Page 45 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

43
aralık
2012
Toplum
haber
ajanda
Doç. Dr. Serhat Atabey
20
12’
nin son zamanlarını
yaşıyoruz. Bir sene daha
arka da kalıyor. Peki, za-
manın görüntüsü nasıl?
Gündemde neler var?
Küresel ısınma, buzulların erimesi, açlık ve
susuzluk tehlikesi, nükleer tehditler, yaygın-
laşan hastalıklar, felaketler, ülkelerin içinde
bulunduğu ekonomik kriz, fakir ve zengin
arasındaki gelir dengesizliği,insanlığın insanî
hususiyetlerini yitirmesi, savaşlar, katliamlar,
ölümler… Zalim İsrail’in Filistin’e yaptığı
zulüm, dünyanın birçok yerindeki Müslü-
manların perişan hali…Türkiye’nin etrafın-
da yanan ateşler, PKK terörü, Kürt meselesi,
artan siyasi belirsizlik, toplumsal ayrışmalar,
anayasa değişikliği, cumhurbaşkanlığı seçi-
mi…Ve daha sayamadığımız binlerce iç ka-
rartıcı mesele. Ve klasik sorumuz: Ne olacak
bu dünyanın hâli?
İnsanoğlu hep en yakınındaki olayları
önemser,ciddiye alır,abartır.Hele bir de ufku
kendi ömrüyle sınırlıysa, ona göre dünyanın
en önemli zamanı, içinde bulunduğu andır.
Hâlbuki bu dünya ne meseleler görmüştür.
En basitinden Cengiz Han gibi bir adam
gelip geçmiştir bu dünyadan, doğuyu ve batı-
yı birbirine katmıştır. Girdiği her yer, tarihte
emsaline az rastlanan bir felakete sahne ol-
muştur. Acılar asırlarca nesilden nesle akta-
rılmıştır.Bunlar tarihin yazdıkları tabiî ki.Bir
de unutulanlar, tarihin aktaramadıkları var.
Bir gerçek var ki, hiçbir zaman sorunsuz
bir dünya olmayacak. Geçmişte de olmadı
zaten. Düşünün, biz Müslümanların “Asr-ı
Saadet” olarak gördüğü dönemde Peygam-
ber Efendimiz (S.A.V.) acıların en büyükle-
rini yaşamadı mı? Müslümanlara eziyetlerin
en beterleri yapılmadı mı? Demek ki insanlık
var oldukça iyinin ve kötünün mücadelesi hiç
bitmeyecek. Peki, bu durum karşısında bir
insanın ferdî olarak kendini konuşlandıraca-
ğı yer neresi olmalı?
Dünya ve ülke meseleleriyle hayli içli dışlı
olurken, aslî vazifelerimizi kaçırıyoruz sanki.
Hepimizin günleri sayılı, vakti sınırlı.Yaşadı-
ğımız her anın, aldığımız her nefesin hesa-
bını vereceğiz. Hayatımız boyunca mücadele
ederek dünyadaki tüm savaşları durdursak,
zalimleri cezalandırsak, nükleer tehdidi or-
tadan kaldırsak hesabımız çok mu kolay
olacak? Devletin tüm kademelerine “bizim
ideolojiden” insanları doldurduğumuzda, sis-
temi ele geçirdiğimizde kendimizi kurtarmış
mı olacağız?
Buradan bu tür meselelerle uğraşmayı
küçümsediğim ya da önemsemediğim neti-
cesi çıkarılmasın. Dünyanın neresinde olursa
olsun, kötüye ve kötülüklere karşı bir tavrı-
mız olmalı elbette. “Bir kötülük gördüğünüz
zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle
düzeltin, ona da gücünüz yetmezse kalbinizle
buğz ediniz”tavsiyesinin temel ilkemiz olma-
sı lazım.
Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta,
evrensel meselelerle, dünya ve ülke siyase-
ti ile meşgul olurken, kendimize en yakın,
hatta kendi nefsimizle ilgili problemlerin
çözümüne zaman ayırmayışımızdır. Büyük
işlerin şaşası bizi asıl sorumluluğumuzda
olan işlerden alıkoyuyor. Dünyayı kurtar-
maya çalışırken kendimizi ihmal ediyoruz.
Televizyonlarda, medyada, kamuoyu önün-
de ettiğimiz laflar ve yaptığımız eylemler
ile arka sokaklardaki hal ve hareketlerimiz
birbirleriyle örtüşmüyor.
İsrail’in zulmünü bas bas bağırarak kınıyo-
ruz, eylemler yapıyoruz. Ancak diğer tarafta
en yakınımızdakilere, anne ve babamıza, eşi-
mize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza zulme-
diyoruz. Amerika’nın dünyayı sömürmesine
karşı çıkıyoruz ancak kendimizin sömürdü-
ğü kul hakkının haddi hesabı yok. Dünyada
hakkın ve hakikatin hâkim olması için çalış-
tığımızı zannediyoruz ama kendimize bak-
tığımız zaman sahtekârlık, yalan, dolan, hile,
düzenbazlık batağındayız. Dünyadaki Müs-
lümanların haline ağlıyoruz ama ne yazık ki
kendi ağlanacak halimize gülüyoruz. Dün-
yayı kurtarmaya çalışırken kendi paçamızı
kurtaramayacağız diye korkuyorum!
Öncelikle adam etmemiz gereken kişi, as-
lında kendimiz değil miyiz? En çok onun-
la mücadele etmemiz gerekmiyor mu? İlk
olarak kendi hesabımızı vermeyecek miyiz?
Kendimiz ile dünya meseleleri arasında
dengeyi iyi kurabilmemiz gerekir. İşin kendi
tarafımızda problem varsa, diğer meselelerle
hemhâl olmamızın anlamı yok, faydası da
yok. Ama başlangıç noktasını kendimiz ola-
rak ele alır, düzelmeye ve düzeltmeye oradan
başlarsak, diğer meselelere de buradan baka-
rak bir çözüm arayışı içinde olursak, dünya
düzelmemiş olsa bile biz üzerimize düşeni
yapmış oluruz.
Kendimiz ile dünya meseleleri arasında dengeyi iyi kurabilme-
miz gerekir. İşin kendi tarafımızda problem varsa, diğer mesele-
lerle hemhâl olmamızın anlamı yok, faydası da yok. Ama başlan-
gıç noktasını kendimiz olarak ele alır, düzelmeye ve düzeltmeye
oradan başlarsak, diğer meselelere de buradan bakarak bir çö-
züm arayışı içinde olursak, dünya düzelmemiş olsa bile biz üze-
rimize düşeni yapmış oluruz.
Dünyayı kurtarayım derken…