Page 37 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

35
aralık
2012
mada bile ikna usullerine müracaattan baş-
ka bir yol yoktur. Bunun da en tesirli tarzı
vesikalarla ve sağlam mantıkla muhataba
hitap etmektir.
Geçmişle alakalı bilgilenme, ancak nak-
ledilen rivayetler yoluyla olmaktadır. Fakat
çok çalkantılı bir baskı devri söz konusu
ise, rivayetler sadece tek kaynaktan geliyor
ve aykırı nakiller yasaklamalara ve takiba-
ta uğramış ise ne olacak? Mesela, Türkiye
toplumu bir asırlık yakın tarihini sadece iki
kişiden öğrenmek durumunda kalmış ve
yaklaşık doksan sene boyunca nesilden nesle
bu tek yanlı bilgileri tekrar ederek gelmişse,
artık adeta genlere işlemiş bu bilgilerin doğ-
ru olmayanlarına dair alternatif görüşleri bu
topluma -“kral çıplak” diyebilme cesareti
göstererek- nasıl sunabilirsiniz? Evet, zor
ama çözülmesi elzem bir meseledir bu.
Bir cenahın gelmiş geçmiş en dehşetli
İslam düşmanı olarak bildiği kişi, bir başka
cenaha göre en büyük kurtarıcıdır. Bir ce-
maatin mehdi olarak bildiği zat, başkalarına
göre Ergenekon uzantılı sahte bir şeyhtir.
Birilerinin Türkler’in atası unvanıyla tapar-
casına izinden gitme çığlıkları attığı kişi,
başkalarına göre Türk bile değil, bir Yahudi
çocuğudur.
Mesela birisi diyor ki: “Arkadaş! Hadi
senin kabul ettiğin referanslarla, itibar et-
tiğin tarihi kaynaklara bakarak konuşalım.
Ezan yasaklanmış mı?” Elbette inkâr ede-
meyeceksin. Peki, sende nasıl bir iman var
ki ezanı yasaklayan bir cebbara taraftar çıkıp
üstelik bu yasağa gerekçe üretmeye çalışı-
yorsun? Cenab-ı Hakk Azze ve Celle’ye,
Hazret-i Peygamber’e (asm), Şeriat-ı Mu-
hammediyeye (asm), ümmetin birliğine ve
haysiyetine yapılan tecavüzleri hoş görebile-
ceğin, terazinin diğer kefesine koyabileceğin
ne var?
Tekke ve medreseler kapatılmış mı?”
Hayır diyemezsin ki… Nasıl bir iman-
dır sendeki? Dinini neşreden ve öğreten
müesseselerine saldıran bir diktatörlüğün
bu darbesine güya haklı gerekçeler bul-
ma telaşıyla sahip çıkıyorsun? Zamanın
âlimlerinin kimini asmış, kimini hapisler-
de süründürmüş. O kadar mason ve zındık
kâfir, Hıristiyan vs. varken, neden âlimlerle
harp etmiş? Senin imanın bunu nasıl kabul
ediyor? Ali Çetinkaya’nın Ankara İstiklâl
Mahkemesi ceza dağılım cetveline göre vi-
cahen, gıyaben ve müeccelen verdiği idam
kararlarının toplamı 2470’tir. Salben (ası-
larak) gerçekleştirilen idamlarda kadrolu
olarak görevlendirilen Keskinli Cellat Kara
Ali, Tanin Gazetesi’nde kendisiyle yapılan
bir röportajda “Ben Ankara’da 6128 kişinin
sehpada ipini çekmişim” diyor. Sense “Son
Devrin Din Mazlumları”nın, İskilipli Atıf
Efendi’nin, çuvala konularak asılan Erzu-
rumlu Şalcı Bacı’nın ve daha nicesinin ahi-
rette yüzlerine nasıl bakacağını hiç hesap
etmeyecek derecede bunların hepsine göz-
lerini yumuyorsun, öyle mi?
Anadolu köylüsüne “Atma Hamidiye
atma, vergi de vereceğuz, serpuş da giye-
ceğuz” dedirten, ağzından eksik etmediği
Maşallah” kelimesiyle bilinen Maşallah
Ali Efendi’ye son kez şapka giyip giyme-
yeceği sorulduğunda -şehadet getirdikten
sonra- “Benim adım Maşallah. Şapka giy-
mem inşallah!”dedirten zulüm hiç mi senin
kalbini kanatmaz ki, zalimden yana duruş
gösterirsin?
Bir başkası şöyle diyor: “Ey Alevi karde-
şim! Üç bine yakın Alevi vatandaşımızı köy
ve mağaralarda topa tutarak katleden birisi-
ni nasıl Hazret-i Ali ile yan yana koyarsın?
En büyük katilini nasıl tanrın derecesinde
kutsayabilirsin? Bak Koçgiri’ye… Sivas
ilimizin Zara ilçesinin merkezine bağlı
köylerden 76, Divriki ilçesinde 57, toplam
132
köy savaştaki düşman istihkâmları gibi
yakılmış, yıkılmış ve yüzlerce Alevi nüfus
öldürülmüştür. Bütün mal, eşya, zahire ve
hayvanları yağmalanmıştır. Binlerce nü-
fus dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten
ölüme mahkûm edilmiştir. Öldürülen ya da
can korkusuyla dağlarda saklanan kişilerin
aileleri ise Sivas’a sürülmüştür. Ve sen bun-
ların müsebbibi olan kişiyi İmam Ali’nin
temsilcisi olarak görüyorsun, bu nasıl iştir?
Bunlara benzer birçok ayrışma ve tartış-
ma, milletin kamplaşma sebeplerindendir.
Ayrılıkların odağını ise dost ve düşman ta-
nımı oluşturmaktadır. Bu da elbette doğru
bilgilenmeyle düzelebilecek bir meseledir.
Arşivlerin açılması, her şeyin konuşulabil-
mesinin önündeki engellerin kaldırılması,
ilmî istibdatın izale edilmesi milletin kenet-
lenmesini sağlayacaktır.Devlet erkânı, ülke-
nin huzuru için bu hususta bir an evvel kol-
ları sıvamalıdır. Bizlere düşen ise herhangi
bir anlayışın yobazı, mutaassıp, kör taklitçi
olmadan aklımızın kapılarını, pencerelerini
farklı bilgilere sımsıkı kapatmaktan vaz-
geçmek ve okumak, okumak, okumaktan
ibarettir.
Anadolu köylüsüne “Atma Hamidiye atma, vergi de vereceğuz, serpuş da giyeceğuz” dedirten, ağzından eksik etmediği
Maşallah” kelimesiyle bilinen Maşallah Ali Efendi’ye son kez şapka giyip giymeyeceği sorulduğunda -şehadet getirdikten
sonra- “Benim adım Maşallah. Şapka giymem inşallah!” dedirten zulüm hiç mi senin kalbini kanatmaz ki, zalimden yana
duruş gösterirsin?