23
aralık
2013
sinde değil, dünya terazisinde hissedilebilir
bir ağırlık kazanması, 20’nci yüzyılın dünya
sistemini 21’inci yüzyılda da sürdürmek is-
teyen küresel güçleri rahatsız etti.Bu küresel
güçler, izafî olarak eski güçlerini korusalar
da ortada kontrol edemedikleri bir kaos sü-
reci var.
Kaos, bir sistemin en zayıf anlarıdır. Eğer
ezilen ve aşağılanan halkların yönetimleri
bu kaos sürecini doğru değerlendirebilir-
lerse, kendileri için onurlu bir gelecek inşa
edebilirler. Yok, eğer böyle kritik bir süreci
sadece seyretmekle kalırlarsa, 21’inci yüz-
yılda da aşağılanmaya ve sömürülmeye de-
vam edeceklerdir. Şükürler olsun ki Türkiye,
dünya sisteminin içinden geçtiği bu kaos
sürecini -biraz gecikmeyle de olsa- fark et-
miş durumda. Türkiye, insanlığa kan, göz-
yaşı ve yıkımdan başka bir şey getirmemiş
olan 20’nci yüzyıl dünya sistemini temelden
eleştiren devletlerin başında geliyor. Bazen
de duruşuyla sisteme tek başına meydan
okuyor. Evet, yanlış okumadınız; Türkiye,
haksız ve adaletsiz dünya sistemine karşı
duruşuyla “meydan okuyor”.
Belki bazı insanlar, Türkiye’nin bu tür
çıkışlarını rasyonel dış politikaya aykırı ve
gücüyle mütenasip olmayan bir “efelen-
me” olarak niteleyebilirler. Ama bana göre,
uluslararası platformlardaki bu duruş, gele-
cek kuşak diplomatlarının işlerini bir hayli
kolaylaştıracaktır. Türkiye’nin bugünkü dış
politikasını yerden yere vuranların, İsrail ve
ABD’nin dümen suyunda gitmeyi “başarılı
dış politika hikâyesi” olarak sunan kişiler ol-
duğunu da unutmayalım.
Selçuklu ve Osmanlı coğrafyası üzerinde
kurulmuş bir ulus devleti kıytırık bir ulus
devletin rutinlerine hapsetmeye çalışanlar,
büyük bir yanılgı içindedirler.Türkiye Cum-
huriyeti bir ulus devlettir, ama İmparatorluk
coğrafyası üzerinde kurulmuş, kültürel gen-
leri İmparatorluk vizyonuna sahip bir ulus
devlettir. İçe dönük beşerî sorunlarını çöz-
mek ve sorunlarından daha büyük olmak
için, Türkiye’nin vizyonu böyle olmalıdır.
Aksi takdirde, problemlerinin altında ezilen
kıytırık bir ulus devlet olmaktan öteye gi-
demez.Bu fikirlerimizi okuyan bazı embesil
tiplerin, kılıç kalkanı kuşanıp imparatorluk
kurmak üzere yollara düştüğümüzü, padi-
şahlığı özlediğimizi sanmaları gayet doğal-
dır. Zaten onlar değil mi bu ülkeyi yıllarca
içe kapatan ve enerjisini içeride bitirenler?
Bir Sisi de burada olsa…
Görünen o ki Türkiye, 21’inci yüzyılda
şiddetini giderek arttıran bir küresel saldırı-
ya maruz kalacaktır. Tabiî bu saldırı, açıktan
açığa bir savaş ilanı ile olmayacaktır.Örneğin,
DHKP-C gibi illegal örgütler ve PKK’nın
uluslararası konsorsiyuma iş yapan kanadı
yeniden kullanıma açılacak. Gözü dönmüş
küresel güçlerin hak, hukuk, demokrasi ve
insan hayatı gibi değerlerle hiçbir ilgilerinin
olmadığını bir kere daha hatırlatmakta yarar
var. Eğer Batı ve ABD yüksek insanî değer-
lere saygılı olsalardı, Mısır’daki darbeyi hem
planlayıp, hem de açıkça destekler miydi?
Yüzlerce insan hayatını kaybedecekmiş, iç
savaş çıkacakmış…Onlar için hiçbir anlam
ifade etmez. Ellerinden gelse -bir Sisi bul-
salar-, gözlerini kırpmadan daha kanlı dar-
beleri Türkiye’de de yaptıracaklarından hiç
kimsenin şüphesi olmasın.
Nitekim kanlı operasyonlarla Hükumet’i
aciz bırakmayı ve Gezi Parkı olaylarıyla da
siyasal istikrarı bozmayı denemediler mi?
İlk bakıştaki yakın hedefleri,Türkiye’de par-
çalı ve istikrarsız bir siyasal ortamı yeniden
yaratmak, devşirilmiş askerler ve siyasetçi-
lerle bir soygun düzeni kurmaktı. Gerçek
hedefleri ise Türk-Kürt, o da olmuyorsa
Sünni-Alevi iç savaşını başlatmaktır. Bunun
dışındaki hiçbir formül onları tatmin etme-
mektedir. Eğer Türkiye, gerçekten onların
hedefledikleri gibi 1990’lı yıllardaki koalis-
yon sarmalına girer ve siyasî istikrarsızlığa
düşerse,bir daha sırtını yerden kaldıramaya-
caktır. Küresel güçlerin aman vermeyen bir
düşman olduklarını anlamak için, Türkiye
böyle bir deneme yapmak zorunda değildir.
İşi ehlinevermek
Ne yazık ki post-modern çağın psiko-
analitik yöntemleriyle güdülenmiş ve göz-
lerini siyasî hırs bürümüş bazı insanlar bu
tehlikeyi görememektedirler. İşin daha
ilginç yanı, tehlikeyi ta 2011’deki Anayasa
Referandumu’ndan beri gören siyasî lider-
liğin de toplumun dinamik kesimleriyle
(
Cemaat’i kastetmiyorum) ilişkilerini sağ-
lıklı bir zemine oturtamamış olmasıdır.
Bürokrasideki atama ve görevlendirme-
lerde liyakat aranmamakta, basit particilik
zihniyeti ağır basmaktadır. Görevlerinden
alınan bürokratların, görevlerinden neden
alındıkları sorulmadığı gibi bir daha yüzle-
rine bile bakılmamaktadır. AK Partililerin
dışında bu ülkeyi seven ve liyakatli hiç bü-
rokrat yok da o yüzden mi diğerleri görev-
lerinden alınıyor ve yerlerine sıfır tecrübeli
insanlar atanıyor? AK Parti hükümetinin
acilen yapması gereken şeylerden biri, bü-
rokraside insan çeşitliliğini arttırmak ve li-
yakatsiz bürokratlardan da kurtulmaktır.
Toplum çift yolları, hızlı trenleri, tüp ge-
çitleri, köprüleri, metroları ve ülkenin altya-
pısı ile ilgili diğer birçok hizmetin değerini
inkâr etmiyor. Bir ülkenin uzun yıllar bo-
yunca birikmiş devasa altyapı sorunlarının
çözülmesi, elbette o ülkede yaşayan herkesi