Page 53 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

51
aralık
2012
Onların gözünde bu teori sadece biyolojik
olayları değil; fizik, astronomi ve kozmoloji
alanlarında da kullanılan saf aklın üretti-
ği “evrensel bir yasa” olarak görülmektedir.
Tabiî ki gerçek durum bu değildir. Evrende,
evrenin her bir parçasında ve tabiî ki canlı
dünyada bir “değişme” vardır ve hiçbir şey
bir dakika önceki gibi değildir.
Belki bir teori, zorlama yorumlar ve ör-
gütlü girişimlerle belli bir yere kadar tutu-
nabilir ama bu tutunma fazla uzun sürmez.
İnsanlık tarihinde her şeyin saf akılla çözü-
lebileceğini iddia eden ve zihinlerinde inşa
ettikleri düşünceleri “mutlak gerçeklerle”
karıştıranlar olmuştur. Bazen de bu zihinsel
yanılsamalarını körü körüne ve inatla savu-
narak gerçeğin anlaşılmasını zorlaştırmış-
lardır. Evet, “gerçeğin anlaşılmasını zorlaştır-
mak veya geciktirmek” insanlık tarihinde her
zaman karşımıza çıkan ilkesiz ve tutarsız bir
eylem biçimidir.
Biyosferdeki bugünkü canlı çeşitliliğinin
evrim teorisi” ile açıklanması mümkün
değildir. Materyalist-ateist bilim adamları,
gerçeğin anlaşılmasını engellemek, engel-
leyemezlerse geciktirmek ve insanlara bilim
adına yanlış şeyler söylemektedirler. Bu tür
davranışlar insanlık tarihinde yeni değildir.
Sadece içinde yaşadıkları çağın imkân ve
şartlarını kullanarak varlıklarını sürdürürler.
Birkaç bilgi kırıntısı ile evrenin tüm sırlarını
çözdüklerini sanan bu insanların fazla zeki
olmadıkları da aşikâr. Çünkü zeki olan bir
insan “Evrimin ışığı olmadan biyoloji anla-
şılamaz” gibi ideolojik bir dayatma içinde
olamaz. Şahsen ben, evrimin ışığı olmadan
biyolojiyi çok daha iyi anladığım kanaatin-
deyim.
Darwin ve “canlıların
evrimi” konusu
Bilim dünyasında “evrim teorisi” ve daha
da özel olarak biyolojide “canlıların evrimi”
denildiği zaman, ilk akla gelen kişi hiç şüp-
he yok ki Darwin’dir. Zamanımızdan yakla-
şık 180 yıl önce (1831 yılında) yaptıklarına
ve yazdıklarına baktığımızda, gerçekten
bunu hak eden kişilerden biridir. İngiltere
Krallığı’na ait Beagle adlı bir gemiyle gitti-
ği Güney Amerika’nın batısındaki volkanik
Galapagos adalarında bitki örtüsü ve hayvan
çeşitliliği (özellikle sürüngenler ve kuşlar)
üzerinde gözlemler yaptı. Beş yıl süren araş-
tırma ve yolculuğun sonunda İngiltere’ye
döndü (1836) ve topladığı örnekleri biyo-
sistematikçilerle değerlendirerek bunların
Galapagos adalarına özgü türler olduğunu
öğrendi. Bu adalarda yaptığı dikkatli göz-
lemlere ve elindeki diğer verilere dayanarak
canlı çeşitliliği ile ilgili fikirlerini 22 yıl son-
ra “Türlerin Kökeni”(The Origin of Species)
adlı kitabında derli toplu bir araya getirdi.
Bu kitap hem Darwin’in zamanında, hem
de Darwin’den sonra çok tartışıldığı gibi,
Dünyayı Değiştiren Kitaplar” listesinde de
yerini aldı.
Darwin gözlemleriyle ilgili yorumlarını
tüm canlı dünyaya uyarlamaya çalışırken,
İngiliz iktisatçı ve istatistikçi Thomas R.
Malthus’un “Nüfus İlkesi Üzerine Deneme”
adlı çalışmasından da çok etkilendi. Malt-
hus bu denemesinde dünyadaki gıda üreti-
minin aritmetik olarak, doğal nüfus artışının
ise geometrik olarak arttığını ve gelecekte in-
sanların besin maddesi sıkıntısı içine girece-
ğini ve bunun için kıyasıya bir ölüm-kalım
savaşı yaşayacaklarını söylüyordu.
Gerçekten de daha sonraki yıllarda insan-
lık büyük savaşlar yaşadı ama bu savaşların
temel sebebi ne gıda üretimi sorunuydu, ne
de nüfus patlaması. Savaşlar dünya nimetle-
rindeki daralmadan dolayı değil,bilakis her-
kese yetecek kadar bol olan dünya nimetle-
rinin paylaşılamamasından kaynaklanıyor-
du.Bir başka ifadeyle açgözlülük ve dünyaya
hâkim olma hırsıydı insanları savaşa sürük-
leyen. Darwin, Malthus’un denemesinden
etkilenerek canlıların tabiatta kıyasıya bir
var olma savaşı” verdiklerini düşündü. Yani
bir gözlemden ziyade, okuduğu bir eserden
yaptığı çıkarsamaydı bu.Var olma savaşında
güçlü olanlar hayatta kalacak ve nesillerini
devam ettirebilecekti. Biyolojik donanımı
ile ortama uyum sağlayamayan, beslenme ve
üreme rekabetinde güçlü olamayan bireyler
ise eleneceklerdi. Tabiatın gerçekleştirdiği
bu olaya Darwin “Doğal Seçilim” (Natural
Selection) adını vermişti. Yani Darwin’e göre
tabiat her zaman güçlüden yanaydı ve se-
çim mekanizması durmaksızın çalışıyordu.
Darwin’in kuzeni Francis Galton, Türlerin
Kökeni kitabında öne çıkan “doğal seçilim” ve
en iyilerin hayatta kalması” fikrinden ilham
alarak “soy ıslahı” anlamına gelen “öjenik”
(
Eugenics) bilimi ile ilgili ilginç fikirler ge-
liştirdi.
Nasıl ki “doğal seçilim” yoluyla canlıların
en güçlüleri seçilip zayıflar eleniyorsa, Gal-
ton da insanların zihinsel ve fiziksel kalite-
sinin kalıtımsal olduğunu ve insan türünün
genetik yapısının “yapay seçilim” (artifical
selection) yoluyla iyileştirilebileceğini savu-
nuyordu. Uygun kalıtsal özellikleri taşıyan