki
doğaldır.
Anadolu insanındaki bu bağlılık, bu sev-
gi, bu muhabbet, bu tutku, bu aşk, bu sevda
nedendir dersiniz? Gerçekten insanlık tari-
hinin en temiz, en saf insanlarından oluşan
bu güzel ve aziz millet, ebed müddet olarak
gördüğü, gerektiğinde gözünü kırpmadan
uğruna canını verdiği devletinin nesine,
niçin sevdalanmıştır acaba? Anadolu insa-
nı -devleti için düşündüğü şeyleri- devle-
tin yapılanması olarak tarif edebileceğimiz
sistemi için de düşünmüş, devletine karşı
taşıdığı o taşkın duyguları sistemi için de
taşımış olabilir mi?
Bu milletin tarihi geçmişine baktığımız-
da “Devletim şöyle ya da böyle yapılansın”
veya “Ben devletimin şöyle ya da böyle yapı-
lanmasını istiyorum” biçiminde bir olmazsa
olmazı yoktur milletimizin. Anadolu insanı,
devlet yönetimine gelme ve devleti yönetme
biçimi olarak tarif ettiğimiz rejim için de
sistem için düşündüğünü düşünür. İsterse-
niz Anadolu insanının istediği rejim konu-
sunda biraz kafa yoralım ki olmazsa olmaz
diye bir rejim sevdası olmadığı anlaşılsın.
Elbette kırbacın sırtından, tokmağın ba-
şından hiç eksik olmadığı bir rejim değil-
dir Anadolu insanının istediği rejim. İsmi
ne olursa olsun, kırk katır mı, kırk satır mı
türünden, despotik bir rejim de istemez.
Sürekli olarak kendi adına birilerinin karar
verdiği, kendi adına birilerinin konuştuğu,
itildiği, kakıldığı, horlandığı, potansiyel bir
suçlu imiş gibi şüphe çemberinde tutulduğu
bir rejimden, yani yönetim biçiminden de
hoşlanmaz Anadolu insanı.
Bir çadır kurma kolaylığında nice dev-
letler kuran kendisi değilmiş gibi, kendisine
rüştünü ispat edememiş bir insan muame-
lesinin yapıldığı ve bu yaklaşımın doğal so-
nucu olarak sözüne ve sohbetine, yazmasına
ve çizmesine, giyinmesine ve kuşanmasına,
oturmasına ve kalkmasına, yemesine ve iç-
mesine, gezmesine tozmasına karışıldığı; ke-
limenin tam anlamıyla ceberrut bir yönetim
biçimi de değildir Anadolu insanının aradığı,
özlediği veya yolunu gözlediği rejim.
Sistemi kurgulamak
Devleti, bir milletin ortak iradesi sonucu
oluşmuş, bütün ayrıntılarıyla milletin ortak
gücünü ve ortak varlığını simgeleyen soyut
bir kavram olarak kabul ediyoruz. Devlet,
gerçekten de bir milletin ortak iradesinin
bir ürünüdür.Çünkü devletin üzerinde mil-
letin topyekûn bir ortaklığı vardır.Meseleye
bu açıdan baktığımızda kolayca anlaşılacağı
gibi devlet, millî bir ihtiyacın giderilme-
si için üretilmiş mücerret bir değer olarak
düşünülmek durumundadır. Bir başka ifa-
deyle, belli müşterekleri olan insanlardan
oluşan bir milletin kafasında devlet fikrinin
oluşması, gönlünde bu devletin şekillenme-
si, biçimlenmesi ve bu devlete karşı bir tut-
kunun büyümeye başlaması, nihayet oluşan
bu düşüncenin ve de büyüyen bu tutkunun
tam bir eylem birliğine dönüşmesi sonucu
devlet ortaya çıkmıştır.
Açıkçası devlet, fantastik bir düşüncenin
sonucu olarak ortaya çıkmış fantastik bir
ürün değildir. Söz buraya gelince,“Milletleri
devlet kurmaya ya da devlet olmaya götüren
ihtiyaç veya ihtiyaçlar nelerdir?” sorusu akla
gelir. Gerçekten de nelerdir milletleri devlet
olmaya götüren ihtiyaçlar?
Konu üzerinde düşüncemizi biraz yor-
duğumuzda açıkça anlaşılacaktır ki, eğer
bir millet işin başlangıcında veya başlangıca
yakın aşamalarında kendisini devlet olmaya
götüren ihtiyaçlarını net ve kesin bir biçimde
belirleyemeyecek olursa, bilinmelidir ki iler-
leyen zaman diliminde, şu ya da bu şekilde
devletin yönetimini ellerine geçiren kişiler
veya gruplar -moda tabirle durumdan vazife
çıkaracaklar- devlete her gün yeni görevler
yükleyecekler ve buna bağlı olarak faaliyet
alanlarını sürekli genişleteceklerdir.
Hiçbir şey yoktan var edilemeyeceğine
göre, bu görev arttırmanın ve alan geniş-
letmenin çok açık anlamı, milletin faaliyet
alanlarının daralmasından başka bir sonuç
doğurmayacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın
ki millete rağmen ve elbet milletin zararına
olacak şekilde yapılacak böyle bir genişlet-
menin dayanak noktası ise ya devletin âli
menfaatleri ya da devletin bekası olacaktır.
Hiç düşünebiliyor musunuz, bir şey ki
millete rağmen ve milletin zararına olacak
şekilde yapılacak ve ne gariptir ki o şey, dev-
letin bekasını sağlayacak? Evet, bir milletin