21
aralık
2013
Bağdat’ın başına gelenler bile dünya tarihi-
nin gördüğü ender felaketlerden birisidir.
Moğollarındurdurulduğu
tarihimekân: “AynCalud”
Bağdat’ın Moğollar tarafından düşürül-
mesi sonucu, onları dünya hâkimiyetine
giden yolda engelleyici hiçbir unsur kalma-
mıştır. Üstelik o sırada Ortadoğu’da Müs-
lümanlara karşı doğal bir müttefikleri de
vardır: Katolik Haçlılar ve Ortodoks Hıris-
tiyanlar. Zaten Hıristiyan dünya, başından
beri Moğol istilasına gönül desteği vermiş
ve onları teşvik etmiştir. Hulagu ve kuman-
danları, istila hareketini batıya, Suriye’ye
doğru devam ettirmiştir. Zira ona dur diye-
cek, onu engelleyecek bir güç de görünme-
mektedir. Zaten Hulagu, böyle bir duruma
ihtimal de vermemektedir.
Suriye’nin batısına doğru gelindiğinde
Moğolların beklemediği bir savunma duvarı
karşılarına çıkmıştır. Bu, İslam dünyasının o
zaman için belki de son savunma hattıdır.Bu
savunma hattı, Mısır Memluklu Devleti’dir.
Bu devlet, Türk Memluklu komutanları-
nın ed-Devleti’t-Türkiye (Türk Devleti)
namıyla kurdukları devlettir. Savaşçılıkları,
disiplinleri ve inançlarıyla tarihe geçmiş,
neredeyse bir avuç insan kadrosudur. Ancak
manevî keyfiyet olarak hacimlerinin çok bü-
yük olduğu, tarih sahifelerine geçmiştir.
Binlerce kilometrekarelik Asya toprak-
larında baş eğmeyen, mücadele eden hiç
kimsenin kalmadığı bir zaman diliminde,
kimsenin beklemediği bir anda, bugün-
kü Filistin topraklarında amansız, insafsız,
dehşetli, şiddetli Moğol ordusunun karşısı-
na çıkıvermişler, Memluk Sultanı Kutuz ve
büyük kumandanı Baybars, Ayn Calud’da
Moğollara karşı savaş haline geçerek adeta
göğüslerini siper etmişlerdir.
Kumandan Baybars, Moğollara karşı di-
ğer Müslüman hükümdarlara da bir davet
çıkarmış, ancak onlardan beklediği katkıyı
görememişti. Onlara karşı şu tarihî seslenişi
yapmıştı: “Ey Müslüman Emirler! Yıllardır
beytu’l-malın ekmeğini yiyorsunuz ve şimdi
de savaşmak istemiyorsunuz. Ben, işte gidi-
yorum. Savaşmak isteyenler benimle gelsin.
Kim savaşmak istemezse de evine dönsün.
Allah hepimizi görmektedir. Müslümanla-
rın vebali, geride kalanların boynunadır.”
Bu sözlerin arkasından kendisini savaş
alanına atan Baybars, Moğolların, Haçlıla-
rın, hatta diğer dünya insanlarının bekleme-
diği bir zaferi kendi halkına ve bütün İslam
dünyasına armağan etti. Rakiplerini kendi-
ne has şaşırtma taktikleriyle tuzağa düşürüp
galip gelen Moğollar, bu defa Baybars’ın
tuzağına düşmüş ve ağır bir mağlubiyet al-
mışlardı. Bu savaş ve zafer, gerçekten herkes
açısından inanılmazdı.AncakMüslümanlar
açısından bir o kadar da muhteşemdi.
Baybars’ın bu galibiyeti gerçekten olağa-
nüstü bir başarıydı. Yarım asırdır Avrasya’da
devam eden Moğol İstilası, insanların zih-
ninde baş edilmez, önünde durulmaz, yenil-
mez bir güç algısı doğurmuştu. Bu zafer, bu
algının yıkılması anlamına geliyordu.Adları
duyulunca sadece korkulan, hatta paniğe
düşülen Moğol varlığına karşı durabile-
cek bir gücün ortaya çıkışı, elbette insan-
ları şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Tabiî
bu, bütün İslam dünyasını sevindirmiş ve
heyecanlandırmıştı. Zira bu zaferle Suriye
ve Mısır’la beraber Kudüs, Mekke ve Me-
dine gibi kutsal İslam beldeleri de Moğol
istilasından kurtulmuşlardı. Meşhur Arap
müverrihi Bedreddin Aynî, “Moğollara
karşı İslam dünyasını Türkler kurtarmıştır”
demektedir.
Komutan Baybars, bu zaferinin arka-
sından Memluk Devleti’ne sultan olmuş,
Suriye’ye tekrar gelen Moğol güçlerini tek-
rar yenmişti. En önemlisi de Baybars’ın var-
lığıyla ümitlenen Anadolu Selçuklu Devleti
idarecileri, onu Anadolu’ya davet etmişlerdi
ki büyük bir sorumlulukla bu daveti kabul
etmiş ve ordusuyla Anadolu’ya geçmişti.
Kahraman Baybars, Moğolları bir kez de
Anadolu’da, Elbistan’da yenmişti (1277).
Artık Moğollar için zirveden zevale dö-
nüş başlamıştı. Her ne yaparlarsa yapsınlar
daha öteye gidememiş, kademe kademe
küçülmüşlerdi. Buna karşılık ayağa kalkan
İslam dünyası da kendisini kurtarmaya baş-
lamıştı.
Günümüz İslam
dünyasının içinde
bulunduğukuşatmave
istilahali
Günümüz İslamdünyası da tıpkı 700 sene
önceki Moğol İstilası’nda olduğu gibi sıkın-
tılı ve istilacı bir kuşatma halinin içindedir.
Son çeyrek yüzyıla bakıldığında Kafkasya’da
Çeçenler, Balkanlarda Boşnaklar katliama
varan felaketler yaşamışlardır. İran ve Irak
harplerinde en az 2 milyon insan ölmüştür.
Sovyetlerin Afganistan işgali ve sonrasında
yaşananlar,yinemilyonun üzerindeAfgan’ın
ölümüyle sonuçlanmıştır. Irak’ta son dönem
ölenlerin sayısı 1,5 milyonu bulmuştur. Bu-
nun yanında Somali’de, Sudan’da, Mali’de,
Yemen’de, Myammar’da maalesef dolaylı
bir Müslüman katliamı yaşanmaktadır. En
nihayet Mısır ve Suriye’de Batılı sistemlerin
parçası yönetimler, kendi Müslüman halk-
larına akla hayale gelmedik zulümler ve kat-
liamlar yaşatmaktadır. Bütün bunlar, İslam
dünyasının, katliam ve felaketlerle yaşamaya
mecbur bırakan zalim bir kuşatma altında
olduğunu göstermektedir.
Bütün bunların sebebi, öncelikle Müslü-
manların içinde bulunduğu az gelişmişlik,
yeterli bilgi, teknik ve bilinç seviyesinde
olamayışları, birbirleriyle dayanışma nokta-
sına gelemeyişleri ve düzgün, istikrarlı İslam
algısına ulaşamayışlarıdır. Ancak işin suçlu-
su ve gerçek failleri ise Batı medeniyeti ve
onun içinden doğan küresel sistemin açık ya
da gizli aktörleridir.
Çare
Çare, bu olağanüstü dünya planı ve ku-
şatmaya karşı olağanüstü bir organizasyon-
la, bilimle, teknolojiyle, bilinçle ve iradeyle
mücadele etmektedir.
Günümüz dünyası ve olaylarında bunun
da Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk
milletine bağlı olduğu açıktır. Başarmanın
ve zaferin başlangıç noktası da -çok ente-
resan ki Baybaras’ın bölgesi olan- Suriye’dir.
Yani Suriye üzerinde Baybars misyonunu
yüklenecek bir kahramana ve Ayn Calud
benzeri bir zafere ihtiyaç vardır. Türkiye
için içeri ve dışarıda çözüm bekleyen pek
çok meselenin anahtarı Suriye’dedir. Suriye,
Türkiye’nin güvenlik açısından adeta karnı-
dır, Başbakan’ın dediği gibi Türkiye’nin bir
iç meselesidir.
Burada şunu da belirtmek istiyoruz: Or-
duyu hazırlayıp, teçhizatı kuşanıp, meydana
çıkıp meydan savaşı yapmayı işaret etmiyo-
ruz. Tıpkı Batılının yaptığı gibi, günümüz
mücadele ve savaşının bin bir kamufle yön-
temi mevcuttur. Bütün bu yöntemleri kul-
lanıp, düşmanla o şekilde mücadele etmek
gerekmektedir.
Bu görev ve sorumluluk, yıllar öncesinde
olduğu gibi yine Türkiye Cumhuriyeti Dev-
leti ve Türk milletine düşmektedir.Tabiî aynı
doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve
Türk milletinin lideri konumunda olan Re-
cep Tayyip Erdoğan’a da aynı mükellefiyet
düşmektedir. Yani İslam dünyası ve Türkiye
etrafındaki kuşatma, dikkatli, rikkatli, akıllı,
disiplinli ve fedakâr bir mücadeleyle yapıla-
bilir ve 21. yüzyıl istila ve kuşatma planları
ancak böylelikle durdurulabilir. Zaten bunu
yapmaktan başka çare de görünmemektedir.