Page 91 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

89
aralık
2012
Ama gelin biz bu kötü gidişata bir son verelim. Apartmanda
da yaşasak komşularımıza gidelim, onları yemeğe ve çaya da-
vet edelim. Bir eksiğimiz olduğunda komşumuzdan ödünç is-
temekten çekinmeyelim. Komşular arasında ziyaret akşamla-
rı düzenleyelim. Aynı apartmanda oturan kadınlar arasında
günler yapalım. Çocuklar arasındamahalle arkadaşlıkları gibi
arkadaşlıklar oluşturalım.
Osman Kayaer
Apatmanvekomşuluk
nin parlak dönemlerinin hemen ardından
yokluğa sürüklenmesindeki en önemli amil,
asabiyenin bireysel menfaat temini peşine
düşmesi ve ahlaki erdemleri hiçe saymasın-
da aramak gerekir.
Cemiyetlerin gelişiminde ve diğer top-
luluklar nezdinde itibar görmesinde de en
önemli rol asabiyeye aittir. Çünkü asabiye,
bir cemiyetin motor gücünü oluşturmakta-
dır. Kapitalizmin ortaya çıkışında burjuva,
sosyalizmin ortaya çıkışında proleteryanın
oynadığı rol asabiye rolüdür.
İbni Haldun’dan alarak kullandığımız
asabiye” kavramı, yerel yönetimler söz ko-
nusu edildiğinde başlı başına önem arz et-
mektedir. Çünkü bir çeşit “yerel medeniyet
inşa etmek” anlamına gelen yerel yönetim-
ler, bugün itibariyle belediye başkanlarının
asabiyelerinin elinde bulunmaktadır. Başta
belediye meclis üyeleri olmak üzere, başka-
nın çalışma arkadaşı olarak seçtiği kişilerden
müteşekkil ve onların ortak özellikleri saye-
sinde ortaya çıkan tek tek fertlerden farklı
bir içtimai varlık olarak asabiye, bir şehrin
ya imarına ya da talan edilmesine neden
olabilmektedir.
Bu hal, belediye başkanlarının etrafına
toplayacağı (bugün ekip diye isimlendiri-
len) kişileri büyük bir dikkat ile seçmesini
zorunlu kılmaktadır. Araya sızacak bir kaç
menfaatperest bile asabiyenin ifsadına ne-
den olacaktır. Burada sözünü ettiğimiz şey,
sadece yolsuzluk manasında değildir. Şehir-
cilik bakımından gerçekleştirilebilecek gü-
zel gelişmelerin yapılamaması ve çarpık şe-
hirleşme denen bir dokunun ortaya çıkması
da bu kabildendir. Şüphesiz ki bu durum,
asabiyenin belediye (ki bu İbni Haldun’un
mülk olarak isimlendirdiği şeydir) nimet-
lerinden faydalanma dürtüsüyle yakından
alakalıdır.
Belediyelere yakından bakma imkanı
bulduğum günden beri gözlemlediklerim,
insanların genellikle asabiyeden olma mü-
cadelesi verdikleri ve bu mümkün olduğu
takdirde de sözünü ettiğim siyaset-ahlak
ilişkisini göz ardı ederek şahsi imkanlar
temin etme peşine düştükleri yolundadır
maalesef. Pek az insan gerçekten bir şehrin
imarına katkıda bulunmayı önemsiyor. Bu
bakımdan iyi niyetli başkanların işi gerçek-
ten çok zor. Çünkü şehirlerin gelişimine
dair planlar ancak asabiyenin gayretleri so-
nucu ortaya çıkabiliyor. Asabiye asli görevi-
ni unuttuğunda başkanın yapabileceği pek
fazla bir şey kalmıyor zaten.
B
İR
arkadaşım, komşu-
su ile arasında geçen
şöyle bir hatırasını an-
latmıştı: Keçiören’de bir
apartman dairesinde
tam altı sene oturmuş. Bu arada bir
kooparatife üye olmuş. Kendi binası-
nın bitimine bir ay kala, bir akşam, geç
saatte apartman önüne geldiğinde
komşularından birinin de yeni geldi-
ğini görmüş. Komşusu selam vermiş,
o da almış. Komşusu hiç unutmadığı
şu soruyu sormuş ona: “Abi sen ne iş
yapıyorsun? Altı senedir aynı binada
oturuyoruz ama daha ne iş yaptığını-
zı bilmiyorum.”
Bu soru üzerine ona demiş ki: “Çok
geç kaldın, en çok bir ay içinde bura-
dan taşınacağım.”
Yukarıdaki konuşma aslında tikel
bir hadise değildir. Bu durum modern
kentlerin! (hem moderni hem de ken-
ti olumsuz anlamda kullanıyorum)
temel hayat tarzının yansımasından
ibarettir.
Apartman hayatı, üzerinde hiç dü-
şünmediğimiz, bizi insanlığımızdan
uzaklaştıran, komşuluk ilişkilerini ne-
redeyse sıfırlayan ve tamamen birey-
sel bir hayata mahkum eden bir ha-
yat tarzıdır.
Apartman, sabah kimseye görün-
meden kapısından çıktığımız, görün-
sek bile selam verme tenezzülünde
bulunmadığımız onlarca komşumuz
ile birlikte yaşadığımız bir “çok katlı
bir otel”e benzemektedir. Apartman
sanki orada bir kaç günlüğüne bulu-
nuyormuşcasına yaşadığımız ve hiç
kimseye ayıracak vaktimizin bulun-
madığı kısa bir konaklama mekanıy-
mış gibidir.
Bu yüzden olsa gerek, hiç kimse
apartmanın önüne ağaç dikmez. Ya
da olmaz ama eğer varsa bile dikili
bir ağaca bir bardak su dökmez. Ge-
cekondu diye küçümsediğimiz bölge-
lere baktığımızda yemyeşil olmasına
karşılık apartmanlı bölgelerde beton
yığınından başka bir şey göremezsi-
niz.
Apartman önlerinde çocukların oy-
nayacakları bir bahçeleri bile yoktur.
Bu yüzden arkadaşlık kuramazlar.
Okuldan geldikten sonra odalarında
yaşamak zorunda kalırlar.
Geçenlerde yeni tanıştığımız
Eryaman’da oturan biriyle aramızda
şöyle bir konuşma geçti:
-
Sizin apartmanda kaç daire var?
-
Yirmi iki.
-
Kaç senedir oturuyorusun?
-
İki…
-
İki sene içinde dört bayram var.
Bu bayramlarda kaç komşuya gitti-
niz?
-
Ne yalan söyleyeyim, hiç kimse-
ye gitmedim, Hiç kimse de bana gel-
medi!
İşte size apartman hayatı… İşte
size komşuluk…
Ama gelin biz bu kötü gidişata bir
son verelim. Apartmanda da yaşasak
komşularımıza gidelim, onları yeme-
ğe ve çaya davet edelim. Onlarla iyi
ilişkiler içinde olalım. Bir eksiğimiz ol-
duğunda komşumuzdan ödünç iste-
mekten çekinmeyelim. Komşular ara-
sında ziyaret akşamları düzenleyelim.
Aynı apartmanda oturan kadınlar ara-
sında günler yapalım. Çocuklar arasın-
da mahalle arkadaşlıkları gibi arka-
daşlıklar oluşturalım.
Sevineceğimiz zaman komşuları-
nızla sevinelim. Üzüntülerimizi kom-
şularımızla paylaşalım. Komşularımız
ile olmak, hepimizi hiç hissetmediği-
miz kadar iyi hissettirecektir.
Hadi bu haftasonu, bir kaç komşu
aile pikniğe gidelim...