Page 49 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

47
aralık
2012
bu tip zihniyetler, Atatürk’ün adını kulla-
narak, insanları Atatürk’ten soğutuyorlar.
Atatürk’ü kendi siyasi ve kişisel hedeflerinize
alet etmeyin.
Mahalle baskısı”diyorlar ama galiba bun-
lar uzayda yaşıyorlar, ara sıra dünyaya geli-
yorlar. Kardeşim! Bu ülkede başındaki örtü
yüzünden eğitim alamamış binlerce kadını
neden görmüyorsunuz? Çalışamayan bin-
lerce kadını neden görmezden geliyorsunuz?
Tabiî sadece sizin ve sizin gibi düşünenlerin
yaşamaya hakkı var, öyle mi? Herkes birbiri-
ne saygılı olacak arkadaş!
İnsanların, inançları için taktıkları, yaşa-
dıkları bir eyleme sen nasıl “Rahatsız edici”
dersin, nasıl bu hakkı kendinde görebilirsin?
Bu düpedüz bencillikten başka bir şey değil.
Ayrıca Pınar Altuğ bunlara kafa yoracağı-
na, önce kendi sunduğu programa baksın.
Bu ülkede ayı oynatmak yasak, ama çocuk
oynatmak serbest. Ve böyle bir programın
sunuculuğunu da kendisi yapıyor. Ufacık ve
daha yeni ergen olmuş kız-erkek çocuklara
televizyonlarda göbek attırmak, şarkı söy-
letmek, göbeğini açmak, kadınlaştırmak vs.
bunlar ne oluyor acaba? Kendi kızını böyle
bir yarışmaya sokar mı? Çok merak ediyo-
rum doğrusu.
Evet, o sabah gerçekten “Uyan Türkiye”
oldu. Gerçekten, milletçe uyanalım ve bize
neler yapılmak istendiğini, yapıldığını göre-
lim artık! Televizyonun “eğitim ve iletişim
aracı” olarak kabul edildiği bir eğitim siste-
minde, bizde televizyonun “eğlence aracı”
olması en acı gerçeklerimizden birisidir. Bu
büyülü ekran gerçekten büyülü ki, insanları
insanlıklarından çıkartabiliyor.
Biz evlilik programları ve dizileri eleşti-
rirken, çok daha önemli olan, çocukların ya-
rıştırıldıkları programları çok fazla gündeme
getirmiyorduk. İşte Pınar Altuğ’un bu başör-
tüsü ile ilgili açıklamaları ile bu konu bir kez
daha gündeme geldi. Ufacık çocukları süsle-
yip püsleyip, kadınsı bir hale getirip, bir de
üstüne kıvır kıvır oynatmalarına tüm toplum
seyirci kalıyor. O çocukların olması gereken
yerler gerçek yetenek yarışmaları olmalı.
Bir bölümünde 8-9 yaşında bir kız çocu-
ğunu giydirip sahneye atmışlar ve “Yedi Ko-
calı Hürmüz” şarkısını söyletiyorlar. O çocuk
nasıl kıvırıyor, nasıl kadınsı işveli hareketlerle
sahne şovu yapıyor?! Görünce “İçim acıdı!”
demek yanlış olmaz.Aynı yarışmada, üç sene
önce, 8-9 yaşında yarışmaya katılmış, şimdi
yeni serpilmiş olan kız da aynı bir sanatçı gibi
döktürmez mi?! Bir de üstüne kız şarkının
sonunda “Evet, âdet yerini bulsun” diyerek
bir kıvırmaya, dansöz gibi oynamaya başladı
ki resmen “Pes!” demiştim.
Sunucu, yani Pınar Hanım ve yorumcula-
rın da bu çocuklara “Aman aman, maşallah!”
diyerek üstüne verdikleri coşku da cabası…
Tabiî sunucu ve jüri için o yarışma, sadece bir
iş ve onlar aldıkları paraya bakarlar. “Heee…
Tabii maşallah!..”
Ne şimdi Pınar Hanım? Bir anne ve bir
kadın olarak bunlara alkış tutarken hiç mi
vicdanınız sızlamıyor? Fakat asıl garip olan,
ailelerinin çocuklarını o yaşlarında bu halle-
re sokmaları. O yaştaki çocukların duygusal
ve fiziksel dünyaları hayata dair tecrübelerle
gelişmeye başlayacak ve bu çocukların hedef
ve idealleri bu doğrultuda gelişecek. Ayrıca
bu çocukları televizyonlara alıştırdığınızda, o
çocuklarda gereksiz bir ego oluşup kendileri-
ni gerçekten ünlü zannedecekler. Çocukken
sevimli halleriyle ilgi görünce hep aynı ilgiyi
göreceklerini zannederek o hayatı benimse-
yecekler. Sonrasında aynı ilgi olmadığında
da televizyonlara çıkmak için, televizyonun
büyülü havasına girmek için, her şeyi yapabi-
lecek kadar bir bunalım içine girebilirler.
Onca yarışma programı oldu da ne oldu?
Kaç yarışmacı “star” oldu? Ben hatırlamıyo-
rum, ya siz? Özellikle kız çocuklarını küçük
kadınlar haline getirip dekoltelerle, makyajla
toplumun gözü önünde oynatmak,toplumun
gözü önüne sunmak, resmen bir “ÇOCUK
İSTİSMARIDIR” diyorum.
Hayır, bu ülkede ayı oynatmak yasaklandı
da ufacık çocukları olduklarından farklı bir
hale sokup oynatmak neden yasaklanmıyor?
Hayvan haklarını savunanları, -lütfen- bu
çocukların haklarını da savunmaları için
sokaklara ve ekranlara davet ediyorum. Ai-
leden Sorumlu Bakanımızı da bu konuda
yeni etkin ve önemli yaptırımlara davet edi-
yorum. Televizyon yapımcılarına diyecek bir
şeyim yok. Onlara ne diyeceğiz? Onlar için
her şey bir iş, bir proje… Asıl ailelere sesle-
niyorum: Biraz ellerinizi vicdanınıza koyun
ve kendinize gelin! Bir anne ve babanın en
değerli varlığı evladıdır. Fakat maalesef, anne
ve babaların kendi elleriyle çocuklarını ateşe
atmalarına da işte böyle şahit oluyoruz.
Gerçekten millet meşhur olma delisi mi
olmuş, ne? Okullardaki dini eğitimleri erken
ve gereksiz bulanlar küçük çocukların aynı
yaşlarda kıvırmalarına neden karşı çıkmıyor-
lar? Birileri ha bire cemaatleri eleştirip duru-
yor. Dindar nesillerden korkup dini hayatın
içinden çıkarmak için çalışanlar da var. Ço-
cuklarımız televizyonlarda çıkıp kıvıracağına,
sokaklarda köşe başı tutup çete olacağına,
gidip cemaatlerde saf tutsunlar daha iyi!..
(
Tabiî Allah’ın rızası dahilinde yola çıkmış
cemaatlerden söz ediyorum.)
Tabiî ki çocuğunuzun müzik ve eğlence
gibi hobileri olmalı ama böyle değil. Bu ya-
rışmalarda çocukların yetenekleri ortaya çı-
karılmıyor, bu yarışmalarda çocuklar reyting
ve para uğruna kullanılıyor, istismar ediliyor.
Ve özellikle kız çocuklarının hareket, tavır ve
kıyafetleriyle cinsel olarak da istismar edildi-
ğini söylemek ne kadar yanlış olur acaba?
Ey aileler iyi dinleyin! Bu çocuklar yarın,
bir gün sizi takmazlarsa, okumazlarsa, ço-
cuklarınıza söz geçiremezseniz, hiç onları
suçlamayın. Siz, bu yaşlarında onlara bu
imkanı verip bir de alkışlarsanız, sonuçlarını
da katlanırsınız! Ve RTÜK… Lütfen, artık
müdahale et! Bir taraftan gelecek nesiller için
çalışılırken,diğer taraftan gelecek nesiller göz
göre göre ziyan ediliyor.
Kısacası, ülkece sistemin içinde toplumsal
ve bireysel olarak bindiğimiz dalı kesiyoruz.
Ve son olarak şunları söylemek istiyorum:
Herkes haddini bilecek! Biz soyunanlara say-
gı duyuyoruz ya, giyinenlere de herkes say-
gı duyacak. Ve biz tesettürlü kardeşlerimizi
savunuyoruz diye bize yobaz diyenlerin asıl
en büyük yobaz olduklarını da çekinmeden
söylüyorum.Başörtüsüne laf söyleyenlere son
sözüm: Siz kurban olun o başörtüsüne!