Page 62 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

60
aralık
2012
Haber Yankısı
haber
ajanda
ile her türlü bağınız kesilinceye
kadar, bu dergiye, okumak
suretiyle de olsa destek olmanın
yanlışlığına olan inancım
sebebiyle, kasım 2012 sayısı
itibariyle aboneliğimi üzülerek
iptal ediyorum. İnanç noktası
itibarıyla benimle ortak hassa-
siyete sahip, gerek Darwinci bir
genel yayın yönetmeni ile Dar-
winin borazanı haline gelmiş
bir dergide yazı yazmayı zul
görecek, gerekse de kasım 2012
sayısında yaptığınız atlatmayı
kendilerine yapılmış bir saygı-
sızlık olarak göreceklerinden,
yazarlardan da bu dergiye artık
yazı vermeyerek tavrıma destek
olmalarını bekliyorum.
Bir dönem materyalist olsa-
nız da, şu an kendisinizi Müs-
lüman olarak takdim etmeniz
benim için sevindirici olmakla
birlikte, kendi yaşadığınız
çelişkileri ve akıl bulanıklığını,
İslam’ın çelişkileri gibi sundu-
ğunuz sorularınıza (87. sayfada
5
madde halinde saydığınız
sorulara), cevap vermek ve size,
eğer gerçekten cevaplarını
arıyorsanız, yardımcı olmak ve
inancınız ile ilgili netleşme-
nizi sağlamak bana büyük bir
mutluluk verecektir.
Sayın Canan;
İnsanın sahip olduğu fiziksel
donanımına ait, gerek tasarım,
gerekse de işleyişi ile ilgili
mükemmelliklerinin insanlara
vaaz edilmesine sebep, insanın,
bu mükemmellikleri sebebiyle
eşref-i mahlûkat olduğunu
kanıtlama çabası değil, Allah’ın,
ne kadar büyük bir kudret
ve azamet sahibi, ne kadar
büyük bir yaratıcı olduğunu
anlatmak içindir. Dolayısı ile
fok balığının yaratılışındaki
mükemmeliyette, tarla faresinin
yaratılışındaki mükemmeliyette
Allah’ın, kudret ve azametinin
delilleri hükmündedir.
Birçok canlı vardır ki; fiziksel
özellikleri itibarıyla insanı çok
çok geride bırakır. Örneğin
kartal insandan daha iyi görür,
bir serçe bile uçabilirken insan
uçamaz, bir çita insandan çok
çok hızlı koşabilir, insanoğlu,
bir köpek kadar koku alamaz
vs.
İnsana verilen eşref-i
mahlûkat sıfatı, insanın
bedensel özellikleri sebebiyle
kazandığı bir sıfat olmadığı için
bedenine ait bazı yeteneklerin
diğer canlılardan geri olması da
eşref-i mahlûkat payesine halel
getirmez.
İnsanoğlu, eşref-i mahlûkat
payesini, Rabbini tanımak,
bilmek, onu zikir ve ona kulluk
etmek karşılığı aldığı için, bu
payenin kaybı da, bu taah-
hütlerin yerine getirilmemesi
ile olacaktır. Zaten bu durum
Kur’an-ı Kerimde de birçok
yerde açık şekilde belirtilmiş,
insanoğlu ile ilgili marj, kendi
niyet ve ameline bağlı olarak,
eşref-i mahlukat manasındaki
yaratılanların en şereflisi olmak
makamı ile hayvanların da aşa-
ğısı olan, esfel-i safilin derecesi-
ne inmek olarak açıklanmıştır.
İnsan, rabbine karşı kulluk
taahhüdünü yerine getirdiği
sürece, eşref-i mahlûkat nokta-
sına doğru yükselişi sürerken,
kulluk taahhüdünü ihmal, hele
de inkâr ettikçe, esfel-i safiline
doğru yuvarlanıp, inecektir.
Saymış olduğunuz elleri, beyni,
dik duran omurgası, nispeten
kürksüz derisi olsa da, insan
için, eşref-i mahlûkat olma
vasfı, bedeni donanımı ile sahip
olduğu, her halükarda elde
tutulan bir hak değildir sizin
anlayacağınız.
İslam’da sizin iddia ettiğiniz
gibi, ne insan bedeni ne de baş-
ka hiçbir şey mutlak manada
kutsal kabul edilmemiştir. İnsan
bedeni de dâhil, gören göz
için zerreden küreye kadar her
şey gördüğü işleve uygun bir
şekilde, mükemmel olarak yara-
tılmıştır ve her şey yaratıcısına
hürmeten saygıyı hak eder.
Yaratılanı severiz yaratandan
ötürü” sözü bu anlayışın özlü
beyanıdır.
Yukarıda, kısaca ve gayet
basit olarak açıkladığımız soru-
larınız ile ilgili olarak yazınızda,
soruları nihayetsiz çoğaltabiliriz,
sonuç hep aynı çelişkidir. Bura-
daki soruların mantıklı cevapları
genellikle yoktur, zira “eşref-i
mahlukat” olmak ile biyolojik bir
mahluk olma arasındaki ilişki
üzerinde hiçbir zaman detaylı bir
şekilde düşünebilmiş değiliz” şek-
lindeki gülünç iddianız ile güya
içeriden konuşan biri olarak,
İslam âlemine ait bir çelişki,
bir eksiklik yada kafa karışık-
lığı varmış gibi yansıtmaya
çalışsanız da, aslında bu çelişki
ve kafa karışıklığı, şahsınıza ait
bir durumdur.
Zira bu konular, İslam âlemi
tarafından 1400 yıl önce, ilk
derste görülmüş/çözülmüş,
gayet basit, herkesin tatmin
olduğu, hiçbir zaman sorun
olmamış konularıdır. Eşref-i
mahlûk (yaratılmışların en
şereflisi) olma durumu, insanın
Allah’a bakan yönü iken, biyo-
lojik bedeni ile ilgili konular in-
sanın dünyaya bakan yönüdür.
Bu kadar da basittir. Çelişkisi,
kesişmesi, kafa karıştıran bir
yönü yoktur.
Yazınızı bir bütün olarak
değerlendirdiğimde,Müslüman
olduğunuz ile ilgili beyanınızı
çok değerli bulmakla birlikte,
İslam ile henüz yüzleşmedi-
ğinizi, İman ve itikad ile ilgili
en basit ve dine giriş kapısı
olma yönüyle de en önemli
konularından bile çok habersiz
olduğunuzu görmek benim
için üzüntü kaynağı olmuştur.
Müslüman olduğunuz ile
ilgili kendi beyanınıza istinat
ile bu eksikliğinizi tezelden
gidermenizi tavsiye ve temenni
ediyorum. Bu eksikliği gider-
dikten sonra aynı konulara
tekrar dönüp baktığınızda çok
farklı şeyler göreceğinize emin
olabilirsiniz.
Selamlar.
SinanÖzdemir.
Bu mesaj, dergimizin diğer bazı
yazarlarına gönderilmiş, ama neden-
se tarafıma ulaşmamıştı. Neyse ki
diğer arkadaşlarımız sayesinde ben
de bu tepkiden haberdar oldum.
Şimdi maddeler halinde bir kaç
noktayı beyan edeyim:
1.
Öncelikle yazının genel
psikolojisine değinelim. Bu yazı
öfkeli” bir üslupla yazılmış bir yazı.
Peki, yazar neye kızmış? Benim
fikirlerimi kaleme alarak, genel ya-
yın yönetmenliğini üstlendiğim bir
dergide yayınlamama! Bu kızgınlık
gerekçesi bile başlı başına sorunlu
bir psikolojidir ve benim açımdan
bunun nedenini anlamak hiç de zor
değil. Zira tabulara dair beklenme-
dik sarsıntıların bazı ruhlarda ne
depremler yarattığını çok iyi bilirim.
2.
Öncelikle sağ olsun, Sinan
Özdemir Beyefendi kendini tanıtmış
ama, bendenizin sadece adını ve
soyadını Google’a yazarak “Bu
yazar kimdir?” sorusunun cevaını
araştırma zahmetine girmemiş gibi
görünüyor. Öncelikle meslek olarak
bir biyolog, histoloji ve embriyoloji
(
doku ve embriyo bilimi) bili uzmanı
(
MSc) insan fizyolojisi doktoru
(
PhD), tıp fakültesi öğretim üyesi
(
doçent) ve bir yazar olduğumu
öğrenmek, bu günün imkanları
ile aslında hiç de zor değildir. Bu
bilgileri böbürlenmek için değil,
bana evrim ile ilgili yazım üzerinden
veryansın eden arkadaşımızın
mesleki kariyerine göre, bu konuda
yeterince eğitimim olduğunu an-
latmak için zikrettim. Evrim konusu
lisans eğitimimin her döneminde
temel bir konu olarak var olmasının
yanı sıra, sırf “evrim” adlı bir dersi
yıllarca almışlığım vardır. Bundan
sonraki akademik kariyerimde ise
sürekli olarak “insan bedeni ve bu
bedenin çalışma esasları”nı temel
alan “fizyoloji” alanında çalıştım. Ev-
rim hakkında bir şeyler yazmak için
daha ne yapmam gerekir, açıkçası
ben bilemiyorum. Beni “hücre biyo-
lojisi uzmanı” olduğunu söylediği
Prof. Dr. Turan Güven hocamıza
yönlendirirken, aynı alanda benim
de ihtisas sahibi olduğumu Google
vasıtasıyla rahatlıkla öğrenebilirdi.
Görüyorum ki tercih bu yönde
olmamış.
3.
Mühendis ve ekonomist
olan Sinan Özdemir Bey konuyla
ilgili kendinden bu kadar emin iken,
benim yazdıklarıma kızması ise başlı
başına ilginç bir tezat oluşturmuş.
Ben yazımda bahsettiğim “Allah
adına anlamaya çalışan” insanlardan
birisi olmaya gayret ediyorum ve