24
aralık
2013
Analiz
haber
ajanda
memnun edecektir.Ama çözülmesi gereken
daha başka temel sorunlar da var.
Altyapı sorunlarının çözülmesi ve Türk
milletinin başının üzerinde Demokles’in kı-
lıcı gibi duran askerî vesayet rejiminin sona
erdirilmesi, içeride sağlanan ekonomik ve
siyasal istikrarla birlikte olmuştur.Eğer Tür-
kiye, bölgesinde ve dünyada belli bir ağırlığa
sahip olacaksa, ekonomik ve siyasî istikrarın
olması buna yeterli değildir. Bu siyasal ve
ekonomik istikrar; eğitim, bilim, teknoloji,
kültür, sanat ve estetik gibi alanlara da yan-
sımamışsa, istikrar içinde geçen yıllar boşa
harcanmış demektir.
Son 10 yıldan beri ülkeyi idare eden AK
Parti hükümetleri, gerçekten “devrim” nite-
liğinde büyük işler yaptılar. Her ne kadar
ülkenin insan potansiyelinden tam olarak
yararlanamadılarsa da atıl kaynakları ve
imkânları gerçekçi projelerle hayata geçir-
diler. Söz gelimi, en basit olan şu çift yol
projelerine bir göz atalım. Bu yolların yapı-
mında çalışan makineleri sanırım -yolculuk
esnasında- sizler de görmüşsünüzdür. Hiç
olağanüstü bir makine göreniniz oldu mu?
Bunların hepsi sıradan iş makineleri.Hiçbi-
ri uzayın başka bir gezegeninden getirilmiş
değiller. Oysa aynı iş makineleri, daha ön-
ceki hükümetler zamanında da vardı, ama
makine parkında bekletiliyorlardı. Hani bir
halk deyimi vardır ya,“At binenin, kılıç kuşa-
nanındır” derler, işte olan budur...
Sivil anayasa ihtiyacı
Siyasal ve ekonomik istikrar, hükümetler
değişse bile ülkenin geleceğinde kalıcı ola-
bilmelidir.Bunun için bazı yapısal reformla-
ra ihtiyaç vardır. İlk adımsa “sivil bir anayasa
ve bu anayasaya dayanan bazı yasaları (iç
hizmet yasası gibi) değiştirmek”ti. Fakat ne
yazık ki başarılamadı.
AK Parti hükümetlerinin, ilk kurulduğu
günden beri eğitim sistemindeki problemler
ağırlaşarak devam etmiştir. Öyle bir eğitim
sistemi düşünün ki, her yıl on binlerce nite-
liksiz insanı okullardan mezun edip sokağa
salıvermekte, üniversitelerse bilim ve yüksek
teknolojide dünyanın çok gerilerinden gel-
mekte… AK Parti hükümeti, üniversiteleri
yok saymış, hocaları itibarsızlaştırmış, ülke
ve dünya gerçeklerine uygun, eli yüzü düz-
gün bir YÖK yasası bile çıkaramamıştır. Biz
bu yasanın, Türkiye’nin “Bilim-Araştırma
Sistemi”ni temelden değiştiren, düzenleyen
ve üniversitenin her akademik bireyini iş-
levsel kılan bir yasa olmasını istiyoruz.
Kime ait olduğunu bilemiyorum, ama
güzel bir söz vardı: “Gücün en büyük zaafı
güçtür.” AK Parti hükümetlerinin en büyük
zaafı da “Her şeyi güç kullanarak çözerim” id-
diasını sürdürmesidir. “Eleştiri” ve “özeleştiri”
kültürü neredeyse “yok” denecek kadar az...
Bir yandan demokrasi ve temel insan hakla-
rı bağlamındaki sorunların üzerine korkma-
dan gitmekte, ama diğer taraftan da kendi
içinden gelen haklı eleştirileri “düşmanca bir
saldırı”gibi algılayarak -amiyane bir tabirle-
kafa koparma operasyonu” yapmaktadır.
Çok önemli dönemeçlerde toplumun
farklı kesimlerinden aldığı desteği (burada
Cemaat’i kast etmediğimi özellikle belirt-
mek istiyorum) görmezden gelip o insanlara
sırt dönülerek stratejik bir hata yapılmıştır.
Gerçekten de muhalefet partilerinin eleşti-
riden çok hakaret içeren konuşmalarından
Hükümet’in -özellikle Başbakan’ın- rahat-
sız olduğunu biliyoruz. Ama ülke yararına
yapılan makul eleştirilere karşı da aynı tav-
rın takınılması fevkalade yanlıştır. AK Parti,
kendi iç dinamiklerinden gelen eleştiriler-
den rahatsız olmakla doludizgin üzerine ge-
len küresel güçlerin işlerini de kolaylaştırmış
olmaktadır.
AKParti korkmamalı ki…
Korkmayın, bugünkü dünya konjonktü-
ründe ne CHP’nin, ne de MHP’nin ön-
gördüğü siyasetler Türkiye’nin siyasal, eko-
nomik ve küresel beşerî sorunlarına çözüm
üretecek durumda değil. Şu anda alternati-
finizin olmaması, sizi eleştiriden muaf hale
getirmediği gibi sonsuza kadar da iktidar
olma hakkı bağışlamaz.
Bir ülkenin, geleceğine ümitle bakabil-
mesi için siyasal istikrarın varlığı yetmez.
Bunun da ötesinde nüfus, eğitim, enerji,
üretim, ithalat, ihracat, bilim ve teknoloji
göstergelerine de bakmak gerekir. Eğitim
sistemindeki çarpıklık sebebiyle dünyadaki
değişim rüzgârları, toplumun ortak değerle-
rini ciddî biçimde etkilemeye devam ediyor.
Değerlerdeki aşınma ve bozulmaların
siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatı-
mıza da yansıdığını görmezlikten gelemeyiz.
Bu aşınma ve bozulmalar, toplumdaki doğal
değişimden çok farklı bir şey. Özgürlükte
sınır tanımayan, ölçüyü kaçıracak derecede
dünyevileşen, doymak bilmez hırslarının
esiri olan ve kendi sorunlarının çözümünü
bile başkasının üzerine yıkan, -bir gün ol-
sun- içinde bulunduğu duruma şükretme-
yen nankör insan tipi nereden yetişiyor?
Bütün bunların üzerine post-modern çağın
sanal etkilerini de koyarsanız, karşınıza an-
lamsız bir hayatı yaşamak zorunda kalan
insanlar çıkıyor.
Sanki ortak bir inancın, bir kültürün veya
belki de –ki en önemlisi- ortak bir mede-
niyetin inşa ettiği insanlar değiliz. Toplum
o kadar farklı hayat tarzlarına bölünmüş ki,
arada uçurumlar oluşmuş. Tabiî bir toplu-
mun “insanî yaratıcılığı”, kendi içindeki in-
san çeşitliliğinden kaynaklanır. Ama burada
ifade ettiğim toplumsal dağılma, sağlıklı bir
ayrışmaya tekabül etmiyor.
21’
inci yüzyılda Türkiye’nin önündeki en
büyük sorunlar; eğitim, bilim, yüksek tek-
noloji, enerji, ihracat ve ithalat arasındaki
makasın açılması ve de ülkenin kendine
özgü beşerî sorunları ile 2020’de 80 milyon
olacak ülkenin yönetim ve organizasyon so-
runudur. Bunların her biri, bir yazı konusu
olarak zaman zaman ele alınacaktır.