Page 55 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

53
aralık
2012
antropolojinin verilerinden ancak bu kadar
çarpık bir açıklama çıkarılabilir.
En basit bir canlıyı tanıyan bir biyologun,
insan” denilen karmaşık bir varlığı, ilkel bir
hayvansal atadan doğal seçilimin ve tesadüf-
lerin inşa ettiğini söyleyebilmesi mümkün
değildir. Bu, ancak hayat hakkında hiçbir
bilgiye sahip olmayan birilerinin saçmalık-
ları olabilir. İnsana özgü biyolojik, ruhsal
ve zihinsel-entellektüel donanım hep inkâr
edilmektedir.
Zigot” denilen hücreden (yumurta ve
spermin birleşmiş hali) belli bir program ve
düzen içinde ardışık bölünmelerle insanın
nasıl inşa edildiğini gören birinin, bu olup
bitenleri tesadüfle açıklaması, onun aklın-
dan bir zorunun olduğunu gösterir. Bıra-
kınız insan gibi karmaşık bir varlığın tesa-
düflerle inşasını, ondan daha basit bir DNA
ve protein molekülünün bile tesadüfle inşa
edilmesi imkânsızdır. Bir hücrenin rastgele
inşası ve mükemmel bir organizasyona ge-
lebilmesi için bırakınız milyon yılları, dün-
yanın yaşı bile yetersiz kalır.
Batılı bilim adamları ve onların kötü bir
taklitçisi olan yerli takipçiler, akıllara dur-
gunluk veren fikirlerini etrafta “bilim” diye
yutturmaya çalışıyorlar. Bunlar hiç insan
için “verili” bir özelliğin olduğunu dile ge-
tirmedikleri gibi, insanı doğal seçilimin inşa
ettiğini iddia ediyorlar. Galiba aklın dibe
vurması denilen şey bu olsa gerek. Aşağı-
daki alıntıları okuyunca sizler de bana hak
vereceksiniz.
Clifford T. Morgan, “Psikolojiye Giriş”
[3]
adlı meşhur kitabının “Evrim, Genetik ve
Davranış” bölümünde insanı şöyle tanım-
lıyor: “Kendimizi meleklere çok yakın bir
düzeyde görsek bile hayvan türünden olduğu-
muzu unutmamamız gerekir. Adımız Homo
sapiens’tir. Evrim sürecinde binlerce yıl boyun-
ca biçimlenmiş psikolojik yetenekleri ve beden
yapıları olan ilginç yaratıklarız.” “…Dola-
yısıyla hayvan yanımızın veya genetik ana
yapımızla ilgili davranışların da araştırılması
gerekmektedir.”
Harvard Üniversitesi’nden Robert L.Tri-
vers, Richard Dawkins’in “Gen Bencildir”
[4]
adlı eserine yazdığı bir önsözde şu görüşlere
yer veriyor: “Şempanze ve insanın evrimsel
geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99,5’i ortaktır;
yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğri
büğrü, insanla ilişkisiz, tuhaf bir yaratık ola-
rak bakar ve kendisini mutlak yaratana erişme
yolunda bir basamak taşı olarak görür. Ev-
rimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü diğer
bir türden üstün kılacak hiçbir nesnel dayanak
yoktur. Şempanze ve insan, kertenkele ve man-
tar, hepimiz, üç milyar sene kadar önce doğal
seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içerisinde
evrimleştik.” (…) “Bizi doğal seçilim inşa et-
miştir ve eğer kendi kimliklerimizi kavraya-
bilmek istiyorsak, anlamamız gereken de bu
doğal seçilimdir.”
Biyolojide önemli bir bilimsel keşfin sahi-
bi olanMahlon B.Hoagland,“HayatınKök-
leri”
[5]
adlı kitabında, hayatın bir “rastlantı”
ile meydana geldiğini her bölümde tekrarlı-
yor ve şu fikirlere inanıyor: “…Evrimde her
adım rastlantıya dayanan bir olaydır, bu ne-
denle önceden bilinemez. İnsanlar dâhil bütün
canlı yaratıklar, son derece rastlantısal olay-
ların ürünüdür. Denebilir ki insanlar olarak
bugün kendimizi tanıdığımız biçimimiz son
derece ender bir rastlantıdır.” (…) “Değişme ve
doğal seleksiyonun insan varlığını açıklamak
için ‘yeterli’ olduğunu söyleyerek bitiriyoruz.”
Aklı dibe vurduran bir alıntıyı ise Ric-
hard Dawkins adlı -sözüm ona- bir bilim
adamından (!) yapıyorum. “Gen Bencildir”
adlı eserinde şöyle diyor: “Bir gezegendeki
zeki varlıklar, gün gelir, kendi varlıklarının
nedenini soracak yaşa gelirler. Eğer günün
birinde uzaydan dünyaya üstün yaratıklar
gelirse, uygarlığımızın düzeyini değerlendir-
mek için soracakları soru şu olacaktır: ‘Evrimi
keşfettiler mi?’ Canlı organizmalar üç bin mil-
yon yıldan (3 milyar yıl, demek istiyor) daha
uzun bir süre dünya üzerinde var oldular ve
neden yaşadıklarını hiç bilemediler, ta ki güneş
doğana ve ışınları bir tanesine ulaşana dek…
Bu kişinin adı Charles Darwin’di… Dürüst
olmak gerekirse, başkaları gerçeği belli belirsiz
sezmişlerdi. Ancak ilk kez Darwin, neden var
olduğumuzun tutarlı ve kabul edilebilir bir
açıklamasını yapmıştır.”
[6]
Son alıntıyı da Batılı bilim adamlarının
yorumlarını -birkaç kelime değişikliği yapa-
rak- taklit eden ve özgün bir fikir üretme-
ye yeltenmeyen Prof. Dr. Ali Demirsoy’un
Kalıtım ve Evrim” adlı -tuğla gibi kalın-
kitabından yapmak istiyorum. Demirsoy
şöyle diyor: “Birçok kişi insanları hayvanlar
âleminin içinde değerlendirmenin küçültücü ve
aşağılatıcı olduğuna inanır ve insanları tüm
diğer hayvanlardan ayrı olarak değerlendir-
meyi yeğ tutar. Fakat bugünkü bilgilerimizin
ışığı altında, insanların diğer hayvanlardan
belirli derecelerde farklılaştığını ama onlardan
tamamen ayrı bir özellik göstermediklerini de
biliyoruz.” (…) “ Hayvan türlerinden biri ola-
rak biz insanlar, diğer türler gibi evrim yasa-
larına uyarız.”
[7]
Yukarıda sıraladığım alıntılar, Batı me-
deniyetinin ve düşünce sisteminin insana
bakışını -hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak
şekilde- ortaya koymaktadır. Böyle bir me-
deniyetin merkezinde hayvansal bir atadan
evrimleşmiş ve her an bu hayvansal davra-
nışlarına dönüş yapabilecek sorumsuz bir
insan modeli bulunmaktadır. Bu insan, an-
cak dünyevi kanunlar, toplumsal baskılar ve
organize olmuş güçlerle hizaya getirilebilir.
İşte bizimmedeniyetimizle Batı medeniyeti
arasındaki temel fark, insana bakışta ve in-
sanlık anlayışında ortaya çıkmaktadır. Bu-
nun için bilim ve teknoloji, Batı’nın elinde,
20’
inci ve 21’inci yüzyılın en kanlı savaşları
için bir araç haline gelmiştir.
Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları
icat edip insanlar üzerinde ilk kullananlar
da Batılılardır. İşkencelere, soykırımlara ve
toplu katliamlara (Almanya’da holokost,
Rusya’da pogromlar) kalkışmaları ve in-
sanlık dışı zulümlere duyarsız kalmaları, bu
çarpık “insanlık anlayışına” dayanmaktadır.
Batı’nın tek anladığı şey güçtür. Darwin’in
doğal seçilim”teorisi, içine yerleştirdiği “güç-
lüler yaşar, zayıflar elenir” şeklinde özetlenen
fikirleri, Batı’nın hayat felsefesini yansıt-
maktadır.
İnsan, içinde yaşadığı evrende, çok sayıda