26
aralık
2013
Eğitim
haber
ajanda
>> Bu iç içe oluşun ve içine
sindirişin doğal sonucu olarak
bu aziz millet, devletini gün-
lük hayatının bir parçası ola-
rak görmüş, çoğu kez günlük
konuşmalarını, deyimlerini
ve hatta atasözlerini bile dev-
let sözcüğü ile süslemeyi ve
zenginleştirmeyi yeğlemiştir.
Bu sevdanın sonucudur ki
yeryüzünde sadece Anadolu
insanının devleti “Devlet-i
Bir çadır kurma
ko-
laylığında nice devletler
kuran kendisi değilmiş
gibi, kendisine rüştünü
ispat edememiş bir insan
muamelesinin yapıldığı
ve bu yaklaşımın doğal
sonucu olarak sözüne ve
sohbetine, yazmasına ve
çizmesine, giyinmesine ve
kuşanmasına, oturmasına
ve kalkmasına, yemesine
ve içmesine, gezmesine
tozmasına karışıldığı;
kelimenin tamanlamıyla
ceberut bir yönetimbi-
çimi de değildir Anadolu
insanının aradığı, özlediği
veya yolunu gözlediği
rejim...
***
Devletingirmediği,
karışmadığı, el atmadığı
ve amiyane tabirle burnu-
nu sokmadığı bir karış yer
bulabilir misiniz koca ül-
kede? Bir başka soru daha:
Devlet girdiği, karıştığı ve
el attığı hangi işte başarılı
olmuştur ve o işin içinden
yüzünün akıyla çıkmış-
tır, söyleyebilir misiniz?
Eğitimdemi, sağlıktamı,
sosyal güvenliktemi,
sanayidemi, tarımdamı,
ticarettemi, turizmdemi?
***
Bütünbunlardan
sonra
sormalı değil miyiz” Dev-
let eğitimin neresindedir
ya da neresinde olmalı-
dır?” diye? Geredeli Şair
Dertli’nin deyişiyle “İçinde
mi, dışındamı”? Bana göre
devletin eğitimdeki yeri
sadece finansman nok-
tasındadır. Eğitimin içini
doldurmak da, nerede, ne
kadar, ne şekilde verilece-
ğini belirlemek de devletin
değil, “anne ve babanın
görevi”dir.
Devleteğitiminne
Âliye”dir.
Anadolu insanının devlete
sevdası bu kadarla bitmez.
Sultanı “Devletli Sultan”,
hanesi “devlethane”dir. Ana-
dolu insanı için devlet öyle
önemlidir ki, olmazsa olmaz
derecesindedir. Bu nedenle
Anadolu insanı için “Ya dev-
let başa, ya kuzgun leşe”dir.
Çünkü Anadolu insanı, dev-
letsizliğin ne menem bir bela
Y
ERYÜZÜNDE
hiçbir millet, Anadolu insanı
kadar devletiyle iç içe olmamıştır. Gerçekten
de hiçbir millet, devletini ebedmüddet olarak
kabul etmemiş ve onu, solukladığı bir seher
yeli gibi ciğerlerine çekmemiş, içine sindirmemiş, bağrı-
na basmamıştır.