25
aralık
2013
Metin Külünk
*
*
AK Parti
İstanbul Milletvekili
Siyaset
haber
ajanda
ÜRKİYE,
16-17
Kasım’ı
yine tarihî günlerinden
bir olarak yaşadı. Sonba-
harın yaşandığı, ağaçların
yapraklarını döktüğü bir
günde Diyarbakır’dan
çıkan bahar rüzgârı, tüm
ülkemizi, hatta coğrafya-
mızı sardı. 100 yıl önce
unutturulmak istenen
kardeşliğimizi ve birlikte-
liğimizi tekrar, Türkçe ve
Kürtçe türküler eşliğinde
yeniden hatırladık. O gün,
Türkiye’nin yedi coğrafi
bölgesinin Diyarbakır’da
halay çektiğini hissettik.
O gün, bundan 40 sene
önce Diyarbakır Garı’ndan
bizi gözyaşlarıyla yollayan
komşularımızın sıcaklığını
hissettim.
Türkiye yeni bir sayfa
açıyor. Onlarca yıl Kürt,
Türk, Sünni Alevi, laik,
Müslüman diye kompar-
tımanlara ayrılan, fıtri
özellikleri nedeniyle öte-
kileştirilen ve ayrıştırılan
bir toplum, farklılıkları ile
bir arada yaşamayı yeni-
den hatırlıyor. Bu özlenen
gelişme, bazı mahfillerde
olduğu gibi “korku” sözleri
ile değil, umut ve sevinçle
karşılanmalıdır. Çünkü
Anadolu, yüz yıl sonra
bir kez daha kendisiyle
kucaklaşmakta, araya
örülen suni duvarlar yıkıl-
maktadır.
Şivan Perwer’in 37 yıllık
hasretinin sona ermesi,
Mesut Barzani’nin “bir
zamanlar darbeye sebep
olabilecek” ziyaretinin
devlet katında büyük bir
olgunluk ve özgüven ile
sağlanması, Diyarbakır’da
Türk bayrağının coşku ve
sevgi ile ellerde yükselme-
si hiç de azımsanacak ve
görmezden gelinecek ge-
lişmeler değildir. Şivan ile
İbrahimTatlıses’in Kürtçe
ve Türkçe ezgiler eşliğinde,
adeta kardeşliğin, barışın
ve birlikteliğin sesi olma-
ları ve Barzani’nin de “tüm
kesimleri ÇözümSüreci’ne
destek olmaya çağırması”,
Türkiye’de bir zamanlar
faili meçhullere imza atan
korku imparatorluğuna
vurulan son darbe idi.
Esas olarak bu sürece
gidecek yolun temeli, 14
Ağustos 2001 tarihinde
atılmıştı. Ogündenbugüne
Türkiye’ninhemkendi
ruhuyla yenidenbuluşma-
sı, hemde zamanın ruhuna
uyumsağlaması adına
sosyal, ekonomik ve siyasal
alanlarda devrimniteliğin-
de dönüşümler zamana
yayılarak hayata geçirildi.
hedef almakta, dolaylı ve
dolaysız yollarla -tıpkı Gezi
Parkı kalkışmasında oldu-
ğu gibi- gücünü sınırlama
ve uluslararası itibarını
zayıflatma girişimlerinde
bulunmaktadırlar.
Gazze sokaklarından
Priştina’nın sokaklarına
aynı heyecan ve sevgiyle
karşılanan bir lider, elbette
bu topraklar üzerinde 200
yıldır egemenlik kuran güç
sahiplerine korku salacak-
tır. Bu toprakların gönül
diliyle konuşan “Lider”,
elbette bu coğrafya üzerin-
de hesabı olanları tedirgin
edecektir.
İşte o gönül diliyle
konuşmanın neticesin-
dedir ki, Diyarbakır’da on
yıllardır hasret kaldığımız
o bahar tablosu ortaya çık-
mıştır. Bunun aksini iddia
etmek ve düşünmek dahi
mümkün değildir. Gücünü
bizzat halkından alan bir
lideri durdurmak kabil ola-
maz. İşte Diyarbakır’daki
portrede, ülkesinin batı-
sından doğusuna sevgi
ve inancını kazanmış,
kendisini ülkesine ve
milletine adamış bir liderin
duruşu vardı. O lidere
sahip çıkmak ve gösterdiği
yolda yürümek, büyük bir
mutluluk ve çekincesiz
yapılacak bir görevdir.
Kaldı ki bu süreç içeri-
sinde dünyada da olağa-
nüstü gelişmeler yaşandı.
11
Eylül saldırıları, ABD’de
Neo-Con çılgınlığı ile başla-
yan çevre coğrafyamızda
uzun işgal dönemi, İsrail’in
Filistin’e yönelik işgali ge-
nişletmesi, Arafat’ın -artık
kesinleştiği şekilde- ze-
hirlenerek şehit edilmesi,
Gazze’ye yönelik insanlık
dışı ambargo, Irak’ın ABD
işgali ile yerle bir olması,
2008
yılında dünyanın
son 60-70 yıldaki en bü-
yük ekonomik bunalıma
girmesi, Avrupa’nın -özel-
likle güney ve doğusunun-
içinden geçtiği büyük ve
derin, sosyal ve ekonomik
çalkantılar, Arap Baharı ile
meydana gelen bölgesel
deprem, İran’a karşı sertle-
şen ambargo ve Suriye’de
yaşanan iç savaş gibi geliş-
melerin hepsi, Türkiye’yi
derinden ve bire bir etkile-
yen gelişmelerdi.
Böyle çalkantılı bir 10
yıllık dönemde Türkiye,
kendi barışını inşa edebi-
leceğine yönelik bir siyasî
paradigmayı uygulamaya
koyabildi. Bu, küçümse-
necek veya görmezden
gelinebilecek bir durum
değildir. Güçlü liderlik
ile pekişen, Türkiye’ye
inanmış bir kadronun
planlayıp icra edebileceği
bir meseleden bahsediyo-
ruz. AK Parti’nin, ülkenin
her santimetrekaresine
eşit gözle bakması ve aynı
duyguyla yaklaşması
sayesinde ortaya çıkan bir
eserden, Hakkari’yi -her
türlü sabotaj girişimine
rağmen havalimanı yapa-
rak- dünyaya bağlamak
isteyen bir adanmışlıktan,
Batı ile Doğu arasındaki
sosyal, ekonomik ve kül-
türel uçurumuminimuma
indirecek bir aklın, icraatın
başında olmasından
bahsediyoruz.
Açık ki kendimizle
barışmaz, kardeşliğimizi
hatırlamaz, birlikteliğimizi
pekiştirmezsek, 21. yüz-
yılda söz sahibi olmamız
mümkün değildir. 21. yüz-
yılda en güçlü vemuteber
10
ülke arasında olmak
istiyorsak, 20. yüzyılın
omzumuzda biriktirdiği
yüklerden kurtulmamız
gerekmektedir. Bunun için
de güçlü bir liderin yol gös-
tericiliğine gerekiyordu.
İşte o lider, Başbakanımız
Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bu durumbilindiği içindir
ki içerideki statüko artık-
ları ve dışarıda Türkiye’ye
yönelik hasımane tavır
alan kesimler, direkt ola-
rak Sayın Başbakanımızı
GAZZE
sokaklarındanPriştina’nınsokaklarınaaynıheyecan
ve sevgiylekarşılananbir lider, elbettebutopraklar üzerinde
200
yıldır egemenlik kuran güç sahiplerine korku salacaktır.
Bu toprakların gönül diliyle konuşan “Lider”, elbette bu coğ-
rafyaüzerindehesabı olanları tedirginedecektir.
T
konuşan“Lider”
Diyarbakır’dagönül diliyle
Ogönül
diliyle
konuşmanınne-
ticesindedirki,
Diyarbakır’daonyıl-
lardırhasretkaldığı-
mızobahartablosu
ortayaçıkmıştır.
Bununaksiniiddia
etmekvedüşünmek
dahimümkünde-
ğildir.Gücünübizzat
halkındanalanbir
lideridurdurmak
kabilolamaz.İşte
Diyarbakır’daki
portrede,ülkesinin
batısındandoğusu-
nasevgiveinancını
kazanmış,kendisini
ülkesinevemilleti-
neadamışbirliderin
duruşuvardı.O
lideresahipçıkmak
vegösterdiğiyolda
yürümek,büyükbir
mutlulukveçekin-
cesizyapılacakbir
görevdir.