Page 68 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

66
aralık
2012
kilde muhafaza ederek hâlâ dimdik ayakta
olmasıyla bu söze muhalif duruyor. Geç-
mişle bugünün izdivacından doğan çocuk
Bursa. Geçmiş tarihle yaşayan bugünün
halvetinin tezahürü Bursa.
Eski yok, yeni yok, hepsi iç içe... Hele
yeni restore edilen Haraççıoğlu Medrese-
si, Gökdere Medresesi, Ördekli Hamamı,
Seyit Usul Dergahı yazın sıcağından, şeh-
rin gürültüsünden sıkıldığınızda kendini-
zi atıp geniş duvarların mistik havasının,
insanı dinlendiren sakin duruşunun size
yaşattığı ahvalle telaşlı hareketleriniz sü-
kunete, hızınız ve gerginliğiniz rehavete,
sıcaktan bunalan nefesiniz bol oksijenli
dingin denize, huzursuz ruhunuz huzurlu
serinliğe kavuşur.
Gökdere Medresesi’nde oturuyorum.
Her an yan taraflardaki küçük odalardan
elinde tasıyla yemek kuyruğuna geçmek
üzere bir kadın mahkum çıkacak zanne-
diyorum. Açılan kapının sesiyle o tarafa
yöneldiğimde…Hayır, bu bir mahkum ka-
dın değil; elinde neyi ile bir kursiyer, diğer
kapıdan elinde at kılı-gül dalından yapıl-
mış fırçasıyla çıkan ebru öğrenmeye gelen
genç kız…Mazi ile hâl bu mekânlarda el
ele tutuşturulmuş ve düğüm olmuş. İşte bu
düğümde geçmişin sırlarını çözmek hiç de
gayri kabil değil. Orada oturup adımınızı
dışarı attığınızda sokaktan faytonlar, kaf-
tanlı adamlar, şalvarlı çocuklar, Osmanlı
Padişahı’nın süvarileri geçecek sanırsınız.
Lakin yıl kadranındaki ibre iki binlerdedir.
Bu takdire şayan proje, yerlere gömül-
mek istenen aysbergleri ve dahi tarihi bir
arkeoloğun tecessüs dolu fırçasının eseri
okşayarak, temizleyerek açığa çıkarması
gibi gün yüzüne çıkarmış. Bununla da kal-
mayıp en güzel şekilde değerlendirilmek
üzere kültür yuvaları haline getirilmiş. De-
delerimizden –maddî miras olarak- kalan
mekânlarda manevî derslerin ikramına do-
yum olmuyor.
Bu restore işi sırf tarihe ismini yazdır-
mak için yapıldıysa, evet, buraların seren-
camı anlatılırken isimler zikredilecek; yok,
İnsanlar takdir etsin” diye yapıldıysa, evet,
insanlar hakikaten takdir ediyor. Yok, eğer
Yaratan’a karşı görevimi hakkıyla yaptım”
diye bilmekse -ki işte o zaman yapılan iş
manasını bulur-, işte o zaman yapılan bun-
ca şey insanlık ahdine vefa ve Yaratan’ın
Verilen görevi hakkıyla yapabildin mi?”
sorusuna cevap niteliğinde olabilir.
Muradiye Tekkeleri’nin olduğu o asude
bahçeye giriyorum. Kuşlar bile buradan
uçarken saygıyla uçuyorlar. Ilık rüzgâr sır-
naşık kedi gibi yüzümü yalıyor. Bahçedeki
ağaçlar, padişaha yelpaze yapan uşak gibi,
gölgelenmek için altına oturanlara yavaş
yavaş dallarını kımıldatarak serinlik yapı-
yor. Bu sessiz, dingin mekânı gezmeye baş-
lıyorum. Türbelerin içine girince, bu sessiz
duruşun râmına, içinde mahfuz olan padi-
şahların, eşlerinin, çocuklarının bulunduğu
hazireler heybetli geliyor bakışlarınıza. İs-
ter istemez, saygılı bir tavır takınıyorsunuz
onlara. Ey ecdat! Sen nasıl yaşadın ki fani
vücudun fena bulduğu halde vakarın, aza-
metin hiç kaybolmuyor?
Muradiye Tekkeleri’nin bahçesinden
birkaç basamak çıktığınızda; sağınızda,
çeşmenin yanında ulu bir çınarın -bir le-
vendin yorgun düşen bedeni gibi yere se-
rilmiş-, bir ihtiyarın “Ah ben neler gördüm,
nelere şahit oldum!”deyiveren bilge duruşu
gibi, vakur bir şekilde devrilmiş halini ib-
retle görürsünüz. Ve daha dikkatle bakar-
sanız, devrilen çınarın hemen kökünün
içinden yeni bir filiz, yeni bir şıvgının boy
verip çıktığını görürsünüz.Yeşil, dimdik bu
taze fidanın gökyüzüne çıkmaya hazırla-
nan ulu çınar olmaya namzet olan haline
şahit olursunuz. İşte o bilge, yaşlı, içinde-
ki kurtların semirmesiyle içi boşalan, dış
rüzgârların saldırısıyla devrilen ulu çınar
Âli-Osman’a nazire; kökünden taze çıkan
fidan, o başı dik ağaççık da Türkiyem’e.
Tabiî aslanın yavrusu da aslan olur.Kıtalara
hükmeden dedenin evladı, gün gelir güne-
şin doğup battığı her yere ismini yazdırır.
Canım Türkiyem! Köklerinden aldığın o
can suyuyla nice yıllara, nice asırlara...
haber
ajanda
Şehir
Ey ecdat! Sen nasıl yaşadın ki fani vücudun fena bulduğu halde vakarın, azametin hiç kaybolmuyor?