101
aralık
2013
siyel bir tehlike niteliğine dönüştürülmüştü.
Toplum yeterince anlamıştı yapmaması
gerekeni(!).Gençlik yeterince silikleştirilmiş,
zapt edilmişti. Şimdi sıra hipnotize eden
aşıların vurulmasına gelmişti. Toplumu ve
gençliği öz benliğinden uzaklaştırmak, me-
deniyetin atmosferini bozarak icat edilen
yeni kültürel öğelerle zararsız bir ekoloji ya-
ratma projesine sıra gelmişti. Bu sürecin mi-
marı ise “Mass media” idi. Darbe yoluyla sin-
dirilmiş, duyarsızlaştırılmış nesilleri yepyeni bir
şekle sokma vakti gelmişti. Gençleri bu hipno-
tik aktör tesiri altına alarak, icat edilen yeni,
zararsız, apolitik kahramanların takipçisi
bir gençlik için tohumlar serpilmişti. Artık
apolitize-depolitize çıkmazına hapsedilmiş
bir gençlik vardı. Ne mutlu onlara(!)...
Ve yıl 2000.... Sadece duyarsız değil, du-
yarsızlığının da farkında olmayacak kadar
algıçları körelen bir gençlik oluştu. Baskı al-
tında bile duyarlı davranan 80’lerin gençliği,
şimdi yerini, duyarlılığını tam anlamıyla yi-
tiren, değerler dizgesini kendinden başlayıp
kendinde bitiren bir gençliğe bıraktı. Hileli
terazilerle biçim almış bir gençlik meyda-
na geldi. Çağımıza uygun hayallere “perest”
günümüz gençliğine, medeniyetimize ait
efsaneleşmiş yürekli adamlardan söz edin-
ce, onlar bunu mitoloji sanıyor. Urban gibi
kimlikleri icat etmek zorunda kalan Batı
dünyasını ve Napolyon’un kahramanlıkla-
rını ezbere bilen gençliğimiz, kendi kahra-
manlarına sıra gelince korkudan “sönsün”
diye üflemeye başlıyor.
Varlığını kendi dışındakine hissettirmek
amacıyla sanal dünyanın şövalyeleri arasına
girmek için çeşit çeşit yollar deneyen, du-
mandan direklere kudretsiz bayraklar çeken
bir gençlik inşa edildi ne yazık ki. Lüks bir
gençlik için, hilekarlığı zeka yapmış durum-
dayız. Bilinçsizce köleleştirdiğimiz gençliği
eğitirken azgınlaştırdık. Ticarete kurban
giden gençlerimiz için, örnek birey olarak
korsan kimlikler ön plana çıktı. Her korsan
kimlik, bir neslin genetiği ile oynadı. Genç
adam dünyaya onu umursamayacak kadar
uzak kaldı. Yaşı ilerlemese de kendi ihtiyar-
ladı, dünyadan koptu. Adeta karmaşık bir
hastalığın pençesine düştü gençliğimiz. Bu
hastalığın adı “fikirsizlik”tir kıymetli karde-
şim!.. Ve fikirsizlik, kabir-istanda yaşayan,
siyasete duyarsız gençliğin cenaze töreninde
okunan ağıttan başka bir şey değildir.
Siyasete duyarsız gençliğin cenaze töre-
ninde okunan ağıt, fikirsizliktir. Siyasete du-
yarsızlık ise kabir-istanda yaşamaktan başka
nedir? Oysa siyasal alan, modern dünyada
her yerdir. Güne başlarken telefonumuzu
açmakla başlıyor siyaset. Ya da televizyonun
karşısına geçince seyirlik bir siyasetin içinde
olduğumuzu bilmeliyiz. İnternette her ne
yapıyorsak, siyaset adında bir bahçenin çi-
çekleriyle meşgul oluyoruz aslında.Devamlı
köpürme hali içinde olan bu siyasal olgu,
her şekilde bizi çepeçevre sarmıştır. Kendi-
sini siyasetin dışında tutmak isteyen gençlik,
tıpkı denizde yüzerken sudan uzak durmaya
çalışan balığın çırpınışını andırıyor.
Siyaset kurumu gerek yapısıyla, gerek iş-
leyişiyle “bir ülkede yaşayanları ahali oluştan
vatandaşlığa taşıyan, aktif ve dinamik sosyal
bir yapılanmadır”. Siyasal sistem, kolektif bir
amaç uğruna, insan kaynaklarını harekete
geçirmek için tasarlanmış bir çeşit algorit-
madır. Bu algoritmada karar verme süreci-
nin temel unsuru ise iktidardır. İnsanların
başka insanları nasıl yönettiklerini anlaya-
bilmek için iktidarın nasıl ortaya çıktığını
bilmemiz gerek. Bu eğilim, demokratik
bağlamda “temsiliyetlilik” kavramı ile özet-
lenmektedir.
Kıymetli kardeşim! Siyasi güç, sosyal bir-
leşikliğe dayanır.Buna “cohesion”da diyorlar.
Böyle bir uyum olmadan çizilmiş siyasi güç
portreleri, işlevsiz bir denge üzerine var ol-
muşlardır.Bunu ülkemizdeki birçok dönem-
de yaşadık. İşlevsiz denge dediğimiz bu du-
rum, sona doğru daralan tüneller gibi, niha-
yetinde tıkanacak boş bir hevesten başka bir
şey değildir. Bu tutarsızlık, bazı toplumlarda
vakti gelince işlevsel bir dengesizlik oluştu-
rur ki bu da kargaşa ve ayaklanmalar ile ken-
dini sonlandırır.Buna da çevre ülkelerimizde
son zamanlarda tanıklık ediyoruz. Mısır ve
Libya bunun için verilecek iki örnektir.Oysa
kainat her mecrada işlevsel bir denge üzerine
yaratılmışken, bu hakikati inkar eden planlar
ve tasarımlar her çağda yapıldı ve yapılmaya
devam edecektir maalesef. Her yapı er ya da
geç bu işlevsel denge kanununa razı olmak,
bu kurala ayak uydurmak zorundadır.
Ülkemizde siyaset olgusu bugün, toplum
ile iktidar arasındaki bağ ve iletişim kanalla-
rını oluşturma yolunda ne mutlu ki önemli
bir aşamadadır ve çok yol almıştır. Geride
bıraktığımız yıllar belli başlı mücadelelerin
öyküleriyle dolup taşmaktadır. İşlevsel bir
dengenin oluşma sürecini, geçtiğimiz 10 yıl
birlikte yaşadık. Tüm bu normalleşme sü-
recinde eksik olan ve güç yetiremediğimiz
veya hızımıza ulaştıramadığımız parça ise
Gençliğin siyasete olan duyarsızlığı ve fikir-
sizliği” olmuştur.
Dönüşümü yaşayan toplum içerisinde
gençlik, körlüğüne kör kalıp, bitkisel bir
hayatın fotosentezini yapıyor olmaya de-
vam etmektedir. Apolitize-depolitize kısır
döngüsünde dipsiz kuyulara düşen gençlik,
zihin evreninde ise ihtiyarlamıştır. İçinde
olduğu iklime karşı sera etkisi yaratacak
çarşafların altında korkuları içre bir ömür
sürme gayesindedir. Bunalıma girmiş, bir
bunalımı kanıksamış ve onunla özdeşleş-
miştir. “Ne geldiyse başımıza siyasetten geldi.
Siyaset, asla yapılmayacak bir iştir. Uzak dur
ondan” mottosu, gençliği dünyaya karşı kör,
sağır ve dilsiz bırakmıştır. Sanal dünyasında
sayısal bir krallık kuran, iki boyutlu düz bir
dünyada mücahitlik yapmaya çalışan siber
alem gençliği, gerçek hayatında geçmişin-
den gelen saplantı ve korkularıyla yok olma-
nın eşiğindedir. Komplo teorileri ile siyaset
kurumlarına atfedilen “derinlik” imajını da
eklediğimizde, gençliğin fikirsizliğini ve
siyasete duyarsızlığını daha iyi analiz etmiş
olacağız.
Artık gençlik için sorumluluk bilinci
ve değerler ekseninde bir duyarlılık imar
edilmelidir. Siyasetin var olma gerekçesi ve
siyasi duyarlılığın önemini ortaya koymak
adına, siyasete güveni artırmak ve siyasetin
de gençliğe inancını yeniden yeşertmek
gerekmektedir. Gençliğin algı dünyasında
Süleymaniye’yi yeniden inşa ettiğimiz vakit,
hiç kuşkusuz bir kez daha Sülaymaniye’nin
bahçesine melekler yağacak kıymetli karde-
şim! Hisarlar yapılmaya başlanacak o gün
yeniden. Köprüleri Sinan’lar yapacak kim-
senin yapamayacağı kadar güzel. Ve o vakit
Akşemseddin’lerle bir arada olacak Fatih’ler.
Hz. İbrahim’e taş taşıyan genç İsmail gibi,
gençlerle medeniyetin taş duvarlarını yeni-
den öreceğiz.Taşı olmayanın naaşı bile gön-
lünce kaldırılmıyor bizim medeniyetimizde.
Taşımız ve toprağımıza sahip çıkma adına,
gençliğimizin duyarsızlığına çözüm ürete-
cek bir dönemi sabırsızlıkla bekliyoruz…
Sonra Akif bir söz söyleyince birlikte anla-
yacağız genç kardeşim! Önce biz anlayaca-
ğız, sonra dünya bizi anlayacak...