Page 88 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

86
aralık
2012
Mahalle’dir. Buralardaki yapılar 500 küsur
yıllık olduğu için, sit alanı ilan edildi. Kimse
ne yıkabiliyor ne de onarabiliyor. Bu medre-
se, bazı yollar bulunarak cami şeklinde ona-
rıldı ve ibadete açıldı.” Sefer Amca, bu kısa
bilgilendirme seansından sonra, “Biraz ile-
ride de bir tekke var. Ben emekliyim, başka
işim yok, istersen beraber gezebiliriz” diyor.
İkindi namazından sonra, Sefer amcayla
birlikte daracık sokaklardan ve meyve ağaç-
larının altından Tekke’ye doğru yürüyoruz.
Tekke’yi de Korfa Camii gibi ahşap kap-
lamayla günümüze kazandırmışlar. Sefer
Amca,Tekke’nin kapısını -yanındaki bir ev-
den anahtarını alarak- açıyor. Orijinal olan
kapının üzerinde, otantik büyük bir anah-
tar var. Girişinde ise, yerlerin yapılması için
inşaat malzemeleri duruyor. İçerde, küçük
bir oda büyüklüğünde boş bir alan var. Bir
de mihrap yapılmış. Ramazan ayında tera-
vih namazı kılınıyormuş burada. Şu an aktif
halde bulunan yan tarafa, çocukların Kur’an
öğrenmesi için ek bir oda daha yapılmış.
Sefer Amca, oradan çıktıktan sonra Or-
han Gazi İlköğretim Okulu civarına götü-
rülen mezar taşlarını görmem için bana yolu
tarif ediyor ve kendisi ayrılmak istiyor. Gi-
derayak da şunları da anlatıyor: “Eski yer-
leşim yerlerinden olan Çayırağzı köyünde
Orhan Gazi konaklamış ve kendi adına bir
cami yaptırmış (1323). Bu caminin özelli-
ği uzun ahşap kütüklerin çivi kullanılma-
dan bir birine kenetlenmesiyle yapılmış ol-
ması...”
Sefer Amca’yla vedalaşıyoruz. O, aşağı
mahalleye, ben de Kapgirli (Orhan Gazi)
Mahallesi’ne doğru yöneliyorum. Fındık
bahçeleri arasında beş altı dakikalık bir yü-
rüyüşten sonra okulun yan tarafında bulu-
nan mezar taşlarına ulaşıyorum. Boyum ka-
dar uzun mezar taşları üzerinde bazı hatlar
var, fakat çoğu okunmuyor.Kiminin başı kı-
rılmış yerde, kimi yan yatmış, kimi ise top-
rağa uzanmış. Mezar taşının birindeki ya-
zının altında hicri 1265 yazıyor. Bu miladi
takvimde 1848-49 yıllarına tekabül edi-
yor. Diğer bir taşta ise 1183 yazıyor; bu da
1769-70
yıllarına karşılık geliyor. Acaba
devlet hastanesini yapacak başka hiçbir yer
yok muydu da bu mezarlar yerinden sökü-
lüp böyle tahrip edilmiştir diye kendi ken-
dime sormadan edemiyorum. Ve o ihtişam-
lı mezar taşlarının dibine hangi ulu zatlar
defnedilmiştir kim bilir, diye düşünerek, sa-
hipsiz, başı koparılmış ve terk edilmiş me-
zar taşlarını ben de terk ediyorum. Ayrılır-
ken zihnimden Yunus’un dörtlüğü geçiyor:
Mal sahibi, mülk sahibi/ Hani bunun ilk
sahibi/ Mal da yalan,mülk de yalan/ Var bi-
raz da sen oyalan.”
Battığı yerden doğan güneş
Güneşin hem doğuşu hem de batışı-
nın denizden olduğu söylenmişti. Batışı-
nı Âşıklar Tepesi’nden izledim. Şimdi gü-
neşin doğuşunu izlemem gerekiyor. Pazar
günü sabah namazından sonra odamdan çı-
karak Öğretmen Evi’nin önündeki açık ala-
na indim. Henüz güneş doğmamıştı, fakat
doğacağı bölge kızarmıştı. Manzarayı, bu
mekândan rahat izleme şansım olmayaca-
ğını anladım ve çarşıya giden yol üzerinde
insanların oturup dinlendikleri önü açık bir
alan geldi aklıma. Oradan daha rahat seyre-
debileceğimi düşünerek yola çıktım.
Ortam o kadar sessiz, hava o kadar ber-
rak ki... Hafif bir rüzgâr saçlarımı okşayıp
geçiyor. Herkes uykuda… Denize paralel
tepenin arkasından güneşin ucu gözükü-
yor. Saniyelerle birlikte yükselmeye başlıyor.
Uykudan feragat etmeye değen muhteşem
bir manzara ve her yerde rastlanılmayacak
müstesna bir görüntü. Bu büyüleyici man-
zarayı bir süre izledikten sonra tekrar oda-
ma dönüyorum.
***
Her fırsatta Akçakoca’yı tanımaya çalışı-
yorum.Cenevizlerden kalan bir kale kalıntı-
sı olduğunu söylemişlerdi.Bir grup arkadaş-
la yola çıktık. Değirmenağzı’nı ve Kadınlar
Plajı’nı geçtikten sonra yaklaşık 20 dakika-
lık yürüyüşle kaleye vardık. Kalenin girişin-
de zindana benzer derin bir çukur var.Orası
dilek tutma yeri olarak belirlenmiş ve di-
lek dileyenler oraya para atıyorlar. Beledi-
ye kale içini düzenlemiş ve işletmeye açmış.
Kalenin burcundan kalıntılar var, tepesine
de bir Türk bayrağı dikmişler. Ağaçların al-
tına masalar konulmuş ve bayır bir alan ol-
masına rağmen oturulabilecek yerler oluştu-
rulmuş. Tedbir amaçlı olarak, deniz tarafını
tel örgülerle çevirmişler. Aslında, fazla özel-
liği olan bir yer değil; ama hafta sonu oldu-
ğundan mıdır nedir, insanların ilgisi yoğun.
Neredeyse her masada mangal var. Biz, an-
cak mangal dumanları arasında güneş al-
tında boş bir masa bulabildik ve kısa süre
oturduktan sonra geldiğimiz yoldan geri
Esentepe’ye döndük.
Akçakoca’dan ayrılmadan bir gün önce
bir grup arkadaşla Fakıllı ve Arabacı köyle-
rine de uğradık.Merkezden 6 km. uzaklıkta
bulunan Fakıllı köyünde yer altı derinliği
30,
uzunluğu ise yaklaşık 100 metre olan
bir mağara vardı. Mağaranın içi buz gibiy-
di. Söylendiğine göre astım hastalarına iyi
geliyormuş.
Arabacı köyü yolu üzerinde ise Cumayanı
Camii, asırlık çınarlar, ağaçlar arasında akan
bir dere, bir hamam kalıntısı ve bir de ca-
minin kıble tarafında Ahmet Dede Türbesi
var. Caminin etrafındaki düzenlenmiş alan,
mesire yeri olarak kullanılıyordu.
Notlar
Geniş bilgi için bkz.
1.
.
com/p/akcakoca.html (erişim tarihi 21.06.2012).
Korfa: Türkiye ağızlar sözlüğünde küçük köy evlerinde-
2.
ki yer odası anlamında olduğu belirtiliyor. Tahminime
göre Arapçada “oda” anlamına gelen “gurfe” kelimesi
galat olarak dilimize “korfa” şeklinde geçmiştir.
Gezi
haber
ajanda