Page 93 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

91
aralık
2012
Servet Hocaoğulları
Sahifeler kayıptır artık!
Bir gün/gece gelir, yine “takdir” gecesidir.
Melek aynı sahifeyi, aynı mahfuz yerden
alır ve bir başka insana indirir. İnsan söze
tâbi iken sahife iner. Üstelik inen sahife ilki
ile aynıdır. Fakat insanoğlu sözün gücüne
inandığı için, sahife sahibini inkâr eder veya
küçümser. Sahife sahibi “Bana sadece kayıp
sahifelerin aynısı/orijinali ile/tekrar inmiş-
tir. Ben ve sahife türedi değiliz” der. Melek,
elçi ne sahife, ne de söz geçirmeyince top-
luma- elçiye sadece sahife indirmek değil,
bir de daha önce inen sahifelerin başına
gelenler hakkında bilgi verir. Yani “kıssa”
anlatır. Elçi hem sahife, hem de öncekiler
hakkında kıssa sahibi olur. Buna -bir de el-
çinin hayatı boyunca “söz”üne dair- sözlere
dair rehberlik de bulur.
Kıssa, sahife, hadis” sahibi olur ikinci
elçi. Sahife zaten kendisidir. Kıssa gayb-
dan bilgidir ve sahife ile uyumludur. Söze
dair ise, yani hadis ise sahifeye tâbi kılınır.
İkinci elçi vefat edince… Gün gelir kıssa
da, hadis de sahifeden kabul edilir neden-
se. Hatta yine sahifeler kayıp olur/kaybe-
dilir ve hikâye menkıbeye, hadis ise sözün
gidişine bırakılır. Üçüncü elçi geldiğinde
levh-i mahfuzdan aynı sahife, aynı ile
tekrar iner. Önceki elçilere dair kıssalar ve
hadisler süzgeçten geçirilir. “Bir daha aynı
eksiltme ve çoğaltma yaşanmasın” diye el-
çinin kavmine özel bazı sınırlar ve yasaklar
bile getirilir. Bu, hep tekrar eder durur.
Sahifenin bir adı da “tekrarlanan”dır.
Nedense insanoğlu -ne eder eder- kıssa,
hadis, kavme özel (ve) sahifeyi tek bir keli-
mede ısrarla toplar. Hepsi “Sahife”dir. Ar-
tık kıssa da sahife, hadis de sahife, kavme
özel olan da sahife olarak anlaşılır, algıla-
nır ve kuşaktan kuşağa aktarılır. “Nedir bu
sahifelerin başına gelenler?” diye her gelen
elçi dertlenir. Dert bir değildir artık her
yeni elçi için.
Menkıbe olmuş kıssa, söylence olmuş
hadis, kavme özel olmuş “din”! Kayıp sa-
hifeler ise hep kayıp. Ya eksiltilmiş, ya
çoğaltılmış ya da paramparça edilmiş. Sa-
hife olmayan kıssa, sahife olmayan hadis,
sahife olmayan kavim -maalesef insanoğlu
tarafından, elçi vefat edince- kısa sürede
Sahifeler bu!” diye herkese “hepsi” göste-
rilmiş. Kıssa, hadis ve kavim içinde sahife-
ler kaybedilmiş.
Kıyamete yakın, son kez bir mübarek
elçi gelmiş. Bir “kadir gecesi” ona da ka-
yıp sahifeler son kez inmiş. Önceki bütün
elçilerin başına gelenler tek tek kıssa edil-
miş. Kıssayı, hadisi, kavme özeli “din” ha-
line getirenlerden uzun uzun bahsedilmiş.
Son elçi tek söz söylemiş insanlığa: “Ben
sadece sahifeleri tasdike geldim. Bana in-
dirilenler ve ben türedi değiliz!”
Kayıp sahifeler son kez, son elçi ile in-
sanlığa verilmiş. Kayıp sahifelerin orijinali
sadece son (kez) elçide olmuş. Son elçi ve-
fat edince elde “sahifeler”den (sahifelerin
ve elçilerin başına gelen kıssalardan) oluşan
bir kitap kalmış. Adı: Kur’an. Kur’an’daki
kayıp sahifeler, levh-i mahfuzdan inen
sahifelerin son kez inen orijinalleri imiş.
Bundan kimin haberi olmuş acaba?