Page 23 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

21
aralık
2012
timsah gözyaşları dökülse bile bu böyledir.
Millet sistemin değil,
devletin sevdalısıdır
Evet, bu millet devletine sevdalıdır. Ve
devletinin ebed müddet olduğuna inanmış-
tır. Çünkü gerek halen yaşadığı coğrafyada,
gerekse daha önce yaşadığı tarihi coğrafya-
larından edindiği tecrübeyle bilir ki, dev-
letin olmadığı yerde kuzgunlar cesedine
üşüşeceklerdir. Bunun içindir ki devletini
görünür kılan sistemler yıkıldıkça yeni bir
ruh ve yeni bir sistemle devletini yeniden
görünür hale getirmeyi başarmıştır. Bu coğ-
rafyadaki Selçuklu,Osmanlı ve Cumhuriyet
de bu milletin devletini görünür kılabilmek
için ortaya çıkardığı sistemlerin adıdır.
Daha açık bir ifadeyle, yıkılan ve yerine
kurulan yeni bir devlet değil, o devletin şe-
killenmesini, biçimlenmesini ve yapılanma-
sını sağlayarak onu görünür kılan sistemdir.
Bir başka deyişle, “soyut” bir kavram olan
devleti “somutlaştıran” sistemlerdir. Yani
Osmanlı, Selçuklu ve Cumhuriyet, bu mil-
letin değişik zaman dilimlerindeki devletle-
rinin değil, sistemlerinin adıdır. Çünkü bir
milletin tek bir devleti vardır. Bu aziz millet,
işte o tek devletin sevdalısıdır. Yoksa o dev-
lete bir elbise gibi giydirilen ve değişik isim-
ler altında karşımıza çıkan ya da çıkartılan
sistemlerin sevdalısı değil. Bunu öncelikle
bilmemiz gerekir.
Yine bilmemiz gerekir ki, devlet, mutlak
manada kayıtsız ve şartsız olarak millete da-
yanır. Yani milletin ürünüdür. Çünkü onun
ortak iradesinin, ortak gücünün, topyekûn
ortak varlığının bir simgesi olarak ortaya
çıkmıştır. Dolayısıyla düşünce planında
devlet, mutlaka güçlüdür ve güçlü olmak
zorundadır. Bu aziz millet -tarihi tecrübe-
siyle- bilir ki “devlet güçlü olmadığı zaman
dışta düşmanlar, içte şer odakları cesedine
üşüşecekler ve kendisini kuzgunlara leş ede-
ceklerdir”.
Devlet mutlaka adildir ve adil olmak
zorundadır. Bu aziz millet bilir ki, “adil ol-
mayan bir devlet, milletin fertlerini kafa ve
gönül birliği içinde bir arada tutamaz, do-
layısıyla güç kaybına ve zafiyete uğrar”. Bu
da bu devletin bu topraklarda yaşamasını,
ayakta durmasını ve şahsiyetini korumasını
güçleştirir.
Devlet mutlaka sevecendir ve sevecen
olmak zorundadır. Aksi halde bir impara-
torluk bakiyesi olan ve çok değişik etnik kö-
kenden oluşan bu milleti kardeşçe bir arada
tutamaz ve değişik bahanelerle onların bo-
ğaz boğaza gelmesini önleyemez.
Şimdi bir kez daha soralım: Derin dev-
let denilen illegal yapı, devletin gücüne güç
mü katıyor, yoksa devleti zafiyete mi uğra-
tıyor? Derin devlet denilen illegal yapı, bu
ülkenin insanları arasında adil bir yönetim
kurmanın mı, yoksa -zaten doğru dürüst iş-
lemeyen- yargı sistemini daha da bozmanın
ve adaleti dinamitlemenin mi peşindedir?
Derin devlet denilen illegal yapı, bu ülke-
nin insanlarına karşı sevecen bir davranış mı
sergiliyor, yoksa yazdığı ve uyguladığı senar-
yolarla onların arasında bin yıldır var olan
kardeşliği mi bozmaya çalışıyor? Mutlak
manada “yanlış” olan bir kavramı “doğruy-
muş gibi” sürekli olarak kullanmanın derin
devlet olarak nitelenen uru, tümörü, mik-
robu, çeteyi, darbecileri meşrulaştırmaktan
başka kime ne faydası var, söyler misiniz?
Bu bakımdan devleti bu aziz millete bıra-
kın ve devlet içine çöreklenmiş hain yapıyı
cismiyle isimlendirin ki kafalar karışmasın
ve devletin içindeki illegal pis yapı kendisine
taraftar bulmaktan ebediyen ümidini kessin,
olmaz mı? Devleti gerektiği şekilde anlaya-
bilmemiz, sevebilmemiz ve sevdalanabilme-
miz için çetelerin ürünü olan ve bu millete
derin devlet” olarak takdim edilen yapıları
da gayet iyi bilmemiz gerekir. Aksi halde
çeteleri derin devletin bir unsuru olarak gö-
rür ve devletten soğuruz. Bu da devletimi-
zin ayakta duruşunu zora sokar. Şimdilerde
isimleri bizden fakat cisimleri başka yere ait
olan iki kimliklilerin yapmak istedikleri işte
budur. Bunu bilmeli ve sistemin pislikleri ya
da kötü işleyişi yüzünden devlete küsme-
meli, gücenmemeliyiz.
Devleti görünür kılan
sistemdir
Devlet, mücerret bir kavramdır. Bunun
içindir ki en geri kalmışından en gelişmi-
şine, en dinsizinden en dindarına “devlet”,
insanın aklına gelen bütün güzellikleri
üzerinde taşır. Hiç kimsenin, dinlisinin
de dinsizinin de devletle bir problemi ol-
maz. Çünkü devletin eli, ayağı, kolu, bacağı
yoktur. Devlet sadece bir ve beraber olma
duygusunun iradeye dönüşmüş halidir. Bu
duygu bütün insanlarda vardır ve gördüğü-
müz ya da bize devlet olarak takdim edilen
kuruluşlarla, siluetlerle benim anlattığım
devletin uzaktan ve yakından hiçbir alakası
yoktur.
Bütün dünyada insanların problemi o
yapılardır ki -ben onlara sistemler diyo-
rum- bana göre, devletin sistemle birebir
örtüştüğü tek bir zaman dilimi vardır: O da
Peygamber Efendimiz’in ve ilk iki halifenin
zamanıdır. Yani Asr-ı Saadet olarak ifa-
de edilen zamanın tamamında bile sistem,
devlet ile tam olarak örtüşmemiştir. Çünkü
Hz.Osman ve Hz. Ali Efendilerimiz’in yö-
netim biçimine ve uygulamalarına sahabe-
nin içinden itirazlar vardır.
Burada şunu demek istiyorum: Devlet
mücerret/soyut/hayali bir şeydir. Onu gün
yüzüne çıkaran sistemdir. Sistemler ise, ne
kadar iyi kurgulanırlarsa kurgulansınlar,
devlette olması gereken güzelliklerin ta-
mamını hiçbir zaman tam olarak dışa yan-
sıtamazlar, yani icraata dökemezler. Ve bu
yansıtamayış çerçevesinde insanlarla sistem
arasında kavga başlar. İnsanların istediği,
devletin kendisine vermesi gerekenleri sis-
temin vermesi içindir. Sistemi yönetenlerin
ise bu, ya işlerine gelmez ya da istenenleri
yerine getirmeye güçleri yetmez.
Kısacası bu milletin sevdası olan devleti
ebed müddet çizgisinde yaşatabilmemiz
için güçlü kılmaya, devleti güçlü kılabilmek
için üzerine giydirilen ve devleti görünür
hale getiren sistemi olabildiğince insani-
leştirmeye, bu insani sistem çerçevesinde
devleti yuva sıcaklığında insanımıza takdim
etmeye ve sevdirmeye mecburuz.Bu da mil-
let olarak birbirimize hürmetle, muhabbetle
sarılmamızı gerekli kılar. Elbette kollarımızı
birbirimize karşı olabildiğince geniş açmak
ve yürek sıcaklığımızı birbirimize hissettire-
rek…