Page 85 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

83
aralık
2012
Ekrem Özbay
>> Tarihe baktığımızda, Türk-
lerin bu bölgeye gelişi oldukça er-
ken döneme rastlar. Mesela Abbasi-
ler Dönemi’nde Türklerden oluşan uç
beyleri Anadolu’nun birçok yerini ele
geçirmişlerdi. Bu, XI. Yüzyıl’da doğu-
dan gelen Türklerin Anadolu’daki fe-
tihlerini oldukça kolaylaştırmış. Öyle
ki, 1071’de Bizanslılar Alpaslan’a ye-
nilmiş ve Anadolu’da Selçuklu Devle-
ti kurulmuştur. Bu çerçevede Türkler,
Akçakoca’ya Selçuklu Dönemi’nde
gelerek yerleşmeye ve köyler kurma-
ya başlamışlar. Selçuklu, Anadolu’ya
sonraki dönemde gelen Türkmenle-
re, Bizans’a yakın bölgeleri yurt ola-
rak göstermiş.
Bilindiği gibi Selçuklular Moğol is-
tilası karşısında yenilince (1227-1330)
göçebe Türkler (Türkmenler) Moğol-
lara karşı isyan bayrağını açtılar ve
beylikler kurmaya başladılar. O bey-
liklerden biri de Söğüt’te kurulan Os-
man Oğulları Beyliği’dir. Osman Bey,
Bizans hududuna üç uç beyi gönderir.
Karadeniz’e doğru Konuralp’i, İzmit
ve havalisine Akçakoca’yı, İznik’e de
Samsa Çavuş’u yollar.Bu “Uç Beyler”i
gittikleri bölgelerde fütühatta bulunur.
Orhan Bey, babasının yerine tahta ge-
çince, yörük olan Akçakoca ahalisi
kendiliğinden Osmanlılara tabi olur.
Akçakoca’ya hürmeten de bu ilçeye
Akçakoca adı” verilir. Hep Bolu’ya
bağlı kalmış olan Akçakoca, 1999 yı-
lında il olan Düzce’ye bağlanır.
1
Akçakoca’da Öğretmen Evi’nde
kalıyorum. Esentepe’de bulunan öğ-
retmen evi denize sıfır, üç katı zemin
altında toplam on bir katlı; ortası boş
kare şeklinde inşa edilen bir bina...
Batı tarafı denize bakıyor. İkinci kat-
ta konferans ve seminer salonları, son
katta da lokantası var. Zemin katta
ise düğün salonu yer alıyor. Son kat-
taki loktandan olanca ihtişamıyla hır-
çın Karadeniz’i görüyorsunuz. Kıyı-
yı döven dalgalar Değirmenağzı’nın
kumsalını bulandırsa da deniz güzel-
liğinden bir şey kaybetmiyor. Öğret-
men Evi’nin önündeki denize sıfır
boş alan sazlıklarla kaplanmış durum-
da maalesef. Burası düzenlenmeyi ve
gelen misafirleri denize nazır ağırla-
mayı bekliyor.
Güneşin denizden doğup yine de-
nizden batması nadir yerlerden sey-
redilebilir. O nadir yerlerden biri de
işte bu Öğretmen Evi’nin bulunduğu
Esentepe. Deniz tarafındaki odalar-
da kalanlar, sabah güneşin doğuşunu
ve akşam batışını odalarından büyük
bir keyifle seyretme şansına sahipler.
Arka odalarda kalanlar ise caddeden
birkaç dakika aralıklarla geçen motor-
ların makineli gibi seri ve tırmalayıcı
sesine katlanmak zorunda.
Öğretmen Evi’nin bitişiğinde
MTA’nın dinlenme tesisleri var. Tesi-
sin bahçesi, büyük ıhlamur, elma, erik,
dut, ıhlamur, ardıç, ceviz, kavak, söğüt,
incir, ladin, sedir, çam, defne, akasya
ve gürgen ağaçları ile bir tablo gibi.
Ağaçların arasında öten kuşlar içinde
serçe büyüklüğünde bir kuş var; sırtı
gri, kanatlarının uç kısmı şerit halinde
siyah ve beyaz.Boğazının altına doğru
ise kiremit renginde. Boynunu yukarı
doğru uzatarak bir kanarya gibi ötü-
yor. Bilemiyorum, belki de yabani ka-
naryadır. Hiçbir karşılık beklemeden,
sabah başlıyor akşama kadar bıkma-
dan usanmadan adeta ilahi bir metin
seslendiriyor. Sesinin güzelliği gönül-
leri cuşuhuruş ediyor. Bundan daha
güzel bir ziyafet olabilir mi?
Öğretmen Evi’nden merkeze ka-
dar bir cadde uzanıyor. Cadde üze-
rindeki büyük ıhlamur ağaçları çi-
çek açmış. Yere dökülen çiçekler sarı
bir halı gibi serilmiş ağaçların altına.
Etraf , bir çay ocağında ıhlamur kay-
natılıyormuş gibi kokuyor. Bu güzel
ortamda yürüyerek 25 dakikada ulaş-
tığım merkezde, modern bir mima-
ri ile inşa edilen Akçakoca Merkez
Camii’ni görüyorum. Akçakoca’nın
A
KÇAKOCA,
Karadeniz’e kıyısı olan İstanbul Zon-
guldak karayoluüzerindeDüzce’nin şirinbir il-
çesi. İstanbul’dan karayoluyla yaklaşık üç buçuk
saat sürüyor. İlçedeyeşilinbütün tonlarını görmek
mümkün. Özellikle güneybölgesi, fındık bahçele-
riyle dikkat çekiyor. Dere tepeher yer adeta fındık ormanı.